Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
BERCESTE  28 Kasım 2006

 

 

“Mısra” ve “Berceste” bir kitabevi için güzel adlardır. Mayıs 1973’te kitabevimizi Yüksel’le (Büyükakten) açarken düşünmedim değil. Ne ki ne o zaman önerdim bu adları ne de 1976 başında kitabevi üzerime kaldığında düşündüm.  Ad değiştirirken sosyolojik ve felsefi açılımı olan “Gelişim”i yeğledim. İyi ettim. Ama bir kitabevi daha açacak olsam mısra’ı ya da berceste’yi seçerim (mi acaba?) “Mısra” diye bir kitabevi açılmış çünkü; Allah sahibine bağışlasın, kazancı hayırlı olsun! “Berceste” adında da ünlü bir et lokantası var Boludağı’nda. Geçende Yalçın’la (Demir) uğradık, güveç yedik. Eskilerin deyişiyle, ismiyle müsemma idi.

Mısra –malum- şiir satırı demek. Berceste de öyle. Hatta mısra-ı berceste diye geçer. Koca Ragıp Paşa’nın beyti meşhurdur: “Eğer maksûd eserse mısra-ı berceste kâfîdir / Aceb hayretteyim ben sedd-i İskender husûsunda.”     

Berceste şiirin en güzel mısraıdır. Hatırda da kolay kalır. Hatta insanda ben de yazıveririm duygusu uyandırır. Oysa anlamca yoğundur. Şöyle ki rubainin dört satırda dediğini berceste tek satırda söyler. Gerçi beyit olanları da vardır. Sözgelimi, Sabit’ten: “Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilür / Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat”. Ziya Paşa’dan: “Âyînesi iştir kişinin lafa bakılmaz / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde”. Ama asıl berceste ikinci satıra ihtiyaç duymayanlardır; Ragıp Paşa, “Uzun uzun setler yapılmasına şaşarım, maksat eserse bir satır yeter” diyor ya, ikinci satır sedd-i İskender hükmündedir. Sözgelimi Ahmet Paşa’nın şu mısraının bir ikinci mısraa ihtiyacı var mı: “Hâlini bilmez perîşânın perîşan olmayan”. Ya Ruhî’nin şu mısraının: “Sıhhat sonu dert olmasa vuslat sonu hicran”. Ya Nev’î’nin: “Âdet budur en sonra gelir bezme ekâbir”. Şeyhülislam Yahya’nın: “Söyleyenler hikmetin bilmez bilenler söylemez”. Nef’î’nin: “Hasmın sitemin anlamamak hasma sitemdir”.

Bir de herhangi bir şiire ait olmayan, kendisiyle başlayıp kendisiyle biten, adeta Erciyes olup bir bekâr adam yükselişiyle yükseliveren mısralar var. Sözgelimi Hakimbaşı Abdülhak Molla ecza dolabının üzerine yazıvermiş: “Ne ararsan bulunur derde devâdan gayrı”. Muallim Naci’nin mütebessim bir fotoğrafının arkasında da şunlar yazılı: “Mudhikât-ı dehre ben ölsem de tasvîrim güler”. Bunlara da “âzâde” deniyor.

Sanıyorum bugün “âzâde” bildiğimiz pek çok hikmetli satır, şiirlerini ya da ikinci mısralarını unutturmuş berceste’lerdir. Sözgelimi Bursalı Cenânî’den şu mısra: “Görmemek yeğdir görüp divâne olmaktan seni”. Bursalı Talip’ten: “Kişi noksânını bilmek gibi irfan olmaz”. Hayalî’den: “O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler”. Muhibbî’den: “Cümlenin maksûdu bir amma rivâyet muhtelif”. İzzet Molla’dan: “Meseldir gülşen-i âlemde bir gülle bahar olmaz”. Şeyh Galip’ten: “Su uyur düşman uyur hasta-i hicrân uyumaz”. Kâmî’den: “Varak-ı mihr-i vefâyı kim okur kim dinler”. Ve söyleyeni bilinmeyen şu âzâde/berceste: “Geçmiş zaman olur ki hayâli cihan değer”.

Erciyes benzetmesi benim değil. Sait Faik’ten yürütme.

 “Üçüncü Mevki” adlı öyküsünde, trene Geyve’de sıtma kapmış bir entelektüel biner Geyve istasyonundan. İlginç biridir. Okuyalım: “Kayseri’ye gidecekti. Kayseri’nin havası iyiydi. Erciyes’in resmini görmüştü. Ovaların ve küçük tümseklerin yanında etrafına hiçbir dost ve sevgili takmadan bir bekâr adam gibi yükseliveren Erciyes’i dâhilere benzetirdi. Öyle kurak ve kimsesiz memleketlerde kendi başlarına sivriliveren insanlardan bir insandı sanki Erciyes.”

Berceste böyledir işte. Erciyes yükselişiyle yükselip dikkati çekiverir.

Peki berceste mısralar alt alta getirilse ait oldukları şiirlerden daha âlâ şiir üretilemez mi?

Cevabı, “Kesinlikle hayır!”dır ama, hadi yine de deneyelim: “Elbette olur ev yıkanın hânesi vîran / Hâtırından çıkmasın dünyâya uryan geldiğin / Tâlii yâr olanın yârı bakar yâresine / Şecâat arziderken merd-i kıbti sirkatin söyler”.

Siz söyleyin: Oldu mu? Şiir vezindir. Kafiyedir. Anlamdır. Hepsinden önemlisi, kelimelerin seçiminden istiflenişine kadar parçalarının uyumudur. Yani kişiliktir. Takıp takıştırmak deli saraylıların işidir; şiire yakışmaz. Nasıl ki şurasına tünelgeçit atıvermek, burasına helâ açıvermek, berisine kayıntı merkezi kuruvermek,  göbeğine otopark kazıvermek, bir yanından da bulvar geçirtivermek… de bir yeri şehir yapmaya yetmiyor. Değiller ya, isterse bunların her biri birer berceste mısra olsun!

 

 

TAŞARALI’YI İLGİLENDİREN:

–Rahşan Hanım, Eceviti’i Devlet Mezarlığından alıp Gölbaşı’na taşımak istiyor Taşaralı. Ne dersin?

–Alsa da olur, almasa da.

–Almasına sevinirsin sanmıştık Medrûn Bey.

–Ne sevinir ne de üzülürüm. Eski başbakanlarla meclis başkanları da Devlet Mezarlığına defnedilecek bundan sonra. Beni ilgilendiren burası.

Yeni Sakarya, 28 Kasım 2006

Diğerleri

DEVLET VE BABA 13 Haziran 2006

"SİYASETE KARŞI SİYASET" 19 Aralık 2006

ÇARK  19 Eylül 2006

BERCESTE  28 Kasım 2006

NEVRUZ VE BAYRAM ETRAFINDA  21 Mart 2006

UMMAZDIM!  28 Şubat 2006

UNUTMAYA GELMEZ  14 Şubat 2006

MAJESTELERİNİN SİVİLLERİ  7 Şubat 2006

YAKIŞIR  31 Ocak 2006

SANAT VE ESTETİK YAHUT ESTETİĞİ BOYA ZANNETMEK  24 Ocak 2006

KİTAP NETAMELİ  17 Ocak 2006

OYUN, SANAT, KURBAN  10 Ocak 2006

REFİK HALİD YA KAÇMASAYDI? 3 Ocak 2006
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net