Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
DİL, TARİH VE EDEBİYAT ÜZERİNE DENEMELER: "KELEPİR SEPET"  Yusuf YAVUZYILMAZ, Ayraç, Sayı: 32, Haziran 2012
 
            Necati Mert ağırlıklı olarak dil üzerine yazdığı denemelerini topluyor “Kelepir Sepet” adlı eserinde. Kitabın tanıdım yazısında belirtildiği gibi, “Dil ve Türkçe Üzerine” adlı ilk bölümünde dil, Türkçe, özellikle Türkçenin Öz Türkçeleştirilmesi serüveni ve bu yanlış üzerine yazılar yer almakta. Dil Devrimcilerini kızdıracak yazılar bunlar.” Gerçekten öyle, Necati Mert herhangi bir cepheden değil, kimin hoşuna gideceğinin hesabını yapmadan, hakikatin penceresinden bakmaya çalışıyor dil sorununa. Dil sorununu ele alırken bir yandan etimolojik ve semantik açıdan yanlış kullanılan kavramlara işaret ediyor, diğer yandan dil, toplum, kültür alanındaki etkileşimleri analiz ederek özgün düşünceler ortaya koyuyor. “Sözcükler Üzerine” adını alan ikinci bölümde ise anlamları yanlış bilinen,yanlış kullanılan sözcükleri ele alarak değerlendirmeler yapıyor.
 
Necati Mert, TDK’nın uygulama alanına koyduğu uydurma dile karşı çıkıyor, ancak uydurukça kavramını kullanmamaya özen gösteriyor. Çekincesinin nedeni “Uydurukça”nın Peyami Safa’dan Ahmet kabaklıya Türk muhafazakarlarının dil anlayışını belirleyen paradigmaya işaret ediyor olmasıdır. Necati Mert’in hassasiyeti dil anlayışında onlarla aynı düzlemde olmak istememesinden kaynaklanıyor; çünkü Necati Mert hiçbir cemaatin adamı olmak kaygısı gütmüyor. Ne Türk Dil Kurumu’nun dil politikalarını benimsiyor, ne de Türk muhafazakarlarının anlayışını. Dilde sadeleşmeyi savunuyor, ama Öz Türkçeciliğin sadeleşme ile ilgisinin olmadığını ısrarla belirtiyor. Böylece Öz Türkçecilik ile dilde sadeleşme arasına derin bir çizgi çekiyor. Onun derdi herhangi bir cemaatin adamı olmak değil, hakikatin ortaya çıkmasını sağlamak. Bundan dolayı savunduğu fikirlerin ısrarla arkasında duruyor, kendisine gelecek eleştiri ve sövgülere aldırmıyor. Solcular tarafından gerici, muhafazakarlar tarafından komünist olarak suçlanmış bir hakikat arayıcısı Necati Mert. Bundan dolayı inandığı doğruları yazıyor; yazılarının bir kısmı Dil Devrimcilerini, diğer bölümümü muhafazakarları kızdırıyor. Edward Said’in deyimiyle “entelektüel her zaman yalnızlık ve saf tutma arasında bir yerde durur.” Bana göre Necati Mert, saf tutma yerine yalnızlığı seçen önemli bir entelektüeldir.
 
