Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
NE GOOGLE'A NE DE BAŞKA BİR KRONOLOJİYE GİRMİŞ BİR TARİH  Aslı Tohumcu, Radikal Kitap, Sayı: 658, 25 Ekim 2013

 

Dostoyevski’nin hani neredeyse “Başlatmayın Doktor Yevski”ye dönüştüğü, tansiyon aleti, varis çorabı satıp satmadığının sorulduğu anılar... Necati Mert, hangi ahval içinde kitapçılık yaptığını içtenlikle anlatıyor.

Bazı mekânların, insanların kişisel tarihinde yeri bir başkadır ya; taşrada da, okuyan insan için kitabevlerinin yeri sanırım apayrıdır. En azından biz Bursalı çocuklar için Gökyüzü Kitabevi, 80’lerde öyle bir yerdi. İlkokuldayken Afacan Beşler, Gizli Yediler ve cümle Jules Verne kitabına kavuştuğum, annemlerin kitap için dilediğimce para harcamama izin vermeleriyle harçlığımı idare etme derdinden kurtulduğum, lisede Varlık Dergisi’nde yayımlandığını duyduğumuz kitapları getirten, bu sayede dünyaya açıldığımız bir yerdi. Evet, Bursa’nın dışarı açılan kapısıydı Gökyüzü. Bir yazarı ilk gördüğüm yerdi de aynı zamanda. Sarı afilli topuzu, çenesi hafif yukarı kalkık duruşu ve asla sahip olamayacağım karizmasıyla bana Parasız Yatılı’yı imzalayan Füruzan’la (hey yavrum hey!) tanışmanın heyecanı, “Pınar Kür neden gelmedi, Pınar Kür’ü asla göremeyecek miyim” üzüntüm dün gibi hatırımda. Sahibini de güleç, solcu bir ağabey olarak anarım, büyüdükçe sohbet etmek şansına eriştiğimiz. Semt başına bir alışveriş merkezi ve D&R’ın düşmediği günlerdi. Bursa’nın yaşadığı değişimle bugün aldığı hal, bana o dönemin verimli çoraklığını özletir düzeyde. Ama bu tabii, bence böyle!

Öğretmen, yazar Necati Mert’in, Adapazarı’nda zoraki başladığı dersek abartı kaçmayacak kitapçılık macerasını, bazen hüzünlendiren, bazen gülümseten anlarıyla, Adapazarı’nın, Türkiye’nin geçtiği süreçlerle etkilenen gündelik ve politik hikâyesiyle paralel aktardığı kitabı Memleket Kitabevi, insanı kendi kişisel tarihine bakmaya da yöneltiyor.

Mert, öğretmenlikten ayrılışıyla başlayan kitapçılık hikâyesini, İstanbul’da veresiyeye girmeyen yayınevleri için yanında taşımak zorunda kaldığı parayı çaldırırım endişesiyle ayakkabısının tabanlarına yerleştirmesinden  kendisini gariban olarak gören dönerci nihayet bu tavrından çark ettiğinde, adama bazen selam vererek bazen de selamı esirgeyerek giriştiği “primitif ödeşmeler”ine, merkezden gelen bazı yazarların kaprislerinden merkezin kültürel alanda taşrayı görmemekteki inadına, (benim gibi yaşı tutmayanlar için) Bülent Ecevit’e takılan nahoş “Büllende” lakabından kanlı 1 Mayıs’a uzanan bir yelpazede Adapazarı’nda hem gündelik hem de toplumsal açıdan hangi ahval ve şerait içinde kitapçılık yaptığını içtenlikle anlatıyor. Bu anlatı, Mert’in tabiriyle ne Google’a ne de başka bir kronolojiye girmiş, hatta yerel gazetelerde bile yer almamış bir mikro tarih niteliğinde. Ülkenin ve Adapazarı’nın acı tatlı mikro tarihi.

