Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
"MEMLEKET KİTABEVİ"NDEN İNSAN MANZARALARI  Temel Karataş, Milliyet Kitap, Ekim 2013

 

 

 

 

Usta kalem Necati Mert’in, kendi kitapçı dükkânı özelinde Türkiye’nin son kırk yılını güldüren, göz yaşartan, gülsem mi ağlasam mı dedirten anekdotlarla anlattığı "Memleket Kitabevi", Mert’in yazarlık serüveninden de izler taşıyor.

 

Kırk yılın usta kalemi Necati Mert, 1972’de hikâye ile girdiği edebiyata, hikayeyi elden bırakmadan deneme, gazete yazıları ve inceleme - araştırmayla devam etti. Bu süre içinde onu birçok yazardan farklı kılan yönü, yazarlığı kadar da bir kitapçılık serüveni olması, üstelik bu kitapçının da taşrada (Adapazarı) yer alması ve hatta asıl mesleği olan öğretmenlikten de öte geçmesi... Ancak Necati Mert’in kitapçılığı yalnızca bir küçük esnaflıktan ibaret değilmiş, meğer onun edebiyatının, duygularının, olgunlaşmasının, hesaplaşmalarının, itirazlarının, kabullenişlerinin, kinlerinin, dostluklarının, özcesi hayatının da kalbiymiş. Dahası, kırk yıldır aksatmadan uğradığı bu küçük kitapçı, yazarın laboratuarıymış da! Bunu "Memleket Kitabevi" adını verdiği deneme tadında anılarından kolaylıkla anlıyoruz.


Taşra 'korku aynası'dır merkezin

 

Kırk yıl aralıksız yazıp taşradan taşan Necati Mert, taşranın edebiyatını değil, edebiyatın taşrasını temsil etmeyi seçti belki de “Paytonun F’si” ile (Çarksuyu Yayıncılık, 1975). Taşra edebiyatı, taşra edebiyatçısı hep vardı, olacaktı. Ancak o, dili, teması ve merkeze bakışıyla edebiyatın taşrası olan nadir kalemlerden biri oldu.

Nedir edebiyatın taşrası? Taşra edebiyatı taşrayı malzeme eder, sömürür, çoğu kez taşrayı dönüştürür, bambaşka bir olgu olarak sunar. Saflaştırır, iyiliklerin merkezi taşradır; sadeleştirir, yalınlığın merkezi taşradır. Özleştirir, özelleştirir... Ve ortaya bir masal dünyası çıkarır. Oysa edebiyatın taşrası bambaşkadır. Edebiyatın taşrasında birey küçüklüğünün farkındadır, tutunmak, sevilmek, yalnızlaşmamak, öteki olmamak belli kurallara bağlıdır. Bir motiftir bu kurallar. Ya da örümcek ağı... Sarar sarmalar, çoğun kişiliksizleştirir... Kendin olmak, “Ben böyleyim” demek, öteki olmak, taşranın gerçek kahramanlığıdır.

Genç bir solcu öğretmenken taşrada başlayan 'gerçek' hayatını aktarıyor Necati Mert. Ancak bu hayat gerçekten onun hayatı mı? Yoksa sizin, bizim, onların mı? Çünkü dil öyle bir dil ki, otuz yıl evvelinin Türkiye’sini, soluyla, sağıyla, Kemalist'iyle, İslamcısı'yla karşımıza canlı canlı dikiveriyor. O yıllarda bugünü görmek, Türk solunun bugüne varacak arızalarını o günden kestiren yazarın 'sağlam' duruşunu seyreylemek, kendine bakıp biraz utanma hissiyatı oluşturuyor adeta.


Her nesne hayata dair

 

Necati Mert’in anı dili, edebi tadın yanı sıra yazarın zihninin işleyişini de şaşırtıcı şekilde ortaya koyuyor. Yalnızca meşhur, kocaman nesnelerin, mekânların değil, her bir nesnenin, ama bir paket kâğıdının bile bir yöre, bir halk, bir ülke ve hatta yüzyıllara yayılmış tarihle ilişkilendirmeyi başarıyor Necati Mert. Yirmi beş metrekarelik bir dükkânda olup bitenlerden bir memleket manzarası çıkarabilmek her zihnin, her kalemin harcı değil. Ancak bu dükkân bir felsefe profesörünün bir berberle, bir öğretmenin ilin valisiyle gündemi, siyaseti tartıştığı bir dükkânsa ve bir şehrin siyasal tarihinde mihenk noktasıysa bu mekanı edebiyata katmamak da kayıp hanesine yazılması gereken bir durum. Neyse ki yazar bunun farkındaymış ve çoğumuzun içine düştüğü yakını görmezlik hastalığından mustarip değilmiş. Çünkü en yakını görememek, uzağı görmeye engel olmasa da, gerçeği görmeye engeldir çoğu kez!

