Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
"Devletin 'öteki' gördüğü her düşünceye yakınım."  Sofra, Sayı: 1, Mart-Nisan-Mayıs 2013, Konuşan: İbrahim Adıyaman

 

 

“Kelepir Sepet”in hemen ilk sayfalarında, Saussure'nin "Dil toplumsal bir olgudur." cümlesi gözüme ilişti. Bunu 1932 dilcilerinin amaç ve çalışmalarıyla irdeliyor ve temellendiriyorsunuz. Osmanlı Türkçesinden Cumhuriyet Türkçesine geçme fikri ve sonrasında yaşananlar... Türkiye'deki bu durumun bir benzeri var mı dünya üzerinde? Kurucu iktidarların kültürel anlamda millet hafızasını kireçlediği olmuş mudur?

Var mıdır bilmem. Ama imparatorluktan ulusdevlete bizim gibi geçen her toplumda böyle olduğunu, olacağını düşünürüm. Benzer karmaşayı Yunanistan da yaşamış örneğin. Gregory Jusdanis, “Gecikmiş Modernlik ve Estetik Kültür”de çok güzel anlatır bunu.

 

Dil'in değişebilirliği noktasında dilbilimciler ve edebiyatçılar hemfikir. Türkiye'nin yüzünü yeniden Doğu'ya döndüğünü var sayarsak, Türkçenin - ya da genel anlamda dillerin-  değişiminde geriye yürüme söz konusu olur mu?

Doğu’ya dönmek, Doğu’ya dönmektir. Bunun gerilikle nasıl bir ilgisi olabilir? Hem top biçiminde bir dünyada bu ne kadar anlamlıdır ki. Dilde ölçü halktır, millettir. Onun kelimeleri, onun cümleleridir. Dil içinden dil oradan hareketle yaratılır, ileri dil budur. Geriye yürünür mü, yürünür elbette. İlerilik maskesiyle de yürünebilir, öz Türkçecilik böyledir. Ama eski dil savunuculuğu da böyledir: Arapçaya, Farsçaya hayran Fesahatçilik gibi.

 

Ömer Seyfettin ve Nurullah Ataç.. Dil, daha doğrusu "Türkçe" konusunda farklı çizgideki bu iki ustadan Ömer Seyfettin'i kendinize yakın görüyorsunuz. Hatta "Benim yolum da budur."  diyorsunuz. Ataç'ın ya da Öztürkçecilerin uygulamadaki "samimiyet" eksikliğinin - bir tarafta Doğulu kelimelerin önüne örülen kalın duvar, diğer tarafta Batılı kelimelere gösterilen hoşgörü - sizi Ömer Seyfettin'e yakınlaştırdığını söyleyebilir miyiz? Ya da dilde sadeleşmenin sizi cezbeden tarafları neler oldu? İdeolojik ya da sistematik niyet taşımaması?

Doğu’ya örülen duvar, Batı’ya gösterilen hoşgörüyle ilgisi yok yolumun. Kelime düşmanlığım yok benim. Uygun düşmesi şartıyla her kelimeyi kullanırım. Benim derdim var, meselem var, onu anlatmak, hissettirmek istiyordum, ölçü kendiliğinden çıktı ortaya. Sonra, dile kafa yormuş büyüklerim oldu: Enver Aytekin, Kerim Korcan, yerelden Muzaffer Şatır. Sonra kitaplar: başta Stalin’in “Marksizm ve Dil”i, Attila İlhan’ın yazdıkları.

 

Sizin deyişinizle, üniter/klasik edebiyata (şiir, öykü, roman...), yaslanmadan da kapitalizme karşı olunamaz mı? Toplumsal gerçekliği "sloganlaştırmak" şart mı?

Kapitalizme karşı olmak, siyasal bir duruştur. Dilin, slogan dahil her imkânından da yararlanılır. Yazarın da bir duruşu vardır, kapitalizme karşı da olabilir bu, ondan taraf da. Ama şiir yazıyor, öykü veya roman yazıyorsa şiir, öykü, roman olmalı yazdığı. Edebi dili, edebi kültürü gözetmeli.

 

"Kurmacayı (Fiksiyon) pek kullanmam, 'Düşselliği' yeğlerim." diyorsunuz. Nedir bu iki kavram arasındaki fark?

Nerede, hangi bağlamda kullandığımı hatırlamıyorum. Bunlar birbirinin yerine kullanılıyor, anlamdaşlar, halk ağzından geleni yeğlerim. “Kurmacayı pek kullanmam” demişim, doğru, kurgu’yla karıştırılıyor çünkü. Kurgu ne? Montaj. Haber metni, didaktik metin de kurgulanır. Öyküdeki ise, romandaki ise kurmacadır. Gerçeği aşan bir gerçekliktir onlardaki.

 

Marguerite Duras'a  göre "Kitap yazan birinin, çevresindeki öteki insanlarla arasına her zaman bir mesafe koyması gerekir." Günlük hayatınızda insanlara mesafeli misiniz?

