Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
"BAŞÖRTÜSÜ LAİKLİĞE NEDEN AYKIRI OLSUN?"  Yeni Sakarya, 6 Ağustos 2009, Konuşan: Engin ARAPOĞLU
 
- Yaklaşık 200 küsur haftadır Başörtüsüne Özgürlük Platformu adı altında her cumartesi eylemler düzenleniyor. Siz de bu eylemlerin bazılarına iştirak ettiniz, etmeyi de sürdürüyorsunuz belki. Başörtüsünün tüm kamusal alanlarda serbest olmasını savunuyor musunuz? Bu durumun laikliğe aykırılığı hususundaki kanaati sakat mı buluyorsunuz? Ve de genel manada düşünceleri sizinle belki de taban tabana zıt bir görüşle nasıl uyuşuyorsunuz?
Necati MERT: Mekânların başörtüsü üzerinden kamusal olan olmayan diye bölünmesi akla uygun değil. Üniforma gerektiren kimi işlerde başörtüsü engel olabilir. Bu işler dışında başörtüsü neden yasaklanır, anlamıyorum. Hatta sıkı düşündüğümde şunu da diyebilirim: Üniforma gerektiren işlerde bile başörtüsü engel olmaz. Ben, başörtüsünü başörtüsü olarak görüyorum çünkü. Laikliğe engellik bunun neresinde? Ama devlet ve egemen güçler kendi dar çıkarlarını sürdürmek için düşman yaratmaktalar. Sistemi eleştirenler dün “komünist” diye nasıl suçlandılarsa bugün de kültürel taleplerle çıkanlar “bölücü”, başörtüsüne özgürlük isteyenler de “antilaik” hatta “gerici” diye suçlanmaktalar. Yahu bu memlekette gün oldu, liberalizm bile suçlandı. Maliyeci Cavit Bey liberaldi, ama İskilipli Atıf Hoca’yla aynı yıl, 1926’da idam edildi. Memleketin milliyetçileri, Hitler’in güç yitirmesiyle tabutluklara gönderildi. Herkes suçlu bu ülkede. Suçlayanlar suçsuz bir tek. Suçlayanlarla ortaklığım yok benim. Ama suçlananlar için, devleti, iktidarı nihayet tanımış, sivil dil ihtiyacı duymuş olmalılar diye düşünüyorum. Onları kardeşim biliyorum. Görüşlerimin, başörtüsü için mücadele edenlerle taban tabana zıtlığı nerden, nasıl çıktı? Anlamadım. Benim solculuğumun başörtüsüyle sorunu yok. Neden olsun? Başörtüsü üretim aracı değil ki. Kemalizmin, CHP’nin sorunu o. Ha, Müslüman mıyım? Elbette. Ne ki akaid Müslümanı değilim. Kaideyi mi reddediyorum? Hayır. Uyguladıklarım var, Uygulayamadıklarım var. İhmalime verin, günahıma sayın. Ben kültür Müslümanıyım daha çok. Direnişlerine destek verdiğim arkadaşlarla aramda böyle bir ortaklık var. Ama fazlası da var: Onlar da benim kadar özgürlükten, demokrasiden yana. Onlarla buralardan buluşuyorum. Türkiye’nin geçmişine, bugününe, bugünün Ermeni sorunu gibi, Kürt sorunu gibi sorunlarına dair tıpatıp değildir kimileriyle düşüncelerimiz belki. Ama bir süreçten geçiyoruz. Başörtüsüne özgürlük isteyen, eninde sonunda başka özgürlükler de isteyecektir. Ben kendi kıstırılmışlığımı, kıstırılmış başkalarıyla buluşarak aştım. Arkadaşlarımı kendim gibi görüyorum.  
 
