Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
SANAT VE ESTETİK YAHUT ESTETİĞİ BOYA ZANNETMEK  24 Ocak 2006

 

 

 

“Fırından iki ekmek al, gel!” hiçbir söz hüneri olmayan bir emir cümlesidir. “Fırından pamuk gibi iki ekmek al, gel!”de ise teşbih (benzetme) vardır. Bu bir hüner mi? İlkine göre hüner. Ama asıl hünerlisi şu: “Fırından iki pamuk al, gel!” Burada, “pamuk” eczane metaı olarak kullanılmamıştır; yani gerçek anlamından çıkmıştır. Bu, mecazdır. Fakat yerine geçtiği “ekmek”le arasında da “yumuşaklık” bakımından teşbih vardır. Yani mecazla teşbih birliktedir burada. Buna da istiare (metafor, eğretileme) denir.

Bir şeyi bir başka şeyin yerine koyup anlatmak, diye tarif edilir sanat. Pamuğun ekmek yerinme konulmasına benzer bir aktarmadır kastedilen. Şiirde bu vardır, hikâyede, romanda, komedide, dramda bu vardır. Hatta müzikte, resimde, heykelde, mimaride de bu vardır. Faruk Nafiz’in, “Bin gemle bağlanan yağız at şaha kalkıyor” derken anlattığı, düz at değildir. Desdemona’nın düşürdüğü mendil de, sadece mendil olarak görülmemeli; İago tarafından alınıp Othello’nun yüreğine kıskançlık ateşi olarak düşer o mendil Shakespeare’in oyununda.

Eğretilemenin böyle fonksiyonel olanının adı da imge. Fonksiyonlu nasıl oluyor? Başladığınız noktada kalmıyorsunuz. Diyelim, Atatürk Parkı’nı anlatmak istediniz; parkı aşacaksınız. Aşmaz da Atatürk Parkı’yla sınırlı kalırsanız, bu, belgesel olur. Şehir tarihçileri bunu yapar. Parkı kendinizle birlikte anlatırsanız, bu da hatıra defterine yakışır. Bir şiir veya hikâye yazmak istiyorsanız eğer, Atatürk Parkı’nı başka parklarla; kişisel duruş ve duyuşlarınızı da benzerlerinizle buluşturmak zorundasınız. Yani genel’i ve tipik’i yakalamalısınız. Bir de şu: Anlattıklarınızda rastlantısal bir yan da olmamalı. Her şey öyle olması gerektiği için olmalı. Yani zorunluluk’a bağlanmalı.   

Sanatsal bir şey söylemek için bu kadarı yeter mi? Yetmez. Bir kere sözünüzün olaya kavuşması, sürece oturması, ete kemiğe bürünmesi, bir sahneye yerleşmesi gerekir. Yani o dört öğe: Olay, zaman, kişi, mekân. Sonra, kurgusuz olmaz. Aklınıza her geleni yazamıyorsunuz yani. Çoğunu atıyorsunuz. Seçtikleriniz kalıyor elinizde; onları da anlamı ve etkiyi en iyi verecek şekilde sıralıyor, düzene sokuyorsunuz. Görünürde sözcük kullanıyorsunuz sadece. Öyleyse, sözcükle kuyu kazmak gibi bir şey bu. Evet. Bir müzisyen bunu ses diline çevirerek gerçekleştirmekte, ressam renk diline, heykeltıraş hacim, mimar da yer/yapı diline çevirerek. Onlar da kuyu kazmakta. Şiir mi? O ayrı bahis. Şimdilik kalsın. 

Bir de estetik var. Sanattan ayrı tutulması imkânsız. Çünkü bütün sanat dallarında ortak olan bir şeyin karşılığıdır estetik. Nedir o? Güzelduyu. Kimi oyunu, besteyi veya resmi güzel buluyoruz da kimini o kadar güzel bulmuyoruz yahut hiç beğenmiyoruz. İşte güzel bulduklarımızda ortak olan şeyin adı, estetik. Konunun uzmanlarına göre, bu soy eserler içeriğiyle biçimi arasında birlik bulunan, öğeleri birbiriyle barışık, kurgusu ölçülü, o kadar ki bir şey eklenmesine de bir şey çıkarılmasına da izin vermeyecek derecede uyumlu eserlerdir.

Öyle. Dikkat ediniz, güzel bulduğumuz bir insan, bir yer, bir ağaç, bir kedi –ne bileyim- bir çakıl taşı… bile birlik, uyum ve ölçü barındırmaktadır üzerinde. Güzelliğini bunlarla gösterir bize.

Şehirler de böyledir. Tarihi dokusunu ve siluetini yitirmemiş, mahallesi, çarşısı, meydanı, parkı, camisi yerli yerinde ve hepsi birbiriyle uyumlu ve insanıyla kaynaşmış şehirler güzeldir ve ancak onların söyleyecek sözleri vardır.

Şimdi size, bir şehrin daha estetik olması için kaç liralık boya gerektiğini sorsam, “Ne alaka!” der bana kızarsınız değil mi? Haklısınız. Ama bu iş için 27 milyar liralık boya alındığı söylendi maalesef bu şehirde. Hem de Büyükşehir’in Başkan’ı tarafından. Büyükşehir’in “Estetik ve Sanat Kurulu” da var oysa; Başkan’ı uyarmaya cesaretleri yetmemiş olacak. Yahut onlarda da estetiğin boya olduğu zannı var.

Geçen ayın başından beri bu konuda yazmak istiyordum, bugün şart oldu. Neden bugün? derseniz: Duydum ki Büyükşehir, şehrin erkânı ve şehrin sivil toplum örgütleriyle (Şu “sivil toplum” yutturmacası üzerine de yazmalı artık) Ünal Ozan’ın hatırası ASM’de “Birlikte Çözelim Platformu” adı altında toplanıp –efendim- iki kavşak ve bir park projesi hakkında tartışacak, birlikte karara varacaklarmış.

Bu yazı, bunun için. Ola ki okurlar, yararlanırlar da “kalbî” niyetim “kalbî” kabullerini görür.

Yeni Sakarya, 24 Ocak 2006

Diğerleri

DEVLET VE BABA 13 Haziran 2006

"SİYASETE KARŞI SİYASET" 19 Aralık 2006

ÇARK  19 Eylül 2006

BERCESTE  28 Kasım 2006

NEVRUZ VE BAYRAM ETRAFINDA  21 Mart 2006

UMMAZDIM!  28 Şubat 2006

UNUTMAYA GELMEZ  14 Şubat 2006

MAJESTELERİNİN SİVİLLERİ  7 Şubat 2006

YAKIŞIR  31 Ocak 2006

SANAT VE ESTETİK YAHUT ESTETİĞİ BOYA ZANNETMEK  24 Ocak 2006

KİTAP NETAMELİ  17 Ocak 2006

OYUN, SANAT, KURBAN  10 Ocak 2006

REFİK HALİD YA KAÇMASAYDI? 3 Ocak 2006
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net