Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
MEMLEKET İÇRE BİR KİTABEVİ  Erdem Dönmez, TYB Akademi, Sayı: 10, Ocak 2014

 

 

 

Yaşadıklarım, dükkânın da, şehrin,

hatta ülkenin de yaşadıklarıdır çünkü.

Bugünlere nasıl geldiğimizi anlatır.[1]

 

Kırk yılı aşkın yazarlık hayatında duruşundan taviz vermeyen, edebiyatı topluma ulaşmak için bir araç bilen, ancak edebiyatı salt aracı konumundan uzak tutarak edebî olma vasfını koruyan Necati Mert, Memleket Kitabevi ile edebiyat çevrelerince pek bilinmeyen bir yönünü açığa çıkararak hem kitapçılığını hem de ülkenin geçirdiği kırk yılı orijinal bir şekilde işledi; bu kırk yılın panoramasını derli toplu şekilde okuyucusuna sundu.

 

Henüz kitabın kapağını kaldırdığımızda karşılaştığımız “İçindekiler” bölümü, farklı bir yapıtla buluştuğumuzu sezdirmektedir. Prolog, Perde-i Evvel, Perde-i Sani, Epilog şeklindeki adlandırmalar, bir tiyatro metnini hatırlatmakla beraber içerikle birlikte düşünüldüğünde “kitabevi” sahnesinde “memleket” oyununun sahnelendiği anlaşılır. Yine bölüm isimleri tam bir cümle şeklindedir, hatta bazı bölümler birkaç cümleden oluşur ve bir olay nakleder: Birinci bölüm “Prolog: Bir öğretmen yazar nasıl zoraki kitapçı olur, bunu hikâyet eder.”, üçüncü bölüm ”Kitapçılığımız ideolojiktir, klasikler bile zor girer. Yazar da Müslümanlarla buluşur. Hadi hayırlısı!”,  beşinci bölüm “Çek tahsildarını kovan hem de arkasından komünist! diye bağıran kitapçı, MEB bayiliğinde yaşanan matraklıklar, dolandırıcıya para kaptıran dağıtımcı, müşterisi tarafından dövülen esnaf… Taşra hayatında daha ne anekdotlar… Biraz da Cağaloğlu…” gibi. Toplam on iki bölümden oluşan kitabın “İçindekiler” kısmı adeta tüm anlatılanların özeti niteliğindedir ve bu sıradışılık, içerikle alakalı merak duygusunu pekiştirmektedir.

 

Dil Tarih Coğrafya Fakültesi mezunu olan Necati Mert kısa bir süre öğretmenlik yapar ve sağ sol olaylarının had safhada olduğu yılların 1971’inde, kendi deyimiyle “üç azılı Adapazarlı” tutuklanır, Necati Mert bir süre tutuklu kalır. Serbest bırakıldıktan sonra tutukluluğu farklı şekilde devam eder; çevresinin kendisine takındığı tavır, sürekli maruz kaldığı idari tahkikat, cezalandırmalar, savunmalar ve yıldırma politikaları ve sonunda 12 Aralık 1972’de “bakanlık emri”ne alınarak kendi deyimiyle ipinin çekilmesi neticesinde öğretmenlikten istifa eder ve zoraki olarak kitapçılığa başlar. Bu başlangıç, Necati Mert’i pek mutlu etmese de bugüne kadar uzanacak uzun bir yolculuğun başlangıcıdır. Kitapçılık ticaret işidir, ancak Mert, ticareti sevmez, yazarlığına engel olduğunu düşünür. Necati Mert, bu istifadan pişmanlık duymakla birlikte kitabevi kırk yıl boyunca varlığını sürdürür ve memleketin bu kırk yılda başından geçen her kırılmanın sahnesi olur. 1971’deki tutuklanma ile başlayan kitapta ele alınan konular şu şekilde sıralanabilir: Dükkânın saldırıya uğraması, ölüm tehditleri, 1970’ler… Polisin sıkı takibi, darbeci zihniyet, 80 ihtilali, siyasal kimlikten dolayı uzaklaşan arkadaşlar… İnanılası güç müşteriler, çalışanlar, kaçanlar, satış için başvurulan yeni yollar, malzemeler, sıkışık zamanlar, dağıtımcılar, İstanbul seyahatleri, kazık atanlar, hesap defterleri, borçlar, borçlular… Şehir, belediye, kültür ekseninden örnekler… İslamcılar, sosyalistler, milliyetçiler… 70’lerden bugüne uzanan sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik kırılmalar kitabevi sınırlarında işlenir, örneklenir, hikâye edilir. Memleket Kitabevi, Necati Mert’in kitapçılık kimliğini öne çıkarır. Mert’in daha önceki çalışmalarına baktığımızda da farklı kimliklerin ön plana alındığı dikkat çeker. Paytonun F’si merkez-taşra bağlamında siyasi kimliğini, Kelepir Sepet dil eleştirmenliğini, Ömer Seyfettin çalışması araştırmacılığını, Öykü Yazmak eleştirmenliğini, Kapıdan İçeri Girmek şehre duyarlı aydın kimliğini, Büyük Düğün tiyatroculuğunu ve öyküleri de sanatçı kimliğini öne çıkarır. Tüm bu kimliklerin yanında kırk yılını verdiği kitapçılığı da Memleket Kitabevi’nde işlenir; eserleri kimliğinin doğrudan yansıması olan yazarlığında var olan bir boşluk Memleket Kitabevi ile dolu dolu kapatılır.