- İlimizde sol partilerin, 1946 yılından başlayarak yapılan çok partili seçimlerde bariz bir başarı elde edememesi, haliyle Sakarya'ya muhafazakâr ve tutucu bir şehir imajı yüklüyor. Burada doğup büyümüş ve halen yaşamını Adapazarı'nda sürdüren ve genel anlamda “solcu” olarak bilinen bir insan olarak herhangi bir “mahalle baskısı”na maruz kaldınız mı? Ve de ilimiz ezelden beri muhafazakâr mı? Sol partiler neden kendilerine bir zemin yaratamıyor ilimizde?
Necati MERT: Mahalle baskısı denilen şey, muhafazakâr baskı ise bunu burada yaşadım elbette. Ama baskı, muhafazakârlıkla sınırlı değil ki. Devletin de, kurumların da, hatta komşuların da baskıları var üzerimizde. O kadar çok baskı altındayız ki, Türkiye baskı altında. Bunun Adapazarı için özel, nevi şahsına münhasır olanı yok. Bir İzmitli de yaşıyor benim yaşadığımı, bir İstanbullu da. Gelenekçi solun bile baskısı var. Örneğin, Başörtüsü Platformu’na katıldığım için kendini solcu zannedenler tarafından az eleştirilmedim, az dedikodu edilmedim. Halen sürer bu. CHP ve türevi devlet solu partilerin tabansız kalışları bundan işte. Solculuk, sadece siyasal kavramlarla ifade edilmiyor artık. Edildiği günlerde işi kolaydı bu partilerin. CHP de milletvekili çıkarmıştır Sakarya’dan. Ama 80’li yıllarla değişti her şey. Solculuk, iktidar karşıtlığı demek bugün. İktidarı çözüp insanı özgürleştirmekle yükümlü bugün sol. Merkeziyetçi değil. Merkezin diliyle konuşup, insanları gerici, bölücü vs. sıfatlarla damgalayanlar, devlete taşeronluk yaptıklarının farkında mı değiller? Yoksa bunu iş mi edinmişler? Bunun neresi sol? Bugünün solculuğu, insanlar üzerinde iktidar kurmayı değil, kurulmuş olanları çözmeyi öngörmekte.   
 
- Ergenekon Operasyonu’nu nasıl değerlendiriyorsunuz? Hükümet gerçekten çetecilerin, darbecilerin üstüne mi gidiyor yoksa bir korku imparatorluğu yaratarak kendine yönelik eleştirilere set mi çekmeye çalışıyor?
Necati MERT: Her ikisi de olabilir. İsimlendiremem. Şu var ki yazdıklarıyla, eylemleriyle kendilerini “cuntacı” diye bildiğimiz anlı şanlı isimler mahkeme önündeler. Sonu nereye varır? İddialar mı doğrulanır? Yeni bir korku imparatorluğu mu yaratılır? Bilemem. Ancak, kendilerini dokunulmaz zannedenlere dokunulmasından son derece memnunum. Ergenekon Davası beraatla da sonuçlansa, görülenler bana yeter. Maksat hâsıl olmuştur. Şu da var: İddialar, devlet analizi yapmış solu şaşırtmamıştır. Onların öteden beri bildikleridir bunlar.
 
- Ülkemiz siyasetinde, özellikle cumhuriyetin ilanından sonra edebiyat ve fikir dergilerinin çok önemli bir rolü vardı. Adeta siyaset bu dergiler (Yön, Devrim, Resimli Ay...) üzerinden yapılıyor, yazılanlar ve söylenenler insanları derinden etkiliyordu. Günümüzde dergilerin bu etkinliğini kaybetmesini neye bağlıyorsunuz?
Necati MERT: Doğru, siyaset edebiyat ve düşünce dergilerinde yapılıyordu vaktiyle. Muhalif düşünce oralardan çıkıyor, egemenler de üniter devlet adına kendi dergilerinden ateş açıyorlardı. Taraflar da şairler ve yazarlardı. Şu ayrıntı önemli: Muhalifin dili de iktidar diliydi. İktidarı amaçlıyordu. Şimdi böyle değil. Neoliberal dönemde siyaset aydının elinden çıktı. Piyasacıların eline geçti. Siyaseti edebiyatçı yapmıyor artık. Ama siyasetten vazgeçilmedi. Siyaset, edebiyat kullanılarak değil, edebiyatın içinden yapılıyor şimdi. Edebiyat için kazançtır bu. İlk kitabımdaki hikâyelerle “Hece”de çıkan son hikâyelerim karşılaştırıldığında görülür bu. Siyasetin ille de açık ifade edilmesi gerekmiyor. Hatta, söz konusu edebiyatsa, hiç gerekmiyor.
 
