Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
"ZAMANSIZ"  Cemile SÜMEYRA, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012 
 

 

Us­ta öy­kü­cü Ne­ca­ti Mert, “Za­man­sız” ad­lı ki­ta­bıy­la ken­di öy­kü zin­ci­ri­ne ye­ni bir hal­ka ek­le­di. 1970’ler­den gü­nü­mü­ze yaz­dı­ğı öy­kü­ler­le Türk öy­kü­cü­lü­ğün­de ken­di ko­nu­mu­nu be­lir­le­miş ve bir öy­kü tav­rıy­la öne çık­mış­tır. El­bet­te onun öy­kü tav­rı, ha­ya­ta ba­kı­şıy­la ilin­ti­li­dir. Her in­sa­nın ha­yat kar­şı­sın­da bir du­ru­şu, bir ta­vır alı­şı var­dır. Ey­lem­le­ri­miz ya da ya­şam şek­li­miz, bu du­ruş­la şe­kil­le­nir. Mert de öy­kü­le­riy­le bir du­ru­şu ve tav­rı ya­lın bir şe­kil­de te­ren­nüm eder. Tam da öy­kü­nün im­kân­la­rıy­la, öy­kü an­la­ta­rak bel­li bir du­ru­şu ser­gi­ler. Bu yüz­den onun öy­kü­le­ri son kırk yı­lın ta­nık­lı­ğı­dır. Da­ha ön­ce­ki ki­tap­la­rın­da ol­du­ğu gi­bi, “Za­man­sız”da da ya­zar, Türk top­lu­mu­nun ge­çir­di­ği si­ya­si, sos­yal, hat­ta fi­zik­sel de­ği­şi­min nab­zı­nı tut­mak­ta­dır. “Za­man­sız” ise san­ki 2000’le­rin dün­ya­sı­na ışık tu­tar, göz önü­ne se­rer gi­bi­dir.

