Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
NEVRUZ VE BAYRAM ETRAFINDA  21 Mart 2006

 

 

 

Çinlilerin Türklerle baş edebilmesi Sedd-i Çin ile değil, sınır Türklerinin Çin ordusuna katılmalarıyla olur. Bu beraberlik karşısında Hiyun-nu Türkleri varlık gösteremez. Hele kardeşleri Tatar ve Uygur Türkleri de Çin’e yardım edince iyice perişan olurlar. Bir kısmı çöllere dağılıp Kırgız-Kazak adını alır, bir kısmı da Altay dağları yanında Ergenekon vadisine düşer. Çinliler yine bırakmaz. Türklerden Nohoz ve Kayan adında iki hakanzade ile iki kız kalana kadar dövüş olur. Sonunda, bu dört Türk bir Alageyik’in peşine takılıp kapısı, çıkışı olmayan fakat cennet gibi bir yere gelir. Yerleşir. Çoğalır. Tam dört yüz yıl. Öyleyken Turan ümitlerini yitirmezler. Bir gün geyiklerden birini bir kurt parçalar, kaçar, kaçarken de etrafı adeta Kafdağları ile çevrili bu yerden nasıl çıkılacağını da göstermiş olur. Kurdun gösterdiği delik, bir insanın geçemeyeceği kadar dardır; bir demirci çıkar, ocak yakar, örs kurar, çekici örse vurarak taşları parçalar ve yol açar.

Bugüne ad verilir: “Yenigün”. Tarih, 9 Mart. Miladi karşılığı da, 21 Mart. Bu kadarla kalınmaz, eski kaynakların yazdığına göre, her 9 Mart’ta da hakanın katıldığı bir demir ayini yapılırmış.

Bunlar sahi mi? Gerçekten yaşanmış mı? Bir hikâyeci için bundan daha anlamsız soru olmaz. Çünkü bir efsanedir Ergenekon. Yani mitolojik anlatılar gibi, kıssalar gibi bir hikâye. Hikâyede tarihle/hayatla bire bir gerçeklik aranmaz. Efsanede, mitolojide ve kıssalarda olup bitenin kendisi değil, bunların hangi niyetle uydurulup dolaşıma sokulduğu önemlidir. Çünkü insanoğlunun –özelde bir milletin- ne düşünüp ne hissettiği, neye inanıp ne’den uzak durduğu saklıdır bunlarda.

Ömer Seyfettin, bu efsaneyi anlattığı “Türklerin Milli Bayramı: Yenigün - 9 Mart” başlıklı yazısına şöyle girer: “Her milletin, hatırası kendi tarihine, kendi eski ananelerine dokunan milli bayramları vardır.” Ayrıca, efsaneyi aldığı “Küçük Türk Tarihi”nin yazarı Necip Asım’ın bu yönde notuna da yer verir: “Her kavmin masalları vardır. Türklerin de kendilerine mahsus ve babadan oğula geçen masalları vardı. ” Ömer Seyfettin diyor ki: “Nazar değenlere günlük yakmak, hastalara kurşun dökmek, loğusalara ve çocuklara demir parçaları takmak şüphesiz İslamlıktan gelme şeyler değildir. (…) Hep unutulan Yenigün’ün, milli bayramın, Ergenekon zindanından kurtuluşun, demir ayininin, muazzez ve eski bir ananenin bakiyeleridir.”

Gelgelelim, efsaneyi efsane olarak bırakmaz Ömer Seyfettin, bunun hayattaki işaretlerine bakarak, Ergenekon’un ve demir ayininin “milli ve içtimai bir hakikat olduğunu” söyler. Bu işaretler günlük hayatta yenileriyle daha da güçlendirilsin ister. Örneğin, kravat iğnelerinin altından bir kurt başı olmasını önerir. Keza baston ve silah sapları, kılıçların kabza başları da kurt başı için uygun yerlerdir. Gençler de nişanlılarına hediye olarak küçük ve altın geyik başlı iğneler, yüzükler, bilezikler vermelidir.

Bunlar 1914 Mart’ında yazılıyor. Tarihin en civcivli yılları. İmparatorluk coğrafyası pek çok ulus devlete gebe. Türkçülük, bu şartlarda –Arzu Öztürkmen’in analiziyle- özgün kültürel bir miras vaat ederek ve Anadolu’dan Orta Asya’ya uzanan bir alana referans vererek İmparatorluk topraklarının eski güzel günlerini çağrıştırır, bu da Osmanlı aydınını hızla etkiler. De bunlar 1900’lü yıllarda kalmaz. Cumhuriyet milliyetçiliği Osmanlı Türkçülüğünü devralır. Genç Cumhuriyet’in kimi şiirleri, hikâye ve romanları ve tiyatro oyunları bunun kanıtı.