 

Memleket Kitabevi, sadece kırk yıllık kitapçılık mesleğini anlatmaz, onun bahanesiyle şehrin ve Türkiye’nin de kırk yılına yer yer ironik biçimde sahne olur. Necati Mert, bu durumu şöyle belirtir: “Şu kırk yıl içinde memleketin gördüğü her şeyi kitabevim de gördü. Yoksa adını Gelişim değil de Memleket Kitabevi mi koysaydım!” (s.70) Bu bağlamda kitabevine gelenler, dükkân ve çevresi, sergilenen kitapların niteliği, çeşitli kırılmalardan sonra değişen müşteri potansiyeli, kitap satış rakamları, fiyatlar, çevre kitapçılar ve söylemleri, tartışılan meseleler, kavgalar, ayrılıklar, ziyarete gelen devlet adamları ve yazarlar, yeni kitap satış kültürü ve değişen arz talep memleketin de kırk yılının sergilenmesini sağlar. Böylelikle daha önce öykülerde ele alınan meseleler en güncel haliyle Memleket Kitabevi’nde yer bulur. 70’li yılları “civcivli yıllar” olarak niteleyen Necati Mert, bu dönemde kendisine gelen ölüm tehditlerini de alaycı bir dille anlatır. Yine bu yıllardan bahsederken ironi tarzını bırakmaz, dükkânı kontrol maksadıyla gelen Akıncı gencin tavrını ve aralarında geçen diyaloğu detaylarıyla nakleder. “Komonist olmak istiyorum, bana yardımcı olun” (s.223) diyerek gelip giden gence her gün aynı cevap verilir; burada dönemin “civcivli” havasına eleştirel bir bakış hâkimdir. 1980 ihtilali ve getirdiği değişim Memleket Kitabevi’nde işlenen diğer önemli hususlardandır. İhtilale kadar gelinen süreç bir gazete haberi gibi kronolojik sırayla verilir; ihtilale zemin hazırlayan olaylar yazar tarafından bir kurgu olarak addedilir ve darbe ile hesaplaşma başlar: “12 Eylül’de zınk diye durur olaylar. Darbeyi oldurmak, meşrulaştırmak için çıkarılmış gibidirler. Niçin? 1980’in 24 Ocak’ında alınan ekonomik kararların halkın razılığıyla uygulanması imkânsızdır, ondan olmalı. Yahut şöyle: Küreselleşme ile buluşturulacaktır Türkiye. Şöyle ki kürede 70’li yılların ikinci yarısında başlayan durgunluğun Keynesçi politikalardan kaynaklandığı düşünülür. Ve çaresinin devletçi ekonomileri terk etmek olduğu. Sanılır ki bu yapıldığında kriz son bulacak, piyasa tıkır tıkır işleyecek, toplum refahı yükselecektir.” (s.46) Tarihsel bilgi verildikten sonra ise tüm bu anlatılanlar kitabevi ile ilişkilendirilir elbette. Tarihsel bilgi, adeta hikâyesi yazılan kitabevinin tasviri gibidir, dönemin atmosferini yansıtır. Örneğin 80’lerde Özal’la birlikte telefon ve faksın yaygınlaşması ile dağıtıcı-kitapçı arasındaki ilişkinin sanallaşması, yeni sınav sistemi ile birlikte raflara kültür kitaplarının yerine hâkim olan sınava hazırlık ve test kitapları, merkezin piyasayı canlı tutmak için piyasaya sürdüğü Cin Ali kitapları ve bunun o yıllardaki tesiri, kitabevinde yaşananların güncel memleket meseleleriyle kurduğu diyalektiği gösterir. Dükkânla alakalı pek çok hatıra kitapta ince detayları ile yer bulur. Satılan ürünler, bu ürünleri hangi grubun yoğunlukla ilgi gösterdiği, tansiyon aleti, varis çorabı, dantele fotokopi sorulması, müşterilerle aralarında geçen diyaloglar, yapılan pazarlıklar, kimin hangi kitabı aldığı, borçlular, kaçanlar… Yazar hatırladığı bunca detaya “Yahu neler hatırlıyorum!” (s.90) diyerek hayret eder. Memleket Kitabevi kırk yılın panoramasıdır. Dolayısıyla yakın tarihten, güncelden de detaylar anlatılmakta, kitabevi bağlamında değerlendirilmektedir. Gezi Parkı olayları, Madımak olayları, Avrupa Birliği uyum süreci, AKP’nin kuruluşu, Mısır’daki darbe, 11 Eylül olayları yakın tarih ve güncele dair işlenen olaylardır. Söz konusu olaylara yaklaşım tek taraflı değildir. Örneğin Gezi Parkı olayları karşısında hükümetin takındığı tavır şiddetle eleştirilirken hemen altındaki satırlarda aynı hükümetin belediye başkanından övgüyle söz edilir.