Söz konusu kitapçılık olunca, Necati Mert’in okuma alışkanlıklarımıza dair saptamaları da tartışmaya açık olmakla beraber ilgi çekici. “Kitaplar, alındıkları kadar okunur muydu? Evet, demekte zorlanırım. Zannım o ki alınan on kitabın üçü okunurdu. Bugünün okuru daha şanslı: basımlar, sürümlüler hariç, biner adede düştü ama çeşit yayıldı, seçenekler arttı. Eski oran da ters döndü. Zannım o ki aldığı on kitabın ikisini erteliyor bugünün okuru, sekizini okuyor,” diyor Mert.

Bir kitapçının AVM’lerde kitap satılması hakkında olumlu düşünmeyeceğini sanırsınız ama Mert düşünüyor: “AVM’lerde kitap satılmasına kızanlar var, ben kızmam. Hatta satılması kitapçının lehinedir. AVM müşterisi ıvır zıvırın yanında alır kitabı, sepete zeytinle, sirkeyle, sabunla, orkidle kucak kucağa kor. Hayatında bir kez kitapçı dükkânına girenin oralardan kitap almaması lazım. Alıyorsa okur değildir. Ama yeni bir alıcı modeli de yetişmekte –görüyorum. İşte, memul ederim ki bu alıcı geçerken bizim dükkâna da uğrar bir gün. Zincirleşmiş kitabevleri hariç. Onların işi kitapçılık. Fakat yine korkmam. Okurlarının hepsi, bizim dükkânlardan çektikleri değil ki. Geniş mekânın, zengin çeşidin, teşhir rahatlığının ve şıklığın yarattığı sinerjiyi de görmek zorundayız. O sinerji –tamam- bizden çekiyor, çekiyor da henüz okur olmamış, ama olmaya hazır mahcup gecikmişleri de bulup kitaba kazandırıyor. Ya da şöyle: Okur olmak kolaylaşıyor zincirler sayesinde. Okurdan da korkulmaz.”

Mert’in düşüncesine göre “okur” sayılmayan ben bile zincir kitapçıların varlığından çıkardığı umuda hayran kaldım diyebilirim! Aynı şekilde, internet ortamında kitap siparişi verilen ve kitabevi işletmenin imkânsızlaştığı söylenen bir dönemde, “Hay Allah! Yakında temelli gidecek bir işin bizim dükkândaki kırk yıllık hikâyesini anlatmaya kalkışmışım heyecanla,” diyebilmesindeki hoşluğa da….

Memleket Kitabevi gerçekten zengin çeşidiyle okuru kendine bağlayan bir kitap! Yazarın kitapçılığın önüne çıkan, engel olduğunu tahmin edemeyeceğimiz engellerden bahsedişi, bugün artık kaybolan mesleklerden insan ilişkilerinin ve alışkanlıkların etkilenmesine, kişi ve kurumlarla dargınlıklarından kendi yediği haltlara kadar birçok an’ı kelimelere döküşünde insanın içine dokunan bir şey var.

Dostoyevski’nin hani neredeyse “Başlatmayın Doktor Yevski”ye dönüştüğü, tansiyon aleti, varis çorabı, çelik korse satıp satmadığının sorulduğu Aziz Nesin hikâyelerini aratmayan anılardan benim kuşağımın okumayı söktüğü Cin Ali kitaplarının ufak bir tarihçesine, burjuva işi lüks baskılı kitapların karizmayı nasıl çizdirdiğinden artık çoklarımızın anımsamadığı kartpostal ve pullara, Cağaloğlu’nda birtakım abilerin koliler için ip kesişlerinden best-seller’lar ve ekran romanlara dek ne bahisler açıyor Necati Mert.

Okurun tabiatına dair anıları herhalde başı çekeceklerden… Okuduklarını okumayanı okurdan saymayan bir müşteriden işittiği, değme fıkrayı solda sıfır bırakan cinsten mesela. Raftan seçtiği her best-seller için nasıl, sürükleyici mi diyen soran okura, Necati Mert’in “Okumadım” deyişiyle, nihayet canı sıkılan müşterinin “Biraz da oku be Necati” deyiverişi… Okurların tutuculuğuna dair bir örnek olarak, bir gencin Mert’i Alparslan Türkeş’in kitaplarını sattığı için şikâyet etmesi… Ancak “gerici saray müziğini, avamın türkülerini dükkâna soktuğu için hiç devrimci eleştiri almaması”… Dükkânın bombalanması hangi kategoriye girer onu takdir etmekse imkânsız.