Necati Mert, cumhuriyeti Kuran elit kadronun pozitivist anlayışının dil politikalarına da yansıdığını savunuyor. Dili sadece anlaşmayı sağlayan bir semboller sistemi değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel boyutu olan bir sistem olarak değerlendiriyor. Bu anlamıyla dil, milletin kucağında yetişiyor ve gelişiyor. Kültür ve sosyal çevreyle iç içe gelişen dil aynı zamanda kendine özgü bir iç mantık üretiyor.
            Necati Mert kendini dil anlayışı bakımından Nurullah Ataç’a değil, Ömer Seyfettin’e daha yakın buluyor. Bir anlamda kendini buluyor Ömer Seyfettin’de. İçinden geldiği gelenek için Ömer Seyfettin mesafeli durulan, Türkçü- Muhafazakar olarak değerlendirilen isimlerden biridir.
Türk solunun dinle ilgili kavramları, Öz Türkçecilik perdesi altında reddetmesini de eleştiriyor Necati Mert. “Din’le Problemli Olmak, Dil’le Problemli olmak” adlı denemede din ve dil arasındaki ilişkileri sorgulayan Necati Mert, şu anlamlı tespitle bitiriyor yazısını: “Yoksa özün özü şu mu? Din’le problemli olmak, dil’le problemli olmayı getiriyor.”(Kelepir Sepet,s:56). Şunu hatırlatmak gerekir ki, yazar bu genellemesinde sonuna kadar haklıdır. Hiç şüphe yok ki, Türkiye’deki dil politikaları bir medeniyet evreninden başka bir medeniyet evrenine geçiş sürecinde en etkili araç olarak kullanılmıştır. Her medeniyetin taşıyıcı kavramları olduğu açıktır. Kendini pozitivist temelde tanımlayan ulus devletler de ulus diller üzerine kurulmalıdır. Arapça ve Farsça üzerinden gidilerek ulus dili oluşturulamaz. Dil politikalarında Kemalistlerin içine düştüğü açmaz şu olmuştur: Dinle ilgili kavramları tavsiye ederken halkla aralarında kapanmaz bir uçurum oluşmuştur. Dine düşmanlık onunla ilgili olan her şeye düşman olmayı da beraberinde getirmiştir. Osmanlıcada bundan nasibini almıştır. Osmanlıca öğrenmenin, yani geçmişi öğrenmenin hala laiklik karşıtı sayıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Besim F. Dellaloğlu’nun dediği gibi “ Hangi ülkede insanlar oturdukları sokaktaki çeşmenin üzerindeki yazıyı okuyamazlar? Bu soru “gerici”, “muhafazakar”, “cumhuriyet düşmanı” bir soru değildir! İnanın bana.”(Besim F. Dellaloğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Modernleşmenin Zihniyet Dünyası Bir Tanpınar Fetişizmi, Kapı yayınları, s:101)
Necati Mert’e göre Osmanlıca dediğimiz dil Arapça, Farsça ve Türkçenin bileşeni değil; Osmanlı egemen sınıfının 15. yüzyılda başlayan ihtiyacına cevap veren, Türkçenin gramerine ve niteliğine dokunmadan oluşmuş bir dildir. Yani daha açıkçası Osmanlı Türkçesidir.
 Türk solunun dinle ilgili bütün kavramlara reddedici bir yöntemle yaklaşması halkla ilişkilerini de derinden etkilemiştir. Bu hiç şüphesiz Türk solunun kendi özgün gelişimini tamamlayamamış olmasına, daha doğrusu Kemalizm’in etkisi altına girmiş olmasının sonucudur. Hiç şüphesiz Kemalizm’in sol olarak algılanması, Türk solu üzerinde yapı bozucu bir etki yaratmıştır. Bu durum sadece sol gelenek için değil, Türkiye’deki bütün düşünce akımları için geçerlidir. Her ideolojik sistem kendini Kemalizm’e göre tanımladığından bir anlamda kendisi olmaktan çıkmış, tanımladığı ideolojiye benzemeye başlamıştır. Türkiye’de neredeyse bütün ideolojik anlayışların devlet eksenli bir dil üretmelerinin temelinde tarihsel etkenler olduğu gibi, Kemalizm’in otoriter siyaset anlayışının da derin etkisi olmuştur.
            Dinle ilgili kavramların kullanılmasını eleştiren bir öğretmenin eleştirisinin ne kadar anlamsız olduğunu Orhan Kemal’in eserlerinde kullanılan dinle ilgili kavramları örnek vererek gösteriyor Necati Mert. Bu davranışın altında yatan mantığı Dr. Selçuk Aşkın Somel’den yaptığı alıntıyla temellendiriyor: “Kemalist toplum mühendisliğinin ana hedeflerinden birisi, Türkiye toplumunu geleneksel kültüründen ve geçmiş tarihinden kopararak, özellikle dinsel kimliğinden yalıtılmış yepyeni toplumsal ve siyasal kimlik ihdas etmek olmuştur(…)
Bu süreçle bağlantılı olarak, eski dinsel kimlik sembolleri birer birer kaldırılıp Batılı sembollerle yer değiştirmiştir. Harf inkılabı ile bir yandan sembolik boyutta İslam dünyasının temel kültür unsuru olan Arap harfleri yerini Batı Avrupa kültürünün temel sembollerinden biri olan Latin harflerine bırakmış, ancak bunun daha da ötesinde Latin alfabesi öğrenerek yetişecek kuşakların 1928 öncesi Osmanlı- Türk kültür kaynaklarından etkin biçimde koparılması arzulanmıştır.”(Kelepir Sepet, Necati Mert, Okur Kitaplığı, s: 38)