- Cumhuriyet sonrasında meydana gelen tüm darbe ve muhtıraları bire bir yaşadınız. Hatta gözaltına alındığınız dönemler de oldu. Darbe söylentileri son günlerde yine gündemi meşgul ediyor. Bu çağda 60 ve 80 gibi müdahaleleri olası görüyor musunuz? 28 Şubat benzeri girişimleri de darbe olarak kabul edebilir miyiz sizce?
Necati MERT: Verdiğiniz tarihler: 1960, 71, 80 darbedir, açık darbedir. 28 Şubat, hatta e-muhtıra da öyle. Bunlar tarihe geçmiş, tarifine uygun darbeler. Ama her gün darbe oluyor bu ülkede. Tarihe geçmeyen darbeler. Eleştiriye, protestoya tahammülsüzlük, aktivistlere tehdit de özünde darbedir. Ne ki 60, 71, 80 benzeri darbe artık mümkün değil. Bunun için mi eleştirimizi rahat yapıyoruz. Hayır. 1960’ı gören 71’in, 71’i gören 80’in olmayacağını düşünemezdi. Ama eleştiri hep oldu. Darbe döneminde bile. Dil değişir, ama insan diyeceğini yine der. Darbe, çare değil.
 
- Avrupa Birliği’ne girmek Türk dış politikasının yarım asırlık rüyası. Hatta Atatürk’ün işaret ettiği “Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak” bu konudaki çabalara kaynak oluşturuyor. AB’ye girmeli mi Türkiye; ancak o zaman mı muasır medeniyetle tanışırız?
Necati MERT: AB’ye ümit bağlamak, bizim kendimize yetmezliğimiz aslında. Hoş, küreselleşme çağında ne kadar kendimiz olabiliriz ki! AB, yabancı mıdır? Ama altını çizmek isterim: Bu memleket, AB’ye ihtiyaç duyurmadan dilini konuşma fırsatı, düşündüğünü söyleme imkânı verseydi keşke insanına, üzerinde baskılar kurmasaydı. Faili meçhullerimiz olmasaydı.
 
- Uzun yıllardır Merkez Sağ ve Merkez Sol tabanlı bir siyasi yarış izliyoruz ülkemizde. Hatta tüm dünyada da bu genel anlamda böyle seyrediyor. İnsanların uğruna zaman zaman canından olduğu ve ateşlice savunulan sosyalizme ne oldu peki?
Necati MERT: Valla, sosyalizme bir şey olmadı. Kapitalizmin emek sömürüsüne karşı vardır sosyalizm. Kapitalizm ve onun acıları var oldukça sosyalizm de olacaktır. Değişim oluyor elbette. İki kutuplu dünyanın sosyalizmi ile bugünkü aynı değil örneğin. Kol emeğinin yerini kafa emeğinin almasıyla da değişiyor solun dili. İktidarın her çeşidini reddediyor artık sol, “hayat” ve “insan” merkezli düşünüyor. Gelgelelim, kapitalizme payanda olmuş, milliyetçi iktidarlara yanaşmış sosyal demokrat partiler akla geliyor bizde sol denince. Bu sol, bu yüzden kolaylıkla darbecilerin yanında yer alabiliyor. Bir sosyalistin böyle yanlışı olmaz. CHP sol mu? Merkez sol mu? Merkez sağdan ne farkı var? Dilleri aynı. Amaçları aynı. Yapay birkaç karşıtlıkla sol-sağ diye ayırıyorlar kendilerini. Farkları yok. Bu hep böyleydi. Ta II. Meşrutiyet’ten beri. Tarık Zafer Tunaya, İttihat ve Terakki ile Hürriyet ve İtilaf arasında pek fark olmadığını söyler. İttihat ve Terakki’nin devamı hangi parti? CHP. Peki, Hürriyet ve İtilaf’ın devamı? O da Menderes’in Demokrat Partisi. Sağ partilerin sık sık Menderes’e, 1950’ye uzanmaları boşuna değil. Demokrat Parti nerden çıktı? CHP’nin içinden. Yani İttihat ve Terakki’nin yumurtladığı bir Hürriyet ve İtilaf’tır Demokrat Parti ve onun türevleri. Siyaset, Hacivat-Karagöz oyunu olmuş bizde. Biri çıkar, biri iner, geçinemiyorlarmış tiyatrosu oynayıp sürekli, bizi oyalarlar. Sosyalist sol bu tiyatronun dışındadır. İktidar olabilir mi? Mesele iktidarsa zor. Hatta imkânsız. Tabanın bir kesimi, acılarını bu ikiliden birinin, bir kesimi de ötekinin yok edeceğine inanıyor. Acıların bu ikili tarafından yaratıldığı görülmedikçe kurtuluş yok. Ama iktidarları en çok zorlayan da sosyalist soldur. Boşuna mı, “komünist dünyanın kalıntıları” deniyor onlar için. Kalıntı iseler, dediklerine aldırılmasa ya!
 