Me­kân, Mert’in öy­kü ev­re­ni­nin önem­li bir un­su­dur. Ada­pa­za­rı bu un­su­run mü­şah­has bir ör­ne­ği ve yan­sı­ma­sı­dır. Ada­pa­za­rı, öy­kü­ler­de, sa­de­ce olay­la­rın geç­ti­ği bir me­kân de­ğil, ay­nı za­man­da geç­miş­ten bu gü­ne ya­şa­nan­la­rın izi­ni ta­şı­yan, unu­tul­ma­yan ve unut­tur­ma­yan, ne­fes alan, in­sa­nı be­lir­le­yen, adı­na hi­kâ­ye­ler ya­zı­lan özel bir me­kân­dır. Olay­la­rın he­men he­men o­ğun­da ya­şa­yan tek şe­hir ola­rak kar­şı­mı­za çı­kan bir me­kân­dır. Do­la­yı­sıy­la, hem in­sa­nın hem olay­la­rın üze­rin­de­ki be­lir­le­yi­ci­li­ği dik­kat çe­ki­ci ni­te­lik­te­dir. “Za­man­sız”da­ki öy­kü­le­rin ya­pı­sı­nı be­lir­le­yen me­kân Ada­pa­za­rı’dır. İn­san­lar, ar­tık Ada’lı ol­muş in­san­lar­dır. Göç­me­nin­den, yer­li­si­ne ka­dar. Bu in­san­lar, ay­nı po­ta­da eri­miş, ken­di fark­lı­lık­la­rı­nı Ada’lı ol­ma kim­li­ğin­de tör­pü­le­miş­ler­dir. Or­tak pay­da­lar önem­le vur­gu­la­nır. Bu bağ­lam­da öy­kü anı ve ta­rih/ef­sa­ne söy­le­miy­le bu­lu­şur sık sık. İlk öy­kü bu bu­luş­ma bağ­la­mın­da öy­kü ni­te­li­ği­ni yi­ti­rip ken­di ta­dın­da akıp gi­den bir bel­ge­se­le dö­nü­şür. Tür­ler ara­sın­da­ki ni­te­lik­sel özel­lik za­man za­man ken­di­ni bir bu­luş­ma şek­lin­de his­set­ti­rir. Kur­ma­ca ol­ma­yan bir söy­lem­den fay­da­la­nır yer yer ya­zar.
“Ada­pa­za­rı! Hi­kâ­ye­li şe­hir” söz­le­riy­le şeh­rin hi­kâ­ye açı­sın­dan ne ka­dar zen­gin ol­du­ğu­nu vur­gu­lar ya­zar. “Ada’msın! Hi­kâ­yem­sin!” ad­lı öy­kü, şe­hir et­ra­fın­da ku­ru­lan bir öy­kü­dür. Şe­hir bir öy­kü ka­rak­te­ri­dir ade­ta. Öy­kü, ef­sa­ne­den ve ta­rih­ten fay­da­la­nır. Sa­kar­ya’dan Sa­kar Ba­ba’ya doğ­ru bir yol alış var­dır bu öy­kü­ler­de. Ya­za­rın ya­şa­mı­nın ne­re­dey­se ta­ma­mı­nın Ada­pa­za­rı’nda geç­miş ol­ma­sı Ada­pa­za­rı’nı ve Ada­pa­zar­lı’yı ta­nı­mak adı­na önem­li bir im­kân­dır. Ya­za­rın ta­nı­dı­ğı ken­ti ve in­sa­nı­nı yaz­ma­sı­nın ta­nık­lık bağ­la­mın­da bir im­kân ol­du­ğu­nu söy­le­mek müm­kün­dür. Bu bağ­lam­da hi­kâ­ye­lerde bo­yun­ca Ada­pa­za­rı, ik­li­min­den bit­ki ör­tü­sü­ne, ta­ri­hin­den ya­şam tar­zı­na, in­sa­nın­dan mi­to­lo­ji­si­ne ka­dar bir bü­tün­leş­me his­se­di­lir. Bu du­rum öy­kü­ler öğ­re­ti­ci bir kim­lik ka­zan­dır­sa da öy­kü kıy­me­ti­ni kay­bet­tir­mez. Bu yüz­den “Ada’msın! Hi­kâ­yem­sin!”, bir şe­hir hi­kâ­ye­si ol­mak­tan çok bir dai­mi ilk aş­kın hi­kâ­ye­si­dir de­ne­bi­lir. Ona da­ir bi­li­nen, unu­tul­ma­yan her şey an­la­tı­lır. Bu mer­ha­met­li ka­dın ya­şan­mış­lık­lar son­ra­sın­da sev­giy­le ve min­net­le anı­lır. Ada­pa­za­rı kü­çük me­kân­la­rıy­la da önem­li bir şe­hir­dir ve her hi­kâ­ye­de ay­rı ay­rı bu kü­çük me­kân­lar­la ye­ri­ni bu­lur. Alan­cu­ma’­da­ki pre­fab­rik­ler, çar­şı­lar, Çark­su­yu gi­bi pek çok me­kân böy­le­ce anı­lır.
