Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
"NOBEL'İN SOLDA İTİBARI YOKTUR"  Yeni Sakarya, 4 Ağustos 2009, Konuşan: Engin ARAPOĞLU

 

 

* Engin Arapoğlu üç gün süren röportajının bu bölümüyle Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen Anadolu Basınını Özendirme Yarışması’nda röportaj dalında birincilik aldı.

 
- Roman olsun, öykü ya da şiir olsun; en iyi eserlerin istibdat günlerinde, darbe ve baskı dönemlerinde ve de savaşın hüküm sürdüğü yıllarda verildiği gözleniyor. İnsan mutlu olduğunda, düzen tıkır tıkır işlediğinde sanatsal bakımdan beslenemiyor mu yazar ve şair?
Necati MERT: Edebiyata sıkıntılarla yönelenler var. Ama mutluluk da edebiyata engel değil. Sevincini kaleme dökenler de var çünkü. Bu galiba tabiat meselesi. Kimi insanı sıkıntılar yöneltir yaratıcılığa, kimini de sevinçler. Kendime dönüp baktığımda neler görüyorum? Ben galiba yoksulluğumu, yaşadığım acıları, çektiğim dertleri dile getirdim daha çok. Benim için böyle. Ama varlık içinde yetişmiş insanların da şiir, hikâye, oyun yazdıklarını biliyoruz. Mesela Nâzım, paşa dedesinin evini tercih edebilirdi. Etmemiş. Varlıklı olanlar da başkalarının dertleriyle dertlenebiliyorlar demek. Sonra, edebiyatla sıkıntı arasında dönem ilişkisi de her zaman kurulamaz. Osmanlı’nın en şaşaalı dönemi 16. yüzyıldır; bu dönem Osmanlı şiirinin de, Osmanlı mimarisinin de en yüksek dönemidir. Ama 18. yüzyılda da Nedim var, Şeyh Galip var. Yaşadığın döneme tanıklığını sanatçı duyarlığı ile ve imgesel olarak yapmak isteyip istememek... Mesele burada. Dönem ne olursa olsun, sanat-edebiyat her dönemde, her tabiatta insana açık.
 
- Divan şiiri, Tanzimat dönemi, Servet-i Fünun dönemi, 5 Hececiler, Garip akımı vs. Biz hep bu tür kavram ve akımları öğrendik okullarda. Yıllar boyunca dinamik bir yapı sergileyen ve kendini sürekli yenileyen Türk Edebiyatı'nın içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda bir gerileme dönemine girdiğini ve dinamik yapısını kaybedip statükocu kalıplara büründüğünü söyleyebilir miyiz?
Necati MERT: Statükocu değil. Hatta bir arayışın içinde edebiyatımız. Bir eşikte. Şöyle ki 1980'li yıllara kadar edebiyatımız üniter yapıda idi. Daha merkezdeydi. Klasikti. Örnekleyelim: Öyküde giriş-gelişme-sonuç baskındı. Şiir, mesaj dile getirme derdindeydi. Genelde böyleydi ama, bu tarzın dışında duranlar da vardı elbette. Bir şey anlatmaya karşı duranlar hep oldu. Servet-i Fünun böyledir örneğin. İkinci Yeni böyledir. Sonra, 1950 Hikâyecileri böyledir. Bunlar üniter şiiri, öyküyü, romanı alt üst eder. Kronolojiyi bozar, hayatı parçalar, diyeceğini bu parçalar arasındaki ilgiyi okura buldurarak der, daha doğrusu okura dedirtir. Hele, 80 sonrası özellikle böyledir. Postmoderndir. Neden? Neoliberalizmin kültür-sanattaki karşılığıdır postmodernizm. Kapitalizme karşı olanın bu edebiyata karşı olması gerekir. Sözgelimi ben. Temelde karşıyım. Sömürüye hizmet ettiğine inanırım. Ancak düşmanı değilim. Alfabe, dil ve kelimeler sınıfların nasıl ortak imkânları ise, her yeni edebiyat da dile ve anlatıma yeni imkânlar getirir, onları insanlığa sunar. Bu anlamda postmodernizm, her yeni arayış gibi edebiyatı genişletmiştir. Karşı olan da sunulan anlatım imkânlarından yararlanır. Benim hikâyem 50 Kuşağının hikâyesine benzemez. Ama onlardan hiç mi aldığı yoktur? Bu, postmodernizm için de böyle. Günümüz edebiyatı, diyelim ki bir yanlış içindedir. Ama kendi anlatısını kurmaktadır. İsteyen, doğru bildiği kendi yolunda bundan yararlanabilir.
 