Mert boşuna, “Şu kırk yıl içinde memleketin gördüğü her şeyi kitabevimde de gördüm” demiyor. Boşuna kitabının adını Memleket Kitabevi koymuyor. Kitabın birçok satırında “neden başka türlü değil de böyle yaşadım, her yerde aynı olur muydu yaşadıklarım, bugün yaşamıyorsam neden” gibi sorular sordurabildiği, kitabını birçok açıdan hepimizin hikâyesi kıldığı için. Kafasını bir kitabevinin kapısından uzatıp “Kitap var mı?” diye sorabilen insanların ülkesine önemli bir kayıt düşen Necati Mert’e bizden de selam olsun.                                                                           

Radikal Kitap, Sayı: 658, 25 Ekim 2013

Diğerleri

PARK, "ALT YANI BİR PARK" DEĞİLDİR Beytullah Emrah Önce, Tasfiye, Sayı: 51, Ocak-Şubat 2016

GÖNÜLLER KÜÇÜLDÜ Cihad Şahinoğlu, Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

NECATİ MERT'İN "MİNNACIK BİR UÇURUM'U YA DA TAŞRANIN AYAK SESLERİ Faik BAYSAL, Cumhuriyet Kitap, Sayı: 347, 10 Ekim 1996

BİR ŞEHRİ ÖRMEK: "HİKÂYEM ADAPAZARI" Temel Karataş, 25 Aralık 2008

ADAPAZARI'NDA KIRK YIL  Yasin Şafak, Tasfiye, Sayı: 46, Ocak-Şubat 2014

MEMLEKET İÇRE BİR KİTABEVİ  Erdem Dönmez, TYB Akademi, Sayı: 10, Ocak 2014

MEMLEKET GİBİ KİTABEVİ  Beytullah Önce, Sakarya Yeni Haber, 1 Aralık 2013

TAŞRADA KİTAPÇI OLMANIN ÖTESİ  Özge Atasel, AGOS Kitapkirk, Sayı: 60, Kasım 2013

"MEMLEKET KİTABEVİ"NDEN İNSAN MANZARALARI  Temel Karataş, Milliyet Kitap, Ekim 2013

NE GOOGLE'A NE DE BAŞKA BİR KRONOLOJİYE GİRMİŞ BİR TARİH  Aslı Tohumcu, Radikal Kitap, Sayı: 658, 25 Ekim 2013

MEMLEKET GİBİ BİR KİTABEVİ  Bir Gün, 05 Ekim 2013

GECEYE UÇURULAN GÜVERCİNLER  Adnan ÖZER, Radikal İki, Sayı: 15, 19 Ocak 1997

GECEYE UÇURULAN GÜVERCİNLER  Nalan BARBAROSOĞLU, Adam Öykü, Sayı: 9, Mart-Nisan 1997

Necati Mert'e SAÜ tarafından Fahri Doktora ünvanı verildi...

ÖMER SEYFETTİN VE KİMLİK  Hale Kaplan ÖZ, Yeni Şafak, 5 Eylül 2004

OKUR KİTAPLIĞI'NDAN ELEŞTİRİ KİTAPLARI  Hakan ARSLANBENZER, Fayrap, Sayı 48, Şubat 2012

ŞEHRİN SESLERİ: NECATİ MERT  Necip TOSUN, Heceöykü, Sayı: 50, Nisan-Mayıs 2012

"ZAMANSIZ"  Cemile SÜMEYRA, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012 

ZAMANSIZ ÖYKÜLER  Efe ERTEM, Kitap Zamanı, Sayı: 74, 5 Mart 2012

DİL, TARİH VE EDEBİYAT ÜZERİNE DENEMELER: "KELEPİR SEPET"  Yusuf YAVUZYILMAZ, Ayraç, Sayı: 32, Haziran 2012
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net