Mesafeli olduğum söylenir. Ne zaman? Mesafe aşılıp görüşmeler başladığında. Yazarlık raconu olarak değil herhalde. Öyle olsaydı mesafe bir türlü yine konurdu. “Hiç de göründüğünüz gibi değilmişsiniz” deniyor şimdi, o zaman denmezdi. 

 

Sizi öykü, deneme ve inceleme türlerinde verdiğiniz eserlerle tanıdık hep. Yükseköğrenim yıllarında tiyatroyla içli dışlı olduğunuzu biliyoruz. Her öykücünün kalbinde bir yerde şiir muhakkak vardır bence. Şiirle ilişkiniz "okurluk" haddinde mi? Yoksa çalışma masanızın çekmecesinde Necati Mert imzalı şiirlerin bulunduğu bir defter var mı? Umarım tezimde haklıyımdır...

Hayır. Yok. Ben şiirden anlamam. Yazamam da.

 

Türkiye'de sol ve sağ kavramlarının içi boşaltıldı gerçi ama, yine de sormak istiyorum: Necati Mert solculuğu nedir? Türkiye'de "olması gereken" (bir sıçrayış için) mi? Yoksa var olan mı?

Kestirmeden diyeyim: Kapitalizmden yana olmak sağcılıktır, kapitalizme karşı çıkmak da solculuk. Ekonomide böyle. Günlük hayat sosyolojisinde ise, devletin çizdiği sınırlara razı olmak sağcılıktır. Solcu n’apar? Buna itiraz eder. Benim solculuğum bununla ilgilidir daha çok. Devletin “öteki” gördüğü her gruba, her düşünceye yakınım. Daha doğrusu şöyle: Düşünceleri düşüncem değilse de mücadelelerini desteklerim.

 

"Kendini solcu zannedenler" tarafından çok eleştirildiğinizden, dedikodu edildiğinizden yakınıyorsunuz. Başörtüsüne Özgürlük Platformu eylemlerine hâlâ katılıyor musunuz? Ve kimdi bu solcular, isim verebilir misiniz?

Başörtüsüne Özgürlük Platformu’nun basın açıklamalarına zaman zaman hâlâ katılıyorum. Ailemde annem ve kayınvalidemden sonra başı bağlı kimse kalmadı. Yok. Benim Müslümanlığım da akaid çerçevesinde değil. Öyleyken katılıyorum. Çünkü ortada bir sorun var. Bunun çözülmesi lazım. Omuz veriyorum. Sonra, başörtüsü sembol. Platform, o sembol altında her yasağa karşı çıkıyor. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Majestelerinin muhalifleri bundan rahatsız. Kim onlar? CHP ve türevleri. Kemalist solculuk.   

 

“Yansıma”da yayımlanan ilk öykülerinizden “Hece”deki son dönem öykülerinize kadar olan dönemde kişisel ve yazınsal hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu? Eserlerinizde "siyaset" biraz flulaştı gibi örneğin?

İlk kitabımdaki öyküler gibi yazmıyorum. Ama onların da uzağında değilim. Siyaset, duruş yine var. Fark galiba şurada: Onlar daha açıktı. Toplumcu gerçekçiliğim onlarda daha düzdü. Giderek, özellikle merkez-taşra eksenini edindikten sonra toplumcu gerçekçiliğim daha rafine hal aldı. Öyle ki karşısında olduğum edebi akımların anlatım tekniklerini de reddetmedi.

 

Son dönemde Zazaca, Kırmançice, Lazca, Abhazca gibi dillerin seçmeli ders olarak gösterilmesi konuşuluyor. Bu dersleri Türkçe için bir engel olarak görüyor musunuz? Genel olarak Anadolu'da yaşayan ya da yok olmak üzere olan diller hakkındaki görüşleriniz? Ve anadilde eğitim talepleri tabi?

Dili dile engel görmem, düşman görmem. Hatta dilin dili beslediğini düşünürüm. Yok olan diller, devletin dil politikalarından yok oldu. Anadilde eğitim, haklı bir taleptir, karşılanmalıdır.

 

Ortega y Gasset metaforu insanın sahip olduğu en üretken güç olarak niteler. 13 Şubat 2007'de “Yeni Sakarya” gazetesinde çıkan "Metafor Denilen Saçma" başlıklı yazınızda "...şiirin bir Anayasa cümlesi kadar, sözgelimi “Türkiye Devleti bir cumhuriyettir. Başkenti Ankara’dır” gibi düz, dümdüz olmasından yanayım. Ölçülebilmeli şiir. Tartılabilmeli. Sayıya vurulabilmeli. Kesin olmalı. Ve fennî" diyorsunuz. Burdan yola çıkarak İkinci Yeni şiirinin  - ya da Ece Ayhan'ın deyimiyle "Sıkı şiir, Sivil şiir- nedir sizdeki karşılığı?

Sıkı şiir, sivil şiir, ütüne düşülen, emek verilen şiirdir, makbulümdür. Dediklerimle bu çelişiyor (mu)? Hayır çelişmiyor. “Şiir düz, dümdüz olmalı, ölçülebilmeli, tartılabilmeli, sayıya vurulabilmeli, kesin ve fenni olmalı” demiyorum orada da. Diyor muyum? Hayır, demiyorum. Nasıl derim? Şiir T cetveliyle yazılmıyor ki!