- Orhan Pamuk Nobel ödülünü kazanarak Türk edebiyatına büyük bir prestij kazandırdı. Nâzım Hikmet gibi, Yaşar Kemal gibi, hatta Yahya Kemal Beyatlı gibi usta şair ve yazarların bu ödüle layık görülmeyip Pamuk'un ödülü elde etmesinde sizce de birtakım siyasi sebepler mi vardı?
Necati MERT: Orhan Pamuk’a takılıp kalmayalım. Nobel Edebiyat Ödülü, kapitalist dünyanın ödülüdür. Böyle görürüm. Ya feodal çözülmeyi anlatan ya da sosyalizmi eleştiren eserlere verilmiştir hep. İstisnası ikiyi, üçü geçmez. Biri şair Neruda’dır. Neruda gerici değil. Allende döneminde de, Şili’nin Fransa elçisi. Zannediyorum, Nobel’in aklanacağı düşünüldü Neruda’yla. “Biz antikapitalistlere de ödül veririz” ayakları. Solda itibarı yoktur Nobel’in. Şu var ki, Nobel kurallarının 80’i yıllarla gevşediğini de görüyoruz. Ülkelerinin merkeziyetçi, otoriter yönetimlerini eleştiren, tabulara karşı çıkan yazarlara veriliyor artık ödül. Bunda yanlış yok. Orhan Pamuk’un ödülüne bu çerçeveden bakılmalı.
 
- Genelde günümüz okuru Amerikan diliyle “Best seller”, Türkçesi “En çok satan kitaplar”ı tercih ediyor. Oysa çok kişinin henüz keşfedemediği ve “bestseller” diye nitelendirilen kitapların çok daha iyileri yazıldı, yazılıyor. Bu tip sıralamalar yapmak ve işi reklama dökmek, edebiyatı biraz magazinleştirmiyor mu ve de okurun üzerinde bir baskı unsuru yaratmıyor mu bu tür sıralamalar yapmak?
Necati MERT: Has edebiyat magazinden korkmaz. Tarzları farklıdır. Dolayısıyla ayrı okurları vardır. Magazin her dönemde olmuştur. Ben magazine karşı değilim. Hatta içlerinde iyi, hoş olanları da haylidir. İki tarz birbirine müdahale etmedikçe sorun yok. Sorun, magazinel olan, edebiyatın önüne geçirtilmek istendiğinde çıkıyor. Ama magazinin suçu değil ki bu. Piyasa aktörlerinin suçu. Onlar işin kolayındalar. Kolay reklam edilir, kolay sattırılır üründen yanalar. Yazıcıyı marka yapmak peşindeler. Marka onlar için çok şey olabilir. Benim için hiçbir şeydir. Onlar şehirler için bile markadan medet ummaktalar. Şehir için mi? Hayır. Şehri pazarlamak için. Satmak için. Magazinleşmeyi biraz da bu hızlandırıyor. Tezgâhtarlık. Kendi halinde bir magazinle bunu karıştırmamak lazım. Ancak, magazinleşmenin vahim boyutlarda olduğunu da düşünmüyorum. Neden? Listelerde popüler kitaplar yer almıyor sadece, edebi ürünler de yer buluyor çünkü. Şu da var: Edebi eserlerin basımı, popüler kitapların sırtından oluyor biraz da. Bizim dükkânda da bu böyle. Raflardaki ağır eserleri, yerlerdeki şu ÖSS, KPSS, ALES kitaplarıyla tutabiliyoruz. Listelerin gücüne gelince: Sanıldığı kadar etkili değiller. Edebiyat okurunun gözünde ilan tahtası hükmündedir listeler. Tüketici okur ise zaten görsel ve yazılı medya tarafından daha listelerden önce doldurulup yönlendirilmiştir. Peki şu piyasa ve reklam çağında suç medyanın mıdır? Sosyal devlet döneminde suçluyu bulmak kolaydı. Ama bugün zor. Yönlendirilmek için hazır bekleyenlerin hiç mi suçu yoktur? Berlin Duvarı yıkılmadan önce rahat edecekleri adresleri daha kolay bulabiliyordu insanlar. Şimdi önümüz engebeli, zemin arızalı. Düşmeden yürümek için, uyanıklık şart. Hatta, hayatın parçasına değil sadece, bütününe karşı uyanık olmak. Karşı çıkışımızı parçayla sınırlandırmamak.
 