Dil politikasının tarihsel derinliğini anlamak için cumhuriyetin kurucu kadrosunun ideolojik kökenlerini iyi analiz etmek gerekir. Hiç şüphe yok ki, Cumhuriyet elitlerinin dil anlayışı ile ideolojik anlayışları arasında derin bağlantılar vardır. Necati Mert, cumhuriyetin kurucu kadrosunun fikri yapısını şöyle analiz ediyor: “ Nedir o kadronun amacı? Ulus devleti kurmak. Bağlı olarak da ulusal dil ve edebiyat yaratmak. Felsefesi? Ta Jön Türklerden müdevver pozitivizm. Bu da dünyanın maddi temeller üzerinde açıklanması demek. Yani bilimin öncülüğü: “ Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” Gelgelelim, pratikte ulus devlet rehberdir. Belirleyicidir. Bilim, ona uydurulur. Çağdaşlık olsun, laiklik olsun, haklar veya demokrasi olsun buna göre tanımlanır. Bu bir çeşit dayatmacılıktır. Üstelik kimilerinin sandığı gibi devrimin şartlarına bağlı gelip geçici bir pratik de değildir. Bilim ansiklopediye malzeme, bilgi de bilime malzeme kılınmıştır bir kez. Pratik, bu anlamda hep sürmüştür aslında, bugün de sürer. Zaman zaman yapılan, imanı tazelemektir sadece.”(Kelepir Sepet, s: 44) Pozitivizm felsefesi sadece dil politikaları üzerinde etkili olmamış, neredeyse bütün toplumsal değişikliklere sinmiştir. Bugün Türkiye’deki toplumsal bölünmüşlüğün temelinde, yönetici elit tarafından uygulanan pozitivist anlayış ile halk arasındaki geleneksel İslami anlayış arasındaki çatışma yatmaktadır. Dil politikaları üzerindeki tartışmalarda büyük ölçüde bu anlayış farkından kaynaklanmıştır.
            Necati Mert Öz Türkçecilik hareketini, Jön Türkler dönemindeki Tasfiyecilikle özdeşleştiriyor, devamı olarak görüyor. Tasfiyecilik denilen akım dili Arapça ve Farsça sözcüklerden ve kurallarından arındırmayı amaçlıyor. Nurullah Ataç ise bu akımın Cumhuriyet dönemindeki en önemli temsilcisidir. Necati Mert’e göre “dil için Tasfiyeciler ne kadar tehlikeliyse Nurullah Ataç’la simgelenen TDK Türkçeciliği de o kadar tehlikelidir.(Kelepir Sepet, s:53)
            Öz Türkçecilerin Kürtçe konusunda takındığı tutarsızlıklara da eğiliyor Necati Mert. Öz Türkçecilik bir milliyetçi aydın hareketi olarak doğmuştur. İmparatorluktan ulus devlet inşasına geçişte önemli ayaklardan biri de bu olmuştur. Azınlıkların Türkleştirilmesi politikalarında Türkçe önemli bir argüman olarak kullanılır. Necati Mert, Öz Türkçecilerin Kürtçe konusundaki tutarsızlıklarını şu sözlerle ortaya koyuyor: “ Anlayamadığım şu: Öz Türkçeciler, Öz Türkçecilikle Kürtçe arasında acaba nasıl bir irtibat kurup ‘Anadilde eğitim’in yanında yer almaktalar.
Daha açık sorayım: Öz Türkçecilik. Devlet’in laik ve etnik içerikli politikalarından aykırı düşünülemez. Kürtçeye getirilen yasak da bu bağlamda doğrudur. Öyleyse, ‘Anadilde eğitim’in yanında yer almak, aymazlık değilse nedir?”(Kelepir Sepet,s:68) Necati Mert bu yaklaşımında sonuna kadar haklıdır. Burada Öz Türkçecilerin, Öz Türkçeyi ve tabiri caizse Öz Kürtçeyi birlikte savunmalarında büyük bir çelişki vardır.
            Necati Mert, Fesahatçılar ve Tavsiyecilerin dil anlayışlarından farklı görüyor Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisancılık” anlayışını. Ona göre Ömer Seyfettin, sözcük milliyetçiliği yapmıyor, halk tarafından benimsenmiş olan sözcükleri Türkçe sayıyor ve sözcüklerin kökenleri ile ilgili analizleri ırkçılık sayarak reddediyor.
            Gelelim kitaba ismini veren “Kelepir Sepet”in hikayesine. Üzerinde “Kelepir sepet” yazan üç raflı tel bir sepete dikkat kesiliyor bir arkadaşı. Şu sözlerle: “ Sepet de satıyorsun desem, başka sepet yok. Kitaplar kelepirse neden ‘kelepir kitap’ yazmıyor?”(Kelepir Sepet,s:87)Necati Mert ona “orada ‘kelepir kitap’ yazıyor” diye cevap verip, kendisine hak vermediğini düşündüğü arkadaşına şu açıklamayı yapıyor: “ Sözcük sözcüğün yerine kullanılabilir. Benzetme amaçlı olabilir bu, olmayabilir de. Olmadığında yine de adlandırılabilir bir ilişki kurulur iki sözcük arasında. Sözgelimi, ‘cepten arayacağım’, ‘İki bardak içti’, ‘Sırtını çıkar’, ‘Bu depo kaç kilometre götürür’, dendiğinde ‘cep’, ‘bardak’, ‘sırt’, ‘depo’ mu anlaşılır?’Kelepir sepet’te böyle: ‘Sepet’ yazılı ama sepettekidir kastedilen. Kitap.”(Kelepir Sepet,s:87)
Necati Mert, içinde bulunduğu siyasal grubun dil, tarih ve toplum anlayışını eleştirince, kendisine yalnızlaştırma politikası uygulanıyor. Öyle ki, eserlerini yayınlamak için 14 yıl beklemesi gerekti. Ancak mücadeleci bir insan Necati Mert. Edebiyatın elit saraylarından veto yediği yıllarda kendi yayınevini kurarak inatla devam ediyor yazarlık serüvenine. Onunla sohbet ederken güler yüzünün altında müthiş bir mücadele azminin olduğunu seziyorsunuz.
 