 

"İngilizce'den, dil kirlenmesinden, dışa bağımlılıktan, kültürel kopmalardan, anlatım yanlışlarından şikâyetçiyiz. Şikâyetçiyiz de dil bozulması televizyonlarda klip sunan oğlanlarla, kızlarla, kültür yabancılaşması kolejlilerle mi başladı?" Size ait, bu cümleler... Doğrudan sormak istiyorum: Ataç: günah keçisi mi, baş günahkâr mı?

Bozulma Harf Devrimi’yle başlar, Türk Dil Kurumu’yla örgütlenir, Mustafa Kemal’in talimatıyla başlatılan hareketten fakat 1935’te yine Mustafa Kemal tarafından vazgeçilir. İsmet İnönü 1941’de yeniden sahiplenir tasfiyeciliği, piyasa eden de Nurullah Ataç’tır. Beni bugün asıl şaşırtan, bunun hâlâ solculuk sanılması.

 

Hakikâtin yanında bir hikâyeci olarak genç kuşak öykücülerden kendinize yakın hissettiğiniz ya da gelecek vaad eden birkaç isim sayabilir misiniz?

Ahmet Büke, Temel Karataş, Yavuz Ekinci, Birgül Oğuz, Selçuk Orhan…

 

Son olarak. Bu ara çok moda oldu bu. Öykü yazan/yazacak olan/daha iyi bir öykücü olmak isteyen gençlere yol göstermesi açısından, Necati Mert'in üç altın kuralı nedir?

Ne? Nasıl? Neden? Açalım: Ne anlatacaksın? Nasıl anlatacaksın? Neden anlatacaksın? Buna karar verildi mi, arkası kendiliğinden gelir. Arkası dildir, kurgudur… Kararınız bunu da, fazlasıyla karşılayacaktır.

Sofra¸Sayı: 1, Mart-Nisan-Mayıs 2013

Diğerleri

YAZAR NECATİ MERT'LE ÖYKÜ ANLAYIŞI VE ÖYKÜLERİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ Hece, Sayı: 216, Aralık 2014 Konuşan: Handan Acar Yıldıız

KUNDURACI MUŞTASIYLA DÖVÜLÜR GİBİ GEÇTİ YILLAR  Star, 29 Ocak 2014, Konuşan: Yusuf Çopur

"Memleket Kitabevi"ne 3 çay söyle biri demli olsun!  Akşam Kitap, 10 Ocak 2014, Konuşan: Adnan Özer

"YERELİN HİÇBİR ŞEYİ ÖNEMSENMEDİ"  Star Kitap, Sayı: 62, 12 Aralık 2013, Konuşan: Yusuf Çopur

Memleket Kitabevi

"BİZİM DÜKKÂN 'MERKEZ' DEĞİL, 'MEKÂN'DIR"  Gerçek Hayat, Sayı: 2013-44 (679), 28 Ekim-3 Kasım 2013, Konuşan: Feyza Betül Aydın

"Devletin 'öteki' gördüğü her düşünceye yakınım."  Sofra, Sayı: 1, Mart-Nisan-Mayıs 2013, Konuşan: İbrahim Adıyaman

"EDEBİYAT İDEOLOJİSİZ OLMAZ"  Kün Edebiyat, Sayı: 3, Kasım-Aralık 2012, Soran: Ercan KÖKSAL

"Gece 12'de bir tren gelirdi İstanbul'dan"  Sakarya Yenihaber, 10 Eylül 2012, Konuşan: Engin ARAPOĞLU

"KİÇLER ŞEHRİNDE YAŞIYORUZ"  Bizim Sakarya, 24 Şubat 2005, Konuşan: Özgür ARIK

"KAPIDAN İÇERİ GİRMEK" NECATİ MERT, Gren, Sayı: 14, Mayıs-Haziran 2004, Konuşan: Tamay AÇIKEL

"ZAMANSIZ" YA DA TAM VAKTİ  Yeni Şafak/Kitap, 11 Ocak 2012, Konuşan: Nursem Banu ÖZYÜREK

"DİL DEVLETİN DEĞİL MİLLETİNDİR"  Gerçek Hayat, Sayı: 2012-11 (594), 12-18 Mart 2012, Konuşan: Suavi Kemal

NECATİ MERT İLE "ZAMANSIZ" VE ÖYKÜ ÜZERİNE SÖYLEŞİ  Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012, Konuşan: Cemile SÜMEYRA

"BAŞÖRTÜSÜ LAİKLİĞE NEDEN AYKIRI OLSUN?"  Yeni Sakarya, 6 Ağustos 2009, Konuşan: Engin ARAPOĞLU

"NOBEL'İN SOLDA İTİBARI YOKTUR"  Yeni Sakarya, 4 Ağustos 2009, Konuşan: Engin ARAPOĞLU

"DEPREMDEN SONRA BU ŞEHRE GÖZ DİKİLDİ"  Yeni Sakarya, 3 Ağustos 2009, Konuşan: Engin ARAPOĞLU
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net