- Eskiden bir kitap çıktığında kulaktan kulağa ya da radyo veya dergi-gazete ilanlarıyla haberdar olurdu insanlar. Şimdi ise bilboardlara reklam vermekten tutun, film ve dizi aralarında hatta sinemalarda bile kitap reklamları yapılıyor. Sık sık kitap yazan biri olarak reklamın eksikliğini duyumsuyor musunuz?
Necati MERT: Radyodan, gazetelerden yapılanlar duyuruydu. Ya da reklam diyelim. Fakat cebe, paraya yönelmemişti. Taciz yoktu. Her şey eser-eleştirmen-okur üçgeni içinde olup bitmekteydi. Makuldü. Kirlenme, kalın dille başladı. Deniyor ki, “Şunu al, şunu al!” Direkt söyleniyor ayrı, dolaylı yollardan mecbur ediliyorsunuz ayrı. Çünkü o kitaptan 100 bin basmışlar, satmak zorundalar. Burada, dediğim o klasik üçgen yok. Edebi eleştiri yok. Pazarlama, piyasa mantığı edebiyatın önüne geçmiş. Bunlar işin sosyolojisi. Edebiyat olmayanın edebiyat sanıldığı bir dönemden geçiyoruz. Benim için sıkıntı burada. Ama yine de piyasa yöntemini reddederim. Piyasanın üçgeni şöyle: yazar-reklam-müşteri. Klasik üçgen ayrı. Kitabımın bu üçgende değerlendirilmesi sevindirir beni. Çünkü burada satış, rakam amacı yok. Kitap ele alınır. Onun yazı, anlatım değerleri üzerinde durulur vs.
 
Yeni Sakarya, 4 Ağustos 2009
 


* Engin Arapoğlu üç gün süren röportajının bu bölümüyle Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen Anadolu Basınını Özendirme Yarışması’nda röportaj dalında birincilik aldı.

Diğerleri

YAZAR NECATİ MERT'LE ÖYKÜ ANLAYIŞI VE ÖYKÜLERİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ Hece, Sayı: 216, Aralık 2014 Konuşan: Handan Acar Yıldıız

KUNDURACI MUŞTASIYLA DÖVÜLÜR GİBİ GEÇTİ YILLAR  Star, 29 Ocak 2014, Konuşan: Yusuf Çopur

"Memleket Kitabevi"ne 3 çay söyle biri demli olsun!  Akşam Kitap, 10 Ocak 2014, Konuşan: Adnan Özer

"YERELİN HİÇBİR ŞEYİ ÖNEMSENMEDİ"  Star Kitap, Sayı: 62, 12 Aralık 2013, Konuşan: Yusuf Çopur

Memleket Kitabevi

"BİZİM DÜKKÂN 'MERKEZ' DEĞİL, 'MEKÂN'DIR"  Gerçek Hayat, Sayı: 2013-44 (679), 28 Ekim-3 Kasım 2013, Konuşan: Feyza Betül Aydın

"Devletin 'öteki' gördüğü her düşünceye yakınım."  Sofra, Sayı: 1, Mart-Nisan-Mayıs 2013, Konuşan: İbrahim Adıyaman

"EDEBİYAT İDEOLOJİSİZ OLMAZ"  Kün Edebiyat, Sayı: 3, Kasım-Aralık 2012, Soran: Ercan KÖKSAL

"Gece 12'de bir tren gelirdi İstanbul'dan"  Sakarya Yenihaber, 10 Eylül 2012, Konuşan: Engin ARAPOĞLU

"KİÇLER ŞEHRİNDE YAŞIYORUZ"  Bizim Sakarya, 24 Şubat 2005, Konuşan: Özgür ARIK

"KAPIDAN İÇERİ GİRMEK" NECATİ MERT, Gren, Sayı: 14, Mayıs-Haziran 2004, Konuşan: Tamay AÇIKEL

"ZAMANSIZ" YA DA TAM VAKTİ  Yeni Şafak/Kitap, 11 Ocak 2012, Konuşan: Nursem Banu ÖZYÜREK

"DİL DEVLETİN DEĞİL MİLLETİNDİR"  Gerçek Hayat, Sayı: 2012-11 (594), 12-18 Mart 2012, Konuşan: Suavi Kemal

NECATİ MERT İLE "ZAMANSIZ" VE ÖYKÜ ÜZERİNE SÖYLEŞİ  Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012, Konuşan: Cemile SÜMEYRA

"BAŞÖRTÜSÜ LAİKLİĞE NEDEN AYKIRI OLSUN?"  Yeni Sakarya, 6 Ağustos 2009, Konuşan: Engin ARAPOĞLU

"NOBEL'İN SOLDA İTİBARI YOKTUR"  Yeni Sakarya, 4 Ağustos 2009, Konuşan: Engin ARAPOĞLU

"DEPREMDEN SONRA BU ŞEHRE GÖZ DİKİLDİ"  Yeni Sakarya, 3 Ağustos 2009, Konuşan: Engin ARAPOĞLU
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net