Yeni Sakarya, 6 Ağustos 2009

Diğerleri

YAZAR NECATİ MERT'LE ÖYKÜ ANLAYIŞI VE ÖYKÜLERİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ Hece, Sayı: 216, Aralık 2014 Konuşan: Handan Acar Yıldıız

KUNDURACI MUŞTASIYLA DÖVÜLÜR GİBİ GEÇTİ YILLAR  Star, 29 Ocak 2014, Konuşan: Yusuf Çopur

"Memleket Kitabevi"ne 3 çay söyle biri demli olsun!  Akşam Kitap, 10 Ocak 2014, Konuşan: Adnan Özer

"YERELİN HİÇBİR ŞEYİ ÖNEMSENMEDİ"  Star Kitap, Sayı: 62, 12 Aralık 2013, Konuşan: Yusuf Çopur

Memleket Kitabevi

"BİZİM DÜKKÂN 'MERKEZ' DEĞİL, 'MEKÂN'DIR"  Gerçek Hayat, Sayı: 2013-44 (679), 28 Ekim-3 Kasım 2013, Konuşan: Feyza Betül Aydın

"Devletin 'öteki' gördüğü her düşünceye yakınım."  Sofra, Sayı: 1, Mart-Nisan-Mayıs 2013, Konuşan: İbrahim Adıyaman

"EDEBİYAT İDEOLOJİSİZ OLMAZ"  Kün Edebiyat, Sayı: 3, Kasım-Aralık 2012, Soran: Ercan KÖKSAL

"Gece 12'de bir tren gelirdi İstanbul'dan"  Sakarya Yenihaber, 10 Eylül 2012, Konuşan: Engin ARAPOĞLU

"KİÇLER ŞEHRİNDE YAŞIYORUZ"  Bizim Sakarya, 24 Şubat 2005, Konuşan: Özgür ARIK

"KAPIDAN İÇERİ GİRMEK" NECATİ MERT, Gren, Sayı: 14, Mayıs-Haziran 2004, Konuşan: Tamay AÇIKEL

"ZAMANSIZ" YA DA TAM VAKTİ  Yeni Şafak/Kitap, 11 Ocak 2012, Konuşan: Nursem Banu ÖZYÜREK

"DİL DEVLETİN DEĞİL MİLLETİNDİR"  Gerçek Hayat, Sayı: 2012-11 (594), 12-18 Mart 2012, Konuşan: Suavi Kemal

NECATİ MERT İLE "ZAMANSIZ" VE ÖYKÜ ÜZERİNE SÖYLEŞİ  Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012, Konuşan: Cemile SÜMEYRA

"BAŞÖRTÜSÜ LAİKLİĞE NEDEN AYKIRI OLSUN?"  Yeni Sakarya, 6 Ağustos 2009, Konuşan: Engin ARAPOĞLU

"NOBEL'İN SOLDA İTİBARI YOKTUR"  Yeni Sakarya, 4 Ağustos 2009, Konuşan: Engin ARAPOĞLU

"DEPREMDEN SONRA BU ŞEHRE GÖZ DİKİLDİ"  Yeni Sakarya, 3 Ağustos 2009, Konuşan: Engin ARAPOĞLU
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net