Mert, Sa­it Fa­ik ka­dar ko­lay ve ya­lın an­la­tan bir ya­zar­dır. Ay­rın­tı­la­rı anın­da kav­ra­yıp kü­çük in­ce bu­luş­lar ger­çek­leş­ti­rir. Ede­bi ke­şif­ler son de­re­ce dik­kat çe­ki­ci bir şe­kil­de yer alır. Öy­kü­le­rin an­la­tı­cı­sı da en az ay­rın­tı­lar ka­dar önem­li­dir. An­la­tı­cı, her şe­ye hâ­kim­dir ve ka­rak­ter­le­ri, me­kân­la­rı, za­ma­nı bi­lir ve üs­lu­bu­nu bu­na gö­re ayar­lar. Böy­le­ce us­ta­ca bir an­la­tım ger­çek­le­şir. Yal­nız za­man za­man bu an­la­tı­cı ile ka­rak­ter­ler bir­bi­ri­nin ye­ri­ne geç­miş his­si uyan­dı­ra­bil­mek­te­dir. Bu hu­sus, “Fes­le­ğen” ad­lı bö­lüm­de­ki dört hi­kâ­ye­de ken­di­ni his­set­tir­mek­te­dir. Ger­çi, öy­kü-ya­zar iliş­ki­si hep me­rak edi­len ve sor­gu­la­nan bir iliş­ki­dir. İl­ginç­tir, so­nun­da ken­dim­le yüz­le­şir­ken bu­lu­yo­rum ken­di­mi, yüz­leş­mek­te ve di­li­mi ara­mak­ta­yım di­yor Mert. Bu yüz­leş­me­de, ay­na olan in­sa­nın yan­sı­sı, bi­zi ya­za­rın ken­di­siy­le bu­luş­tur­mak­ta­dır. Ya­za­rın ki­şi­li­ği­ni, aç­maz­la­rı­nı, ar­tı­la­rı­nı göz­lem­le­me im­kâ­nı sun­mak­ta­dır. Özel­lik­le an­la­tı­cı ka­rak­te­rin ki­şi­lik ya­pı­sı: Sa­kin, din­gin, yal­nız, öl­çü­lü, an­la­yış­lı, ba­rış­çıl, in­sa­ni de­ğer­le­re tut­kun bi­ri. Ya­zar ve ka­rak­ter­ler ara­sın­da­ki iliş­ki­nin bir iz­le­ği­dir.
Mert’in öy­kü­sün­de­ki in­san ti­pi, sa­mi­mi ve iç­ten in­san­lar­dır. Ne­re­dey­se bir şeh­ri, ya­hut bir ka­sa­ba­yı dol­du­ra­cak he­men her tip­te in­san var­dır öy­kü­ler­de. Ve öy­kü­deki kah­ra­man ka­rak­ter, han­gi hi­kâ­ye­nin kah­ra­ma­nı olur­sa ol­sun, ‘ben’ duy­gu­su­nu bir ke­na­ra bı­ra­kıp an­la­ma­ya, ku­cak­la­ma­ya ça­lı­şan, ge­çim­li bir ka­rak­ter­dir. Yü­ce gö­nül­lü, de­ğer­le­re sa­hip çı­kan, kar­şıt dü­şün­ce ve ya­şam tar­zı­na sa­hip ol­sa bi­le say­gı­lı, gös­te­riş­siz, ha­yat­la alıp ve­re­me­dik­le­ri pek yok­tur. “Bun­lar gös­te­riş­siz ama iç­ten ha­yat­lar: Acı­sı öy­le. Se­vin­ci öy­le.” Bun­la­ra kar­şı­lık bir de sa­mi­mi­yet sa­hi­bi ol­ma­yan bir ka­rak­ter de var­dır (Gi­yo­tin).
Ha­yat­ta ol­mak de­mek, ıs­rar­la sor­gu­lan­mak de­mek­tir. “İn­sa­nın il­gi­si sev­gi­si sor­gu­la­nı­yor.” Öy­le ki ya­şa­nı­lan za­man ve me­kân için­de in­san her ha­liy­le sor­gu­lan­mak­ta­dır. Ya­şa­mın an­la­mı­na iliş­kin bu ba­kış açı­sı he­men her hi­kâ­ye­de ken­di­ni his­set­tir­mek­te­dir. Ya­za­rın so­rum­lu­lu­ğu ise ya­şa­mın hal­le­ri­ne iliş­kin ta­nık­lık­tır. “Hem yaz­mak ne­dir za­ten? He­le bir hi­kâ­ye­ci için? Bir çe­şit mi­li­tan­lık.” Ya­zar­ken öz­gür­dür ve in­sa­nı fark­lı yön­le­riy­le ya­ka­la­ma­yı de­ner. Bu nok­ta­da ya­za­rın göz­lem gü­cü ve kur­gu­sal ye­ti­si dev­re­ye gi­rer; yet­kin bir güç­tür bu . Kur­gu­la­nan ka­rak­te­rin an­la­tıl­mak is­te­nen du­ru­ma uy­gun­lu­ğu ve et­ki­le­yi­ci­li­ği, ya­ni his­se­di­lir ha­le dö­nüş­me­si son de­re­ce önem­li­dir. Oku­ru bir yer­den, bir şe­kil­de ya­ka­lar; okur ya­şa­ya­bil­di­ği, du­ya­bil­di­ği ve dü­şü­ne­bil­di­ği bir ye­re doğ­ru böy­le­lik­le se­ya­ha­te gi­der. Bu açı­dan öy­kü­le­rin ger­çek­lik­le bu­luş­ma­sı önem­li bir hu­sus­tur.
