Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
"ZAMANSIZ" YA DA TAM VAKTİ  Yeni Şafak/Kitap, 11 Ocak 2012, Konuşan: Nursem Banu ÖZYÜREK

 

 Ödüllü öykücü Necati Mert'in yeni yayınlanan kitabı "Zamansız", öykü türünün sınırlarını zorlayan, mütevazı sürprizler ve inceliklerle işlenmiş 'an'ları buluşturan değerli bir çalışma

 
Necati Mert'in farklı zamanlarda kaleme alınmış ve türün sınırlarını zorlayan öyküleri, son kitabı 'Zamansız'da bir araya getirilerek okurla yeniden buluştu. Yazarın kurgu ve dildeki uğraşı da ustalığı kadar dikkat çekici. Örnekse anlatıcının karakterleriyle beraber yazdığı “Zamansız” ya da Memduh Şevket'in yeniden yorumlanmış öyküsü “Bir delikanlı kedinin soysuzlaşması". Mütevazı sürprizler ve incelikle işlenmiş 'an'lar var kitaptaki öykülerde. Yakın zamanda hikâye dalında ödüle de değer görülen Mert ile hem kitabını, hem kitapçılığını hem de 'piyasa edebiyat' tabir edilen taarruzu konuştuk.

Ödüle mesafeliyim

Türkiye Yazarlar Birliği tarafından bu sene üçüncüsü düzenlenen İstanbul Edebiyat Festivali kapsamında "hikâye" dalındaki ödüle layık görüldünüz. Bunun sizin için anlamından biraz bahseder misiniz?
Ödüllere mesafeliyimdir. Hiç katılmadım değil. Hatta iki ödül de aldım. Ama ödül takip etmem. Ödül çabam yoktur. Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul şubesinin ödülü ise farklı. Yazar başvurmuyor. Bir jüri var, sanırım üyeler isim öneriyor, üzerinde konuşup sonuçlandırıyorlar. Önerildiğim için sevindim önce. Dört dalda veriliyor bu ödül: deneme hikâye, roman, şiir. Önceki iki yıl ödül alanlar dallarına ömür boyu emek vermiş isimler hep. Hikâyenin iki ismi, Mustafa Kutlu ile Rasim Özdenören örneğin. Buna daha çok sevindim. Sonra, Ekim başında çıkan kitabım üzerine geldi bu ödül. Önceki kitaplarımda türün tarifini zorlayan hikâyelerim azdı, “Zamansız”da çok. Kitaba adını veren öykü öyle. "Hatıraltı" öyle, "Islak" öyle. Ve başkaları. Bu ödülle bunların kabul gördüğüne inanıyorum. Bir sevincim de buna.
Edebiyatımızda taşra öyküleri, köy romanları bu türde eser vermiş değerli yazarlara rağmen hep daha geride durur, sanki daha az edebi eserlermiş gibi değerlendirilir. Oysa sizin kullandığınız dil, buradaki işçiliğiniz ve eskiye yeni yeni biçimler verme özelliğiniz biraz da bu tavrı eleştirir, hatta onu ters yüz eder gibi...
Merkezin kibri taşra öyküleriyle, köy romanlarıyla sınırlı değil. Her alanda bu böyle. Bu kibre karşı taşrayı arkalayan çok yazım oldu, “Paytonun F'si” bu yazılardan oluşur. Fakat taşrayı futbol fanatikleri gibi tuttuğum da söylenemez. Taşrada her şey güzel değil çünkü. Taşradan, köyden söz eden pek çok ürün için de söylenebilir bu. Peki, merkezde her yapılan doğru mu? Mesele galiba yapılanın özgün, yeni bir iş olup olmadığında. Dilimi, işçiliğimi, biçim verişimi övüyorsunuz... Teşekkür ederim. Adapazarı'nda yaşıyorum. Öykülerimde de bunu saklamıyorum. Edebiyatın mekânla değil insanla ilişkili olduğuna inanıyorum çünkü. Bir de sizin dediklerinizle –biçem yahut yapı yahut da kurgu diyelim toptan.
Sait Faik şüphesiz Türk öykücülüğünün yüz aklarından. Sizi de onunla dildeş sayıyor, aranızda bir yakınlık/bağ kuruyorlar. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Sait Faik de Adapazarlı. Aynı sudan, Çarksuyu'ndan içmişiz. Şehrimizi seviyoruz, eleştiriyor hem de seviyoruz. Bunlar geliyor aklıma. Bir de benim de pek çok öyküyü "ben" zamiriyle kurmam. Gözlemci ben'i de kullanırım, kahraman bakış açılı ben'i de. Ama bunlar Sait Faik'le dildeş görülmem için yeterli bulunmalı mı? Dildeşlik görenler iltifat ediyorlar galiba, yahut fark ettikleri başka şeyler var. Benim başucu öykücüm Memduh Şevket'tir. Kendimden söz ederken bile toplumsala, politik olana geçmeye çalışırım.
Büyük harfli siyaset
"Zamansız" isimli hikâye kitabınız, çeşitli yayınlarda ve ağırlıklı olarak Heceöykü'de yayımlanmış hikâyelerinizden oluşuyor. Özlemden, yitiklerden ve yine de mücadeleden bahseden, kimi zaman düşlerin ama çokça gerçeklerin işe karıştığı, farkı zamanlarda yazılmış bu öyküleri bir kitapta toplatan onların zamansızlıkları mıdır?
