Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
EKMEK ARASI  Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012
 
Tıklım tıkıştılar. Şimdi kimsecikler yok. İki baştaki iki dükkân açık sadece, aradaki beş tanesi kapalı. Perçemi alnına maydanozmuş gibi dökülü çocuk –Cemal’e benziyordu- şu ortadaki, camında “Bizim Dönerci” yazılı olandaydı. Sıkılmıştım. Ne’den? Bilmem. Sebebi de yok. Öyle. Gidişler gelişler ürkütür beni, kalabalıklara katılmam, pazaryerleriyle ilişkim olmaz, gerekeni Turan alır, ben bilmem etmem. Katlı Pazar’mış, giriverdim. Ama iyi geldi. Ekim sonlarıydı. Isındım. Kamaştım. Bir tünelde, üst üste, yan yanaydı her şey. Renk renkti. Cıvıl cıvıl. Yatayına giden bir asansördeydik sanki. İçlerindeydim de, onları uzaktan seyredendim de. Sebzecilerde inmedim, marulcuları, soğan, patates satan köylüleri geçtim, bir an geldi, korktum galiba, bir merdivene rastlayınca üst kata çıktım. Katlı adı buradan olacak. Terziler vardı orada, tamirat yapıyor, penye dikiyorlardı. Arada konfeksiyoncular, iç giyimciler, çeyizciler. Beş kuruş etmez hiçbiri; tenhacaydı da, hızla uzaklaştım, öteki merdivenden indim, kalabanın sıcaklığına katıldım yine. Yufkacılar, peynirciler, baharatçılar… Yayıldım, dilimlendim, tarçın kokar oldum herkesle. Balıkçılar âlem! Apayrı bir pazar. Tezgâhlar dopdolu, insanlar da önlerinde. Bir harala gürele ki bayram yeri. Turan, balıktır. Hülyalı, romantik oldukları sanılır balıkların. Aşk birliktelikmiş, iç içelikmiş. Bu bücürler mi diyor bunları? Yassılar, kırmızılar, yoksa şu gözleri patlaklar mı? Yalan! Yalan dünyadan kaçarak çıktım, yine yolda tüneldeyim, herkesleyim, uçtan önce solda bir çıkış görüp kıvrıldım. İşte orada, sağımda, peş peşeydiler.
Tıklım tıkış. Pazarın gitmediğim kısmının dış yüzünde dönercilerdi. Direkli bir çarşıdaydılar. Direklerin içinde de, dışında da masalar. Karşılarında çocuk parkı, içinde oyuncaklar. Her yaştan çocuk kayıyor, zıplıyor, tırmanıyor… İçim açıldı. Masalar dopdolu. Yüzleri esmer, esmerden beyaz, asık, çatık, gözleri kara, yakın, kırılgan, başları bağlı, açıklarının saçları sarı, dalgalı, kulakları halkalı, kaşları kalkık, ince, altında velfecri okuyan gözler, dudakları etli, serbest, yani koyu kırmızı yahut siklamen rujlu kızlar, anneler, yengeler; sakallı, sakalsız, takkeli, çıplak başlı, mintanlı, hırkalı, şalvarlı, esnaftan, asgari ücretliden, emekliden ve hepsi de kadınlarla aynı mahalleden erkekler, bir o kadar da modayı kelepirden izlemiş gençler. Bende eğretilik hissi, kaçıp gitme arzusu uyandırabilecek insanlar. Öyle olmadım. Sapanca Gölü’nde, Eşme sahilinde temmuzlarda, ağustoslarda sular renksiz fakat kımıl kımıldır. Kamaştırır, korkutmaz. Hatta çağırır. Gidesiniz gelir.  
Cemal’i gördüm. Perçemi bonesinden taşmıştı, alnındaydı. Gözleri henüz acemi. Kısık. Ürkek bakışlı. Yüzü mahcup. Elinde uzun döner bıçağı, kesiyordu. Gürültücü garsonları geçip önünde durdum. “Ekmek arası mı?” “Ekmek arası.” “Çeyrek? Yarım?” “Çeyrek”. Turan’ı hatırladım: evdedir, gelmiştir, ona da alayım. “Bir de yarım” dedim, “paket olsun lütfen!” Yaptı. Verdi. Daha parkı dönmemiştim ki bitirdim.
Turan gelmiş. Görümcem de bizdeydi, geçerken uğramış. Suratlıydılar. Yine aynı konudur. Sürdürmediler elbette. Kalktı görümcem; “Gitme, ekmek arası aldım, yarım, böleyim, yersiniz, ben yolda yedim” dememle Turan açtı ağzını yumdu gözünü: Önümüz Kurban’mış, koç kesecek, ete doyacakmışız! Ekmek arası diye verdikleri kim bilir neler imiş! Bir kere et değil yağ olurmuş bunlar, soğan, maydanoz basarak şişirirlermiş, yaptığım fuzuli masrafmış! Hem hamal camalların yediğinden yemek yakışır mıymış bize! Üstüne üstlük ben bir de onlarla oturup yemişim!
Görümcem dün akşam da uğradı. Sabahı zor bekledim. Öğle olsun, masalarda oturacak yer kalmasın, sandalye boşalacak diye bekleşsin millet, işte o zaman gireceğim kuyruğa, aralarına katılacağım.
Tıklım tıkıştılar. Şimdi kimsecikler yok. İki baştaki iki dükkân açık sadece, aradaki beş tanesi kapalı. Cenazeleri mi var? Belediye ceza mı yazdı? Belki. İki baştakiler açık ama masalar yok, hareket de, ne de garsonlar bağrışıyor: Et döner, tavuk döner! Aile salonumuz da var! Ketçap, mayonez! Üç buçuk lira teyzem, ayran dahil.   
Yürüyorum. Dönerciye değil. Şansımı bir de lotoda deneyeceğim. Beri baştaki, loto bayii ile bitişik; bayi bir çocukla konuşuyor; çocuk yumuk gözlü, alıkça, sağır gibi… Bayi, yan tarafa sesleniyor: “Hüseyin! Emanet’e yarım ekmek arası yapıver. Bana yaz. Bayramda doymamış.”
Cesaret bulup soruyorum: “Aradakiler neden kapalı?” Susuyor lotocu. “Cenazeleri mi var?” Susuyor yine. “Cezalılar mı?” Yine.
“Toklardansınız galiba?” Susan benim şimdi. “Tok, açın halinden anlamıyor!” Susanım yine. “Kurban da olmasa!” Yine.
Bunları diyen, çocuk. İlgi kuramadığımı görüp, bu defa, “Bayram ertesi böyle olur ablacım!” diyor, “Nefisler doymuştur, işler yavaşlar, dönerciler nöbetleşe açar.”
Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012