Mert’in da­ha ön­ce­ki öy­kü ki­tap­la­rın­da ka­rak­ter­ler ço­ğun­luk­la kim­lik prob­le­mi ya­şa­yan ki­şi­ler­dir. “Za­man­sız”da­ki ka­rak­ter­le­rin kim­lik prob­le­mi, top­lum­sal bir ha­ya­tın için­de ya­şa­mak­tan zi­ya­de, ya­şa­dık­la­rı ha­ya­tın do­ğur­du­ğu bi­rey­sel­li­ğe da­ya­nan aç­maz­la­rın­da bu­nal­mış in­san­lar oluş­la­rı­dır. Ge­ri­ye dö­nü­şün im­kân­sız ol­du­ğu bir ha­yat­ta ka­rak­ter­ler ha­yat ve düş ara­sın­da ken­di­ni to­par­la­ya­maz­lar bir tür­lü. Ku­şak ça­tış­ma­sı mü­him bir so­run­dur. Bir de ik­ti­dar kay­gı­sı, in­san iliş­ki­le­ri, in­sa­nın içi­ne dam­ga­sı­nı vu­rur. Bu so­run­lar ara­sın­da bu­na­lan in­san, top­lum­sal olan­la mü­ca­de­le aşa­ma­sın­dan hep ka­çar. Baş­ka baş­ka so­run­la­rın öne çı­kı­şı­na ne­den olan bu so­run, de­rin­de ya­tan bir so­run­dur. En açık şek­liy­le “Kim O?” hi­kâ­ye­si bu­nu ör­nek­ler. Bel­ki ku­şak ça­tış­ma­sı­nın te­me­lin­de­ki so­run da yi­ne ik­ti­dar so­ru­nu­dur. Pek çok ne­den­le bir­lik­te. An­ne-ba­ba ve ço­cuk-ge­lin ara­sın­da­ki de­ği­şen du­yar­lı­lık­lar ve al­gı­la­rın iliş­ki­le­ri ko­pa­ran bir ha­le ge­li­şi dik­kat çe­ki­ci­dir. Da­ha­sı söz ko­nu­su du­rum mer­ha­met duy­gu­su aza­lan in­sa­nın kim­lik ze­de­len­me­siy­le or­ta­ya çık­mak­ta­dır. Hi­kâ­ye­ler­de­ki ge­ri­lim gö­rü­nüş­te kül­tü­rel pay­la­şım ve or­tak al­gı­dan kay­nak­la­nı­yor gi­bi ol­sa da te­mel so­run in­sa­nın mer­ha­met duy­gu­su­nun yok olu­şu­dur. Ben­cil bir ka­rak­ter doğ­muş­tur ar­tık. Baş­ta salt uy­ruk so­ru­nun­dan kay­nak­lan­dı­ğı sa­nı­lan so­ru­nun al­tın­da bu ger­çek giz­li­dir. Oy­sa mut­lu­luk bi­re­yin ken­di elin­de­dir. Öte­ki­nin elin­de, zih­nin­de, di­lin­de giz­li de­ğil­dir. Bu nok­ta­da mut­lu ol­ma­yı bil­mek ya da bil­me­mek var­dır. Bu so­run ne­de­niy­le, mut­lu ol­ma­yı bi­le­me­yen, in­ci­nen ebe­veyn­ler ço­ğal­mış­tır. El­bet­te in­san, kal­bin­de­ki araz­lar­dan ön­ce ken­di et­ki­len­mek­te­dir An­cak ço­cuk­lar bu gi­bi top­lum­sal ya­ra­lar­dan en bü­yük ya­ra­yı al­mak­ta, de­ğer­le­rin zen­gin dün­ya­sın­dan mah­rum kal­mak­ta­dır. Ya­zar ade­ta de­ğer yar­gı­la­rı­nı kay­be­den in­sa­nın acı­ma­sız­lı­ğı­nı or­ta­ya ser­mek­te­dir.