Evet, farklı zamanlarda yazılmış öyküler bunlar. İki bölümde toplanıyor, ilk bölümdeki birbirinin devamı dört öykü bile farklı zamanlara ait. Ancak kitap adını buradan almıyor. Uygunsuz, densiz, yakışıksız bir şeyi, bir eylemi anlatmak için kullanırız bu kelimeyi. Ama kime göre? Bir başkası için o şey, o eylem gayet yerinde olabilir. Bugün için değil hem, dün için de, yarın için de. Tam da vaktidir. Kelimenin böyle bütün zamanları kucaklayan bir anlamı da var. Söz konusu öyküye de uyan. Ama öteki öykülerde de kimilerine zamansız görülecek şeyler olduğunu düşünüyorum. Nasıl ki Dersim'in kurcalanışını da bugün böyle görenler var. Küçük harfli siyaset uygundur, değildir diye kategorize eder; yazarın zaman hesapları olmamalı bence, bu da büyük harfli siyasetle mümkün.
Militanlık
"Düğün ve Bebekler" öykünüzde gösterişten uzak, sahici iki yaşamı yüksek piyasanın altında ezilip yok olmasın diye yazdığınızı söylüyor; öyküyü "hem yazmak nedir zaten? Hele bir hikâyeci için? Bir çeşit militanlık" diye bitiriyorsunuz. Diğer öykülerinizde de hep aynı "kurtarma", "kayıtlama", "karşı çıkma" güdüsünü seziyoruz...
Ben edebi olmak koşuluyla bir şey anlatan, bir şey söyleyen öyküden yanayım. Dediğim, bu anlamda militanlık. Sadece bu öyküde değil ta 1972'den beri hemen her öykümde vardır bu. “Zamansız”da türün tarifine de uzandı militanlık. "Islak"tan, "Hatıraltı"dan söz ettim. "Zamansız" tiyatrodan izler taşır. "Giyotin" sinemaya göz kırpar. "Ada'msın! Hikâyemsin!" sanki bir şehir tarihçesidir. "Lenduha Önünde Bir Çocuk"la "Bir Fotoğrafa Mektup" fotoğraf yazısıdır. Diyalog, tasvir, tahlil nasıl öykü için birer imkânsa gezi, anı, mektup ve özellikle denemenin de öykü için imkân olduğunu, olacağını düşünüyorum. Deneme için de öykü öyle değil midir? Riskli bir yol. Tarif dışına çıkılıyor. Bunu göze alıyorum işte. Edebiyat var mı yapılanda, buna bakılmalı. Yıllar önceydi, Taksim'de Sütiş'e girdik Neclâ'yla, nar taneleriyle süslenmiş, sütlaca benzer bir tatlı dikkatimi çekti vitrinde, istedim, adını da sordum: aşureymiş. Allah Allah! Benim bildiğim, esmer, ılık aşureyle hiç ilgisi yoktu bunun. Ama bu da güzeldi. Bu da tatlıydı.
Bir söyleşinizde "Edebiyat olmayanın edebiyat sanıldığı bir dönemden geçiyoruz" demiştiniz. Bunun üzerinde duralım istiyorum. Zira bu değindiğiniz, hem yazarlar hem de edebiyat severler için ciddi bir üzüntü sebebi...
Eser-okur-eleştirmen üçgeninin dışındaki her faaliyeti edebiyat dışı görüyorum. Kitap tanıtımlarından afişlere, dev panolardaki ilanlara, "bestseller" listelerine kadar her şeyi. Oysa sahne artistlerinde bile yadırgadığımız uçlarda icra ediliyor artık sanat: özel fotoğraflar, özel haberler, özel dedikodular... Bunlar edebiyat değil. Bunlar satış için bulunmuş piyasa hileleri. Başarılı da olunuyor. Sözüm, piyasanın, piyasa sosyolojisinin edebiyat sanılmasına. Okur böyle sanıyor, ilginçtir yolun başındaki yazar da böyle sanıyor. Sistemin kredi kartı kurbanlarıyla aralarında benzerlik kurula.
Siz aynı zamanda bir kitabevi sahibisiniz. Okurların algısı, yaklaşımı ne durumda? Çokça reklamlanan bir kitabın alıcıları hemen taarruza geçerken, mesela Sabahattin Ali, arayanı soranı olmadan bekliyor mu raflarda?
Kitapçılığım yazarlığımdan bir yıl küçüktür. Kırkını önümüzdeki yıl tamamlayacak. Şu kırk yıl içinde kitabevimde yaşadıklarım, gördüklerim şehrimin, ülkemin, belki kürenin mikro tarihi yerine geçer. “Hikâyem Adapazarı”nda ben ve şehrim üzerinden yapmıştım bunu, şimdi de kitabevim üzerinden yapmak istiyorum, adı “Memleket Kitabevi” olacak. Okurla ilgili gözlemlerim var elbette. Okur bildim bileli yönlendirilir. Bir farkla ki önceleri eleştirmen yapıyordu bu işi. Yahut yakın çevresinden güvenilir isimleri dinliyordu okur. Usulünceydi, kuralına uygundu yapılan. Bugün medya yüklendi bu işi. Uzaktan kumanda ediliyor okur. Böylesine tüketici, alıcı denmeli galiba. Bu ortamda Sabahattin Ali'nin sözü edilmez. Piyasa anlamında öyle. Fakat şu da var. Piyasa edilen kitabın ömrü geçicidir, bir aydır, bir mevsimdir falan. Son kullanma tarihi geçti mi bir daha sipariş etmeyiz. Elde kalır, kelepire düşer yoksa. Sabahattin Ali öyle mi ya? Beklese de korkutmaz kitapçıyı. Rafta yeri vardır. Okuru gelecektir nasıl olsa. Ve gelir.
Yeni Şafak/Kitap, 11 Ocak 2012

