Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
YAKIŞIR  31 Ocak 2006

 

 

 

22 Ocak. Yılın dördüncü pazarı. İstanbul’a, “Kanlı Nigâr”ı seyretmeye gideceğiz; kuşlukta VİB’i arayıp telefona çıkan hanıma 12.00 için yer ayırtacağımı söyledim, o da 22, 23 numaraları ayırdığını söyledi ve uyardı: “Lakin hareketten yarım saat önce biletinizi almanız gerekiyor.” Biletimizi almaya gittiğimizde şaşırdık: Rezervasyonlar iptal edilmiş. “Neden?” diyorum, “Geç mi kaldık?” Yazıhane duvarında saat de var, gösteriyorum: “Henüz 11.30 bile değil.” Dediğimi anlamıyor, “Abi!” diyor, “sizi 12.05’le göndereceğiz. Alt tarafı 5 dakika. Ne fark eder?” Suphanallah! Beş dakika için de şikâyetim olur ama, onu demeyip şöyle diyorum: “Sizden şu anda asıl şikâyetim, sözünüzde durmayıp vaktinden önce yerleri iptal etmeniz.” Adam, “Müdür Bey yukarda, şikâyetinizi ona yapın!” demez mi! Ben de, “Şikâyetimi müdürünüze değil, umuma yapacağım” dedim ayrılırken. Bu yazı, biraz da o yazıhaneciye verdiğim söz yüzünden.

Nasıl mı gittik? Otobüs firmalarının her biriyle böyle en az bir hikâyem vardır, al birini vur ötekine! Diyeceğim, çaresiz ve kıstırılmış insan psikolojisiyle 12.05’e razı olduk. Otobüs bomboş ya, adam da soruyor: “Hangi numarayı istiyorsunuz? İstediğiniz yeri vereyim.” Aşağıdan alır mıyım! “22, 23!” diyorum.

Meğer daha göreceklerimiz varmış.

Solumuzdaki peş peşe koltuklardan üç ya da dört çiftinde geniş bir ailenin birbirine elti, görümce olmuş insanları. Önlerinde ilkokul çağında birer, kiminde ikişer çocuk. Büyükler de dahil istisnasız her birinde yarım ekmek arası döner. Çocuklardan mızmızlananlar, “Ananemin yanına gidecem” deyip koltuk değiştirenler olur; diz üstünde tutulan paketler, poşetler koridora düşer bu arada, alınmaz, karşı komşu alsın diye beklenir; soğan kokusu yayılır. Dönerini erken bitiren çocuk ise, annesinin son lokmasını annesiyle; anne bitirmişse çocuğununkini çocuğuyla kapışır –böylesini de hiç görmedim. 

Literatürde “host” olarak geçen delikanlı ise bir âlem. Başlangıçtaki anonsunu anlayabilene aşk olsun! Hadi, bunu geçelim; bu anonsların anlaşılmamak gibi bir özellikleri var artık. Ama kolonya tutarken, su verirken sağa sola dökmeler neydi öyle! Servis arabasını koridorda yürütürken halıya, koltuk kollarına taktırmalar! Ya meşrubatı bardağa doldurduktan sonra şişesini arabadaki yerine pat diye koymalar, şerbetini sıçrattırmalar!    

En güzeli de gişelerden sonra olanlar. Arkalarda bir hanım açmış cebini bıdır bıdır konuşmakta. Host –Allah’ı var- hiç aman vermeyip, “Telefonunuzu kapatın lütfen!” diye gürledi. “Tamam! Tamam!” dedi hanım ama, bıdırlığa da devam. Dediklerinden duyduklarımız da oluyor. Öğrendiğimiz şu: Karşılayıcısıyla vaktinde anlaşamamış. Kozyatağı’nda mı insin, Harem’de mi? Telefon bunun için açılmış. Kozyatağı’nda inenler indi, yola devam. Hâlâ hanımın sesi: “Kozyatağı’nda inmedim. Tamam. Harem’e gidiyoruz şimdi. Sen Harem’desin. Görüşmek üzre. Kendine iyi bak!” Host: “Telefonunuzu kapatın, dedik ama.” Hanımdan bir cevap geldi ki evlere şenlik: “Ben açmadım. Karşıdan açtılar. N’apiim!”