Diğerleri

KİTAPÇI Heceöykü, Sayı: 86, Nisan-Mayıs 2018

NEYSE Karabatak, Sayı: 27, Temmuz-Ağustos 2016

KADINLAR Heceöykü Sayı: 73, Şubat-Mart 2016

TENEKESİNE Heceöykü, Sayı: 72, Aralık 2015-Ocak 2016

BEDEL Heceöykü,Sayı: 70, Ağustos-Eylül 2015

YUSUF Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

OYBİRLİĞİYLE Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

MUZAFFER AĞBİ'M Heceöykü, Sayı: 67, Şubat-Mart 2015

KONUŞMAK NİYE? Heceöykü, Sayı: 64, Ağustos-Eylül 2014

ANNESİYDİM  Heceöykü, Sayı: 62, Nisan-Mayıs 2014

KÜTÜPHANE  Heceöykü, Sayı: 61, Şubat-Mart 2014

ATEŞLE BARUT  Heceöykü, Sayı: 60, Aralık 2013-Ocak 2014

MERHAMET  Heceöykü, Sayı: 59, Ekim-Kasım 2013

VASİYET  Heceöykü, Sayı: 56, Nisan-Mayıs 2013

ALDI BENİ BİR KORKU  Heceöykü, Sayı: 55, Şubat-Mart 2013

ÂMEDÂBİ  Heceöykü, Sayı: 54, Aralık-Ocak 2012-2013  

YOLDAYIM, YÜRÜYORUM  Heceöykü, Sayı: 53, Ekim-Kasım 2012

EKMEK ARASI  Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net