Ai­le iliş­ki­le­ri ki­şi­le­rin aç­maz­la­rı­nın en çok or­ta­ya çık­tı­ğı yer­dir. Bü­yük ai­le­den kü­çük ai­le­ye doğ­ru akan ai­le­ler­de so­run­lar el­bet­te azal­ma­mış, fark­lı fark­lı hal­ler­de şe­kil­len­miş­tir. Kü­çük ai­le ti­pi için­de en çok so­run el­bet­te ka­rı-ko­ca iliş­ki­sin­de or­ta­ya çık­mak­ta­dır ar­tık. Sık sık ‘an­la­şıl­ma­mış in­san­la­rın çe­ra­siz­li­ği’ ile kar­şı kar­şı­ya ge­lir in­san­lar kri­tik za­man­lar­da. Ya­zar is­tih­zai bir an­la­tım­la su­nar bu tip olay­la­rı. Ka­rı-ko­ca iliş­ki­sin­de en kri­tik za­man mah­ke­me­nin an­sı­zın ku­rul­du­ğu an­lar­dır. ‘Bir şey de­me­nin bir fay­da­sı yok­tu. Ol­mu­yor­du. İn­san ne­yi gör­mek is­ti­yor­sa ka­nı­tı­nı da bu­lu­yor­du’ (Ay Gi­bi Geç­mi­yor). Öy­kü, yıl­lar ön­ce­si­ne da­ya­nan bir kır­gın­lı­ğın yıl­lar son­ra fark­lı se­bep­ler­le nük­se­di­şi­ni an­la­tır. Yi­ne ka­rı-ko­ca iliş­ki­si, bir baş­ka hi­kâ­ye­de ele alın­mak­ta­dır. Ka­dın ve er­ke­ğin fıt­rat fark­lı­lı­ğı üs­tü­ne ya­pıl­mak­ta­dır vur­gu ade­ta. Es­pi­ri­li an­la­tı­mıy­la ke­yif­li bir öy­kü çı­kar­mış­tır ya­zar or­ta­ya (Ca­nım Rü­ya­da).
Ya­za­rın ye­ni hi­kâ­ye­le­rin­de iki in­san ti­pi öne çı­kar. So­run gi­de­ren yaş ve hal­ce ol­gun in­san ti­pi ve so­run­la­rı­nı yok sa­yan bi­rey­ci genç in­san ti­pi. Bi­rin­ci tip, ya­şa­dı­ğı top­lu­mun dö­nü­şüm ve de­ği­şim sü­re­ci­ne ta­nık­lık et­me­si­ne rağ­men, bek­le­me­den ya­şa­ma­yı ka­bul et­miş­tir. Bi­rey­ci genç­ler ise ken­di ha­ya­tı­nı güç­len­dir­me ça­ba­sıy­la ken­di dı­şın­da­ki­ni gör­me­me­yi seç­miş­tir. So­run­la­rı ve baş­ka­la­rı­nın duy­gu­la­rı­nı gör­mez­den ge­len bir ya­pı­ya sa­hip­tir. Ol­gun in­san­lar, ar­tık es­ki dö­nem­de­ki gi­bi bir oto­ri­te ola­rak de­ğil, yal­nız ve an­la­şıl­ma­yı bek­le­ye­rek ya­şa­mak zo­run­da kal­mış­tır.
Mert, top­lum­sal ve kül­tü­rel de­ğer­le­rin öne­mi, kül­tü­rel ve si­ya­si de­ği­şim­le­rin ka­za­nım ve ka­yıp­la­rı üze­rin­de du­rur, da­ha ön­ce­ki öy­kü ki­tap­la­rın­da ol­du­ğu gi­bi. Ge­li­şim es­ki­ye­nin atıl­ma­sıy­la de­ğil, üze­ri­ne ye­ni şey­le­rin ek­len­me­siy­le müm­kün­dür. Ge­le­ne­ğin ge­niş­le­ye­rek, ek­lem­le­ne­rek bü­yü­yen ve de­ğer­le­nen ya­pı­sı­na rağ­men, in­sa­nın da­ra­la­rak kü­çü­len ya­pı­yı se­çi­şi so­run­la­rı ço­ğal­tır, iliş­ki­le­ri prob­lem­li bir ha­le so­kar. İn­san, bü­yük so­run­la­ra rağ­men, de­ğe­ri ve ya­pı­sı bo­zul­ma­yan es­ki ai­le iliş­ki­le­rin­de var ola­bi­lir­ken, ar­tık kü­çük so­run­lar al­tın­da çö­zül­mek­te, de­ğe­ri­ni hiç bu­la­ma­ya­cak şe­kil­de kay­bol­mak­ta­dır. Top­lum­sal ve ge­le­nek­sel ku­ral­la­rın be­lir­siz­leş­me­si ve yok edil­me­si sü­re­cin­de, sa­de­ce ego­yu tal­tif eden tu­tum­lar so­nu­cun­da in­san iliş­ki­le­rin­de an­la­şıl­maz, çö­züm­süz, gö­re­ce­li so­run­lar or­ta­ya çık­mış, do­ğal ola­rak bu so­run­la­rın çö­zü­mü de bu­lu­na­ma­mış­tır (Bir Fo­toğ­ra­fa Mek­tup, Ha­tı­ral­tı). As­lın­da es­ki­yen her­şe­yi at­ma, uzak­laş­tır­ma, ha­ya­tın­dan çı­kar­ma tav­rı, genç nes­lin gel­di­ği nok­ta­da edin­di­ği bir ge­nel tav­rı­dır. Söz ko­nu­su hi­kâ­ye­ler­de eş­ya­ya kar­şı ge­li­şen bu ta­vır (Fes­le­ğen), hi­kâ­ye­le­rin­de in­sa­nın in­sa­na olan tav­rın­da da ken­di­ni his­set­ti­rir.