Necati mert, Kemalizm’in yukarıdan aşağıya toplumu dizayn etmek isteyen toplum tasarımına da karşı çıkıyor; bu karşı çıkış onu her türlü iktidarı sorgulamaya götürüyor. En çokta toplumu yukarıdan aşağıya tasarımlamak isteyen otoriter siyasal anlayışa sahip olanları. Bu anlamıyla tam bir sivil toplumcu, emekten yana, eşitlikçi bir siyasal tasavvuru var. Her tür otoriter ve seçkinci siyasal anlayışı temelden reddediyor.
Bunca değerlendirmeden sonra gelelim asıl soruya Necati Mert kimdir? Entelektüel mi, aydın mı, yoksa akademiysen mi? Besim F. Dellaloğlu’nun deyimiyle “ Entelektüel, aydın, akademisyen farklı şeylerdir. Bunların içinde hakikat duygusu en güçlü olan entelektüeldir. Entelektüelde daha çok hakikat duygusu, aydında ise ideoloji ağır basar. Akademisyende ise kariyer.”(Besim F. Dellaloğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar,s:34) . Necati Mert akademisyen değil, çünkü akademide görev yapmıyor; aydın değil, çünkü resmi ideolojiye mesafeli yaklaşıyor, dahası eleştiriyor. Bence Necati Mert hakikati arayan ve onun diliyle konuşan, eleştiriye uğrayıp dışlandığında görüşlerinden taviz vermeyen, bu anlamıyla entelektüel olmayı hak eten bir yazardır.
 