Diğerleri

"GÜNDEM, EDEBİYATIN GÖREVİ DEĞİL" Karabatak, Sayı: 39, Temmuz-Ağustos 2018

YAZAR NECATİ MERT'LE ÖYKÜ ANLAYIŞI VE ÖYKÜLERİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ Hece, Sayı: 216, Aralık 2014 Konuşan: Handan Acar Yıldıız

KUNDURACI MUŞTASIYLA DÖVÜLÜR GİBİ GEÇTİ YILLAR  Star, 29 Ocak 2014, Konuşan: Yusuf Çopur

"Memleket Kitabevi"ne 3 çay söyle biri demli olsun!  Akşam Kitap, 10 Ocak 2014, Konuşan: Adnan Özer

"YERELİN HİÇBİR ŞEYİ ÖNEMSENMEDİ"  Star Kitap, Sayı: 62, 12 Aralık 2013, Konuşan: Yusuf Çopur

Memleket Kitabevi

"BİZİM DÜKKÂN 'MERKEZ' DEĞİL, 'MEKÂN'DIR"  Gerçek Hayat, Sayı: 2013-44 (679), 28 Ekim-3 Kasım 2013, Konuşan: Feyza Betül Aydın

"Devletin 'öteki' gördüğü her düşünceye yakınım."  Sofra, Sayı: 1, Mart-Nisan-Mayıs 2013, Konuşan: İbrahim Adıyaman

"EDEBİYAT İDEOLOJİSİZ OLMAZ"  Kün Edebiyat, Sayı: 3, Kasım-Aralık 2012, Soran: Ercan KÖKSAL

"Gece 12'de bir tren gelirdi İstanbul'dan"  Sakarya Yenihaber, 10 Eylül 2012, Konuşan: Engin ARAPOĞLU

"KİÇLER ŞEHRİNDE YAŞIYORUZ"  Bizim Sakarya, 24 Şubat 2005, Konuşan: Özgür ARIK

"KAPIDAN İÇERİ GİRMEK" NECATİ MERT, Gren, Sayı: 14, Mayıs-Haziran 2004, Konuşan: Tamay AÇIKEL

"ZAMANSIZ" YA DA TAM VAKTİ  Yeni Şafak/Kitap, 11 Ocak 2012, Konuşan: Nursem Banu ÖZYÜREK

"DİL DEVLETİN DEĞİL MİLLETİNDİR"  Gerçek Hayat, Sayı: 2012-11 (594), 12-18 Mart 2012, Konuşan: Suavi Kemal

NECATİ MERT İLE "ZAMANSIZ" VE ÖYKÜ ÜZERİNE SÖYLEŞİ  Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012, Konuşan: Cemile SÜMEYRA

"BAŞÖRTÜSÜ LAİKLİĞE NEDEN AYKIRI OLSUN?"  Yeni Sakarya, 6 Ağustos 2009, Konuşan: Engin ARAPOĞLU

"NOBEL'İN SOLDA İTİBARI YOKTUR"  Yeni Sakarya, 4 Ağustos 2009, Konuşan: Engin ARAPOĞLU

"DEPREMDEN SONRA BU ŞEHRE GÖZ DİKİLDİ"  Yeni Sakarya, 3 Ağustos 2009, Konuşan: Engin ARAPOĞLU
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net