Bütün bunlar –geçmişte olsun, sonrasında olsun- milliyetçi kanonun, kendine bir tarih yaratma ve onu toplumsal hayatla canlı tutma arzusu. Ne ki yaratılanın gerçek sanıldığı, fena halde kıskanıldığı ya da hayli abartıldığı da olmuyor değil. Acemlerin –sözgelimi- “Yeni-gün”ü kelimesi kelimesine çevirip “Nev-rûz” yaptıklarını söyler Ömer Seyfettin. Kızar. Doğru, onlarda “Nevruz” var. Ama Ortadoğu’nun hangi mitolojisinde, dinî veya değil hangi inanışında yoktur ki! Meselenin aslı, yazarın galiba şu sözlerindedir: “[H]er milletin bezden bayrağı gibi mekândan ve zamandan da bayrakları vardır. Mekândan timsaller milli Kâbe’lerdir. Zamandan mukaddes timsaller de milli bayramlardır. Noktası noktasına hesap doğruluğu arayacak olursak yalnız biz değil bütün milletler bayramsız kalırlar.”

Hasılı, her millet, her inanış 9 Mart’ı kendince bayram bilmiş. Kendince kutlamakta.

“Ömer Seyfettin: İslamcı, Milliyetçi ve Modernist Bir Yazar” adlı çalışmamda, Ömer Seyfettin’in yazısından söz ederken bayram ihtiyacının, eski ama eskimemiş bir ihtiyaç olduğunu da yazdım. Biliyorsunuz, 19 Mayıs’ın “bayram” ilan edilişi ancak 1937’de olur. Sebebi de “sıkı Kemalist tarihçi” Cemal Kutay’a göre, “Atatürk’ün hastalığının acı bir gerçek olarak ortaya çıkmasıyla ilgilidir. Artık ömrünün kısa olduğu kabul edilince hayatında önemli olan günler daha derinden anılmaya başlanır.”

İyi de, 1937’den beri “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak gelen 19 Mayıs, 12 Eylül askerî darbesinden sonra ayrıca “Atatürk’ü Anma Günü” olarak da kutlanır olur. Bayramlar, bir ihtiyaçla başlatıldığı gibi bir başka ihtiyaçla da değiştirilebilmekte demek, hatta temelli kaldırılabilmekte: 27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı’nda olduğu gibi.

Abdullah Çelik’in verdiği “Ada Postası” fotokopisinden öğrenmiştim: Düşman işgalinden 1921’de kurtulan Adapazarı’nın, fakat bu günü bayram olarak ilk kutladığı yıl 1949’dur. Bayramın 28 yıl sonra akıl edilmesi hangi yerel veya ulusal sebepledir acaba?

Bayram deyip geçmeye gelmiyor çünkü.

 

ŞARKI İLE ŞAPKA: Elinde saplı bir ABD bayrakçığı vardı, bir yandan da “Çırpınırdı Karadeniz”i söylüyordu Taşaralı Medrûn Bey. Eurovision parçasının klibinde Sibel Tüzün’ün başındaki ay yıldızlı kırmızı şapkanın ne demek olduğunu sordular. Taşaralı, derin derin düşündü, “Kültür!” dedi. “İyi ama” dediler, “şarkısı, ‘Super Star’. Buna ne diyecekiniz?” Bu kez anında cevapladı Medrûn Bey: “O da çok kültürlülük.”   

 Yeni Sakarya, 21 Mart 2006

Diğerleri

DEVLET VE BABA 13 Haziran 2006

"SİYASETE KARŞI SİYASET" 19 Aralık 2006

ÇARK  19 Eylül 2006

BERCESTE  28 Kasım 2006

NEVRUZ VE BAYRAM ETRAFINDA  21 Mart 2006

UMMAZDIM!  28 Şubat 2006

UNUTMAYA GELMEZ  14 Şubat 2006

MAJESTELERİNİN SİVİLLERİ  7 Şubat 2006

YAKIŞIR  31 Ocak 2006

SANAT VE ESTETİK YAHUT ESTETİĞİ BOYA ZANNETMEK  24 Ocak 2006

KİTAP NETAMELİ  17 Ocak 2006

OYUN, SANAT, KURBAN  10 Ocak 2006

REFİK HALİD YA KAÇMASAYDI? 3 Ocak 2006
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net