'Bir öğretmen - yazar nasıl zoraki kitapçı olur’dan başlayıp hem yazarın hem Türkiye’nin bugününe varan bir kitapta neler olmaz ki? 12 Mart’tan bugüne bir Türkiye tarihinde (daha doğrusu bir kitapçının tarihinde) neler bulunmaz ki? Bir öğretmenin, esnafın ve solcunun devletle ilişkileri, farklı dünyaları farklı mesleklerle tanıyan bir genç solcunun serencamı, memleketimde ansiklopedi furyası, kitabın, kitapçının değişimi, envai çeşit kitap müşterisi, kitap - insan ilişkisinden karakter tahlilleri ve elbette bu minvalde Türkiye’de solun, sağın değişimi... “Dükkânımın kırk yılını anlatmak isteyişim tutmadıklarımın acısını çıkarmak için belki. Kefaret olarak. Yaşadıklarım da bir anlamda plak gibi, fotoğraf gibi. Ben yaşadım ama neden başka türlü değil de böyle yaşadım? Bugün yaşamıyorsam neden? Bu sorular sorulabiliyorsa eğer, onlar artık benim hikâyemden çok bizim hikâyemiz olur (Sf. 101)” diyor yazar. Okurun ilk sayfadan itibaren, "Bunlar bizim hikâyemiz, bu dükkân da bizim memleket,” diyeceğine hiç şüphe yok.

Milliyet Kitap, Ekim 2013

Diğerleri

PARK, "ALT YANI BİR PARK" DEĞİLDİR Beytullah Emrah Önce, Tasfiye, Sayı: 51, Ocak-Şubat 2016

GÖNÜLLER KÜÇÜLDÜ Cihad Şahinoğlu, Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

NECATİ MERT'İN "MİNNACIK BİR UÇURUM'U YA DA TAŞRANIN AYAK SESLERİ Faik BAYSAL, Cumhuriyet Kitap, Sayı: 347, 10 Ekim 1996

BİR ŞEHRİ ÖRMEK: "HİKÂYEM ADAPAZARI" Temel Karataş, 25 Aralık 2008

ADAPAZARI'NDA KIRK YIL  Yasin Şafak, Tasfiye, Sayı: 46, Ocak-Şubat 2014

MEMLEKET İÇRE BİR KİTABEVİ  Erdem Dönmez, TYB Akademi, Sayı: 10, Ocak 2014

MEMLEKET GİBİ KİTABEVİ  Beytullah Önce, Sakarya Yeni Haber, 1 Aralık 2013

TAŞRADA KİTAPÇI OLMANIN ÖTESİ  Özge Atasel, AGOS Kitapkirk, Sayı: 60, Kasım 2013

"MEMLEKET KİTABEVİ"NDEN İNSAN MANZARALARI  Temel Karataş, Milliyet Kitap, Ekim 2013

NE GOOGLE'A NE DE BAŞKA BİR KRONOLOJİYE GİRMİŞ BİR TARİH  Aslı Tohumcu, Radikal Kitap, Sayı: 658, 25 Ekim 2013

MEMLEKET GİBİ BİR KİTABEVİ  Bir Gün, 05 Ekim 2013

GECEYE UÇURULAN GÜVERCİNLER  Adnan ÖZER, Radikal İki, Sayı: 15, 19 Ocak 1997

GECEYE UÇURULAN GÜVERCİNLER  Nalan BARBAROSOĞLU, Adam Öykü, Sayı: 9, Mart-Nisan 1997

Necati Mert'e SAÜ tarafından Fahri Doktora ünvanı verildi...

ÖMER SEYFETTİN VE KİMLİK  Hale Kaplan ÖZ, Yeni Şafak, 5 Eylül 2004

OKUR KİTAPLIĞI'NDAN ELEŞTİRİ KİTAPLARI  Hakan ARSLANBENZER, Fayrap, Sayı 48, Şubat 2012

ŞEHRİN SESLERİ: NECATİ MERT  Necip TOSUN, Heceöykü, Sayı: 50, Nisan-Mayıs 2012

"ZAMANSIZ"  Cemile SÜMEYRA, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012 

ZAMANSIZ ÖYKÜLER  Efe ERTEM, Kitap Zamanı, Sayı: 74, 5 Mart 2012

DİL, TARİH VE EDEBİYAT ÜZERİNE DENEMELER: "KELEPİR SEPET"  Yusuf YAVUZYILMAZ, Ayraç, Sayı: 32, Haziran 2012
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net