Da­ha ön­ce­ki öy­kü ki­tap­la­rın­da ka­pi­ta­lizm ve sa­na­yi­leş­me kar­şı­sın­da kes­kin bir ba­kış ve dil, eleş­ti­rel bir ba­kış var­ken (Bek­çi, Bak­ka­lın Si­nek­le­ri, Fiş, Pay­ton­cu Şev­ki Am­ca, Göç Eden Çar­şı, Bü­yük Par­ça ve Ön Bir­Par­ça Ni­za­mı, Gra­mo­fon­lar, Rad­yo­lar ve Teyp­ler) “Za­man­sız”da san­ki zo­run­lu bir ka­bul­le­niş, si­ne­ye çe­kiş söz ko­nu­su­dur. Ya­ra­tı­lan ka­rak­te­rin ya­şa­dı­ğı dö­nü­şüm­le ala­ka­lı­dır kuş­ku­suz bu hal. Ade­ta ar­tık ka­pi­ta­list sis­te­mi sor­gu­la­ma­nın bir öne­mi kal­ma­mış­tır. Ar­tık sis­tem yer­leş­miş, de­ği­şim in­sa­nın ken­di ben­li­ği­ne ka­dar et­ki­li ol­muş­tur. İn­san de­ğiş­miş­tir, baş­ka­laş­mış­tır. Bir o ka­dar da yoz­laş­mış­tır (Bi­zim Par­ti­nin Mü­dü­rü), in­san bu yoz­laş­ma­dan çık­mak için sen­di­ka­laş­ma yo­lu­nu tut­muş, an­cak bu­ra­da da ba­şa­rı­lı ola­ma­mış­tır (Ker­van).
1970’ler­de ka­li­te­li in­san al­gı­sı oku­muş in­san­ken, 2000’ler­den son­ra, pa­ra sa­hi­bi olan in­san, de­ğer de­ği­şi­mi­nin bir uzan­tı­sı ola­rak kar­şı­mı­za çık­mak­ta­dır. Böy­le­lik­le in­san ve top­lum prag­ma­tist bir ka­rak­te­re dö­nü­şür­ken umar­sız bir de­ği­şim ge­çir­me­ye baş­la­mış­tır (Amor­ti­den Bir Gün). Or­ta yaş ve son­ra­sı­nı ya­şa­yan in­san­la­rın ümit­siz­li­ği bu ha­lin bir so­nu­cu­dur. Ai­le kav­ra­mı­nın de­ği­şi­min­de, in­sa­nın de­ğer al­gı­sı­nın de­ği­şi­min­de ol­du­ğu gi­bi pa­ra­nın bir güç un­su­ru olu­şu önem­li bir rol oy­na­mış­tır. Pa­ra in­sa­nın ma­ya­sı­nı de­ğiş­tir­miş­tir ade­ta. Ka­dın ka­rak­te­ri pa­ray­la bir­lik­te de­ği­şi­mi­ni hız­lan­dır­mış­tır (İb­ra­him Us­ta’yı Ka­rar­tan Gü­neş). Ka­dın-er­kek iliş­ki­si ni­te­lik de­ğiş­tir­miş­tir (Za­man­sız). Ai­le­nin tüm­den de­ği­şi­mi yi­ne bir baş­ka hi­kâ­ye­de fark­lı bir bo­yut­ta ele alın­mış­tır (İki Por­ta­kal). İn­sa­nın ken­di iç dün­ya­sın­da­ki de­ği­şi­mi, ta­şı­dı­ğı uyum­suz­luk duy­gu­su şu ya da bu ne­den­le hiç kay­bol­ma­mış­tır. De­ği­şim top­lu­mun ne­re­dey­se bü­tün in­san­la­rı­nı sar­mış­tır (Toz­lu Top­rak­lı Ki­tap­lar). Ay­dın­lar da bu de­ği­şim­den pa­yı­na dü­şe­ni al­mış ve be­de­li­ni yal­nız­lık­la öde­miş­tir (Ne Gü­zel! Ne Mü­ba­rek!). Va­hit Efen­di’nin de­ği­şi­mi de as­lın­da her ke­si­min bu de­ği­şim­den na­si­bi­ni alıp na­sıl et­ki­len­di­ği­ni gös­te­ri­yor. Çö­zül­me de­vam edi­yor. Çö­zül­me her ke­sim­den her in­sa­nı esir et­miş­tir. Bu­na kar­şı­lık in­sa­nın bu du­rum­dan ken­di­ni kur­tar­ma­sı ay­nı da­ğın gü­ver­ci­ni ol­du­ğu­nu ha­tır­la­ma­sıy­la müm­kün­dür (Gü­ver­cin­ler). Ya­ni bir ümit var­dır; ken­di ta­bi­atı­na uy­gun ya­şa­ma­yı se­çer­se ta­bi­i. Ta­bi­atı­na uy­gun bir ya­şam tar­zı­na sa­hip ola­ma­yan in­san da hay­van gi­bi soy­suz­laş­mak­ta­dır. Za­man ta­bia­tı bo­zan bir za­man­dır.