Necati Mert aynı zamanda Adapazarı’nda kitapçılık yapıyor. Adapazarı’na yolunuz düşer de edebiyat, tarih ve düşünce üzerine konuşmak isterseniz Necati Mert güler yüzüyle, kitapla dolu bir ortamda sizleri bekliyor olacaktır.
 
Ayraç, Sayı: 32, Haziran 2012

Diğerleri

ADALILARIN ÖYKÜSÜ Erdem Dönmez, Edebiyat Ortamı, Sayı: 61, Mart-Nisan 2018

PARK, "ALT YANI BİR PARK" DEĞİLDİR Beytullah Emrah Önce, Tasfiye, Sayı: 51, Ocak-Şubat 2016

GÖNÜLLER KÜÇÜLDÜ Cihad Şahinoğlu, Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

NECATİ MERT'İN "MİNNACIK BİR UÇURUM'U YA DA TAŞRANIN AYAK SESLERİ Faik BAYSAL, Cumhuriyet Kitap, Sayı: 347, 10 Ekim 1996

BİR ŞEHRİ ÖRMEK: "HİKÂYEM ADAPAZARI" Temel Karataş, 25 Aralık 2008

ADAPAZARI'NDA KIRK YIL  Yasin Şafak, Tasfiye, Sayı: 46, Ocak-Şubat 2014

MEMLEKET İÇRE BİR KİTABEVİ  Erdem Dönmez, TYB Akademi, Sayı: 10, Ocak 2014

MEMLEKET GİBİ KİTABEVİ  Beytullah Önce, Sakarya Yeni Haber, 1 Aralık 2013

TAŞRADA KİTAPÇI OLMANIN ÖTESİ  Özge Atasel, AGOS Kitapkirk, Sayı: 60, Kasım 2013

"MEMLEKET KİTABEVİ"NDEN İNSAN MANZARALARI  Temel Karataş, Milliyet Kitap, Ekim 2013

NE GOOGLE'A NE DE BAŞKA BİR KRONOLOJİYE GİRMİŞ BİR TARİH  Aslı Tohumcu, Radikal Kitap, Sayı: 658, 25 Ekim 2013

MEMLEKET GİBİ BİR KİTABEVİ  Bir Gün, 05 Ekim 2013

GECEYE UÇURULAN GÜVERCİNLER  Adnan ÖZER, Radikal İki, Sayı: 15, 19 Ocak 1997

GECEYE UÇURULAN GÜVERCİNLER  Nalan BARBAROSOĞLU, Adam Öykü, Sayı: 9, Mart-Nisan 1997

Necati Mert'e SAÜ tarafından Fahri Doktora ünvanı verildi...

ÖMER SEYFETTİN VE KİMLİK  Hale Kaplan ÖZ, Yeni Şafak, 5 Eylül 2004

OKUR KİTAPLIĞI'NDAN ELEŞTİRİ KİTAPLARI  Hakan ARSLANBENZER, Fayrap, Sayı 48, Şubat 2012

ŞEHRİN SESLERİ: NECATİ MERT  Necip TOSUN, Heceöykü, Sayı: 50, Nisan-Mayıs 2012

"ZAMANSIZ"  Cemile SÜMEYRA, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012 

ZAMANSIZ ÖYKÜLER  Efe ERTEM, Kitap Zamanı, Sayı: 74, 5 Mart 2012
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net