Adapazarı’na birkaç yıl önce gelmiş bir ahbap, çocuğunu evlendirdi geçen yıl. Düğünden şikâyeti kesilmedi, kesilecek gibi de değil. Gelin alınırken mahallede kavga çıkmış. Mahallenin delikanlıları yıkılmışlar yola, paralarını almadan kalkmazlarmış. Para da bahşiş değil. Külliyetli. Yekûn. Anlaşma kaça, nasıl bağlandı bilmiyorum ama, ahbap hızını alamayıp komşulara, çiçekçiye, salona da giydirmekte yandan yandan, yetinmeyip bir de, “Aman, aman Adapazarı mı! Âdeti batsın!”ı da yapıştırmakta.

Yahu, bunlar Adapazarlı âdetler değil. Adapazarı’na gelenler âdetleriyle geldiler, burada karman çorman oldular. Miktarınca olsa göç, Adapazarı Adapazarlılığını koruyacak. Gösterecek. Nitekim benim çocukluğumda korumuştu. Göğü mavi, dalı yeşil, tarlası sarıydı. Cahit Sıtkı’nın seveceği bir yerdi. Hatta 80’li, 90’lı yıllara kadar da bu halini aşağı yukarı korumuştu. Ama depremden sonrası tam bir saldım çayıra, Mevla’m kayıra anarşisi.

Bu yüzdendir azizim, o pazar günü gördüklerim bu şehre yakışır artık. Haliyle, Anıthelâ da yakışır. Sapanca’yı kirletmek, suyu pet şişelerden içmek yakışır. Su basacağı biline biline yapılan yer altı otoparkı yakışır. Türlü çeşitli ticarethaneyle lebaleb Atatürk Parkı yakışır. Asmalıkonak Kayıntı Merkezi (Beytullah’a [Önce] selam: “Amerikan Kültür Merkezi” diyor o) yakışır. Tahtapark yakışır. Kavşakları güya süsleyen plastikten sarışın âfet palmiyeler yakışır. Parkı çöplüğe dönmüş Sait Faik yakışır. Öğrencilerin okuluna yerleşivermiş Belediye yakışır. Karpuzculara özenip malını dışarılara taşırmış, yetmeyip bir de ses düzeni kurmuş mağazalar yakışır. Yıkımı hep ertelenmiş 2 700 ağır, güçlendirilmeden öyle durup durmakta olan 4 600 orta hasarlı bina yakışır. Onları boyayla “estetik” yapıp öğrencilere yüksek yüksek kiralamak da yakışır. Çünkü her şey karmaşa içinde burada. Her şey kiç. Gelişigüzel. Banal. Harcıâlem. Yeftin. Ucuz. Basit. Muhtevasız.

Hâşim, bizim için söylemedi ama, şu iki mısraı, çaresiz ve kıstırılmış Adapazarlılara pek denk düşmekte:

“Ve mâî gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak / Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkûmuz.”

 

DAĞILMIYOR: Mal varlıkları şüphe uyandıran siyasilerden zaman zaman mallarını ve paralarını kamuya açıklayarak şüpheleri dağıtmak isteyenler oluyor. Bende bir şey dağılmıyor. Sizde dağılıyor mu?

 

MEĞER: AKM’de tiyatro seyredilemeyeceğini bilirim. Ama İbrahim Özkahyaoğlu’nun yazdığından (“Bizim Sakarya”, 27 Ocak 2006) öğrendim, meğer orada sinema da seyredilemiyormuş. Ses düzeni kafa şişirecek cinstenmiş çünkü. Yanınızda yastık götürmez, başınızın altına koymazsanız –maazallah- boynunuz da tutulurmuş.

 

Yeni Sakarya, 31 Ocak 2006

Diğerleri

DEVLET VE BABA 13 Haziran 2006

"SİYASETE KARŞI SİYASET" 19 Aralık 2006

ÇARK  19 Eylül 2006

BERCESTE  28 Kasım 2006

NEVRUZ VE BAYRAM ETRAFINDA  21 Mart 2006

UMMAZDIM!  28 Şubat 2006

UNUTMAYA GELMEZ  14 Şubat 2006

MAJESTELERİNİN SİVİLLERİ  7 Şubat 2006

YAKIŞIR  31 Ocak 2006

SANAT VE ESTETİK YAHUT ESTETİĞİ BOYA ZANNETMEK  24 Ocak 2006

KİTAP NETAMELİ  17 Ocak 2006

OYUN, SANAT, KURBAN  10 Ocak 2006

REFİK HALİD YA KAÇMASAYDI? 3 Ocak 2006
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net