Za­man ve hal bir­bi­ri­ni me­ka­nın di­liy­le ta­mam­lar. Sa­it Fa­ik öy­kü­sü­nü ha­tır­la­tan bu tarz, tas­vir tar­zı, dil ve üs­lup, na­if­li­ğiy­le Mert’in hi­kâ­ye­sin­de de mev­cut­tur. Öy­kü­nün bü­tün un­sur­la­rı ti­tiz­lik­le kul­la­nı­lır ve te­mel kay­gı in­san­dır. Ta­raf­sız bir yak­la­şım­la de­ğer­len­di­rir in­sa­nı, ama her da­im ta­vır­lı­dır. Mert’in öy­kü­sün­de in­san en te­mel un­sur­dur. Ha­li ve tav­rı ile. Sık sık kar­şı­mı­za çı­kan an­la­tı­cı ka­rak­ter vic­dan­lı ve ob­jek­tif tav­rıy­la dik­ka­ti çe­ker. Kah­ra­ma­nın duy­gu­la­rı­nı da­hi ka­çır­ma­yan bir ka­rak­ter­dir bu tip. Ya­zar, son dö­nem öy­kü­cü­ler­den fark­lı bir tu­tum­la, ay­rık­laş­mış bir ta­vır­dan uzak, mi­zaç fark­lı­lık­la­rıy­la ha­ya­tı süs­le­yen top­lum­da­ki her tip­te­ki in­sa­na ya­kın du­rur; mer­ha­met­li, vic­dan­lı, an­la­yış­lı ve se­ve­cen ama el­bet­te bel­li bir ba­kış ve ta­vır sa­hi­bi ola­rak. “Za­man­sız”da­ki ka­rak­ter­ler sı­ra­dan ha­ya­tın için­de ya­şa­yan he­men her­ke­sin ra­hat­lık­la gö­re­bi­le­ce­ği, can­lı-kan­lı, oku­run bir to­ka­laş­ma me­sa­fe­sin­de bul­du­ğu sı­cak ve ger­çek in­san­lar­dır. Ço­ğun­luk­la ada­lı in­san­lar­dır an­cak sa­hip ol­duk­la­rı bü­tün özel­lik­ler ile ev­ren­sel bir hal­le­ri var­dır. Ya­lın in­san­lık du­rum­la­rı­dır öy­kü­ler. İn­san, ken­di kim­lik­le­rin­den so­yu­nup in­san­lık ha­li­ne bü­rü­ne­bil­mek­te­dir.
Mert, “Za­man­sız”da ken­di öy­kü tar­zı­nı sür­dür­mek­te­dir. Onun öy­kü­le­rin­de oku­run na­si­bi giz­len­miş­tir, bu an­lam­da öy­kü­le­ri his­se­li kıs­sa kim­li­ği­ne sa­hip­tir. Ge­le­nek­sel top­lu­mu hem de ço­cuk­luk dö­ne­min­de ta­nı­ma şan­sı­nı ya­ka­la­mış olan ya­zar, ge­le­nek­sel an­la­tı­nın zen­gin­li­ğiy­le bes­len­miş­tir ve bu­nun ve­rim­le­ri­ni oku­ruy­la pay­laş­mak­ta­dır. Bu ba­kış­la ya­zar, 2000’li yıl­la­rın ay­dı­nın­dan, es­na­fı­na, gen­cin­den yaş­lı­sı­na, yal­nı­zın­dan, ça­lı­şa­nı­na pek çok in­sa­nın iç­sel ız­dı­ra­bı­nı ve top­lum­sal hal­le­ri­ni, olay­la­ra ba­kı­şı­nı bü­yük bir us­ta­lık­la an­lat­mak­ta­dır. Bu bağ­lam­da ken­di ken­di­ni ay­na­la­ma­yı öğ­re­ne­bil­mek, bu­nun ve­ri­min­den fay­da­la­na­bil­mek için bu ay­na­dan mah­rum kal­ma­mak ge­re­kir. Mert’in öy­kü­sü mis­yo­nu­nu ve ha­li­ni kay­bet­me­yen, ka­rar­ma­yan ve bu­ğu­lan­ma­yan bir ay­na ol­ma özel­li­ği ta­şı­mak­ta­dır.
 

                                                                         Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012

 

Diğerleri

ADALILARIN ÖYKÜSÜ Erdem Dönmez, Edebiyat Ortamı, Sayı: 61, Mart-Nisan 2018

PARK, "ALT YANI BİR PARK" DEĞİLDİR Beytullah Emrah Önce, Tasfiye, Sayı: 51, Ocak-Şubat 2016

GÖNÜLLER KÜÇÜLDÜ Cihad Şahinoğlu, Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

NECATİ MERT'İN "MİNNACIK BİR UÇURUM'U YA DA TAŞRANIN AYAK SESLERİ Faik BAYSAL, Cumhuriyet Kitap, Sayı: 347, 10 Ekim 1996

BİR ŞEHRİ ÖRMEK: "HİKÂYEM ADAPAZARI" Temel Karataş, 25 Aralık 2008

ADAPAZARI'NDA KIRK YIL  Yasin Şafak, Tasfiye, Sayı: 46, Ocak-Şubat 2014

MEMLEKET İÇRE BİR KİTABEVİ  Erdem Dönmez, TYB Akademi, Sayı: 10, Ocak 2014

MEMLEKET GİBİ KİTABEVİ  Beytullah Önce, Sakarya Yeni Haber, 1 Aralık 2013

TAŞRADA KİTAPÇI OLMANIN ÖTESİ  Özge Atasel, AGOS Kitapkirk, Sayı: 60, Kasım 2013

"MEMLEKET KİTABEVİ"NDEN İNSAN MANZARALARI  Temel Karataş, Milliyet Kitap, Ekim 2013

NE GOOGLE'A NE DE BAŞKA BİR KRONOLOJİYE GİRMİŞ BİR TARİH  Aslı Tohumcu, Radikal Kitap, Sayı: 658, 25 Ekim 2013

MEMLEKET GİBİ BİR KİTABEVİ  Bir Gün, 05 Ekim 2013

GECEYE UÇURULAN GÜVERCİNLER  Adnan ÖZER, Radikal İki, Sayı: 15, 19 Ocak 1997

GECEYE UÇURULAN GÜVERCİNLER  Nalan BARBAROSOĞLU, Adam Öykü, Sayı: 9, Mart-Nisan 1997

Necati Mert'e SAÜ tarafından Fahri Doktora ünvanı verildi...

ÖMER SEYFETTİN VE KİMLİK  Hale Kaplan ÖZ, Yeni Şafak, 5 Eylül 2004

OKUR KİTAPLIĞI'NDAN ELEŞTİRİ KİTAPLARI  Hakan ARSLANBENZER, Fayrap, Sayı 48, Şubat 2012

ŞEHRİN SESLERİ: NECATİ MERT  Necip TOSUN, Heceöykü, Sayı: 50, Nisan-Mayıs 2012

"ZAMANSIZ"  Cemile SÜMEYRA, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012 

ZAMANSIZ ÖYKÜLER  Efe ERTEM, Kitap Zamanı, Sayı: 74, 5 Mart 2012
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net