 

Necati Mert, Memleket Kitabevi’nde kırk yıllık esnaflık ve bunun üzerinden memleketin halini işlemenin yanı sıra kırk yıllık bir hesaplaşmanın da peşindedir. Öyle ki yazar, 1982 Mayıs’ındaki Sait Faik paneline Kerim Korcan’la birlikte korsan katılımı ve burada sunduğu bildirisiyle “sükût suikasti”ne uğramış, uzun süre yazı ve edebiyat ortamından uzak tutularak öykücülüğü ve eleştirmenliği görmezden gelinmiştir. Necati Mert, Memleket Kitabevi vasıtasıyla işte bu görmezden gelinmeyle ve insan ilişkilerindeki ani tavır değişikliğiyle hesaplaşır. Fikir ve sanatıyla dimdik durmanın getirdiği çileli süreç ve neticesindeki haklı sonuç, Memleket Kitabevi’nde açık bir dille işlenir, sorumlular da bu eleştiri oklarından nasibini alır. Bu vesileyle hem kişilerle, hem edebiyat mensuplarıyla, hem şehirle, hem de ülkeyle yazarın bugünkü durumu tekrar gözden geçirilir.  Yine 12 Eylül darbesi ile birlikte siyasetle hesaplaşılır. Necati Mert, ihtilalle birlikte siyasetten çekilir ve bu durumu “Allah razı olsun Kenan Evren’den” (s.57) diyerek ironik biçimde dile getirir ve solculukla da hesaplaşma başlar. Necati Mert, esnetilmemiş solculuğun taraftarıdır, ona göre solculuk kıyafetten, söylemden ibaret değildir. Salt özgürlükçü, dirayetli ve karakterli bir solculuk anlayışına sahiptir. Ancak 12 Eylül sonrası sol, böyle değildir; “devletle ve sistemle ana kız olmuştur” (s.199), “Eşitlik ve demokrasi kendileri söz konusu olduğu zaman geçerlidir” (s.206) ve Necati Mert bu sebeple siyasilere olan güvenini tamamen yitirir, CHP zihniyetini ve Kemalist ideolojiyi eleştirir ve tüm bu hesaplaşmalar, Memleket Kitabevi’nde yaşananlarla ilişkilendirilmiştir.

 

Memleket Kitabevi’ndeki esnaf-yazarlık, bir problem halinde karşımıza çıkar. Yukarıda da değindiğimiz gibi Necati Mert, esnaflığa zoraki başlamıştır; dolayısıyla esnaflığı da edebi ve siyasi duruşu gibidir, halk tabiriyle eyvallahı yoktur. Bundan dolayı esnaflığı da sıkıntılı geçirir Necati Mert, çünkü müşteri odaklı çalışamaz. Anlaşamadığı alıcıya “Ben sizi müşteri olarak sevmedim!” (s.134) diyerek alış verişi kesen bir esnaflıktır onunkisi. Necati Mert’in bu tavrı 1982’deki panelde de, öğretmenliğinde de, edebiyatçı kimliğinde de, arkadaş ilişkilerinde de aynıdır. Piyasa şartlarının değişmesi müşteri tarzını da etkiler; yeni müşteriler AVM kültüründedir. Yazar bu durumu “Yaşasın marketler, AVM’ler! İşimizi kolaylaştırdılar.” (s.88) diyerek kinayeli biçimde belirtir. İyi bir kitap satıcısı değildir Necati Mert. Ticaretle şiirin, hikâye, roman ve arkadaşlığın ve yazarlığın birbiri ile karıştırılmalarından fazlaca rahatsızdır. (s.182) Kendi kitabını, hatta başka bir yazarın kitabını tavsiye etmekten çekinir, alıcının talebini bekler. Güncel piyasanın tavrına karşı bir duruştur onunkisi.

 

Memleket Kitabevi yapısal olarak tam bir anı ya da tarih kitabı değildir. Herhangi bir kitapçının kırk yılı anlatılmaz. Ya da yalnızca bir siyasi eleştiri, kültür söylencesi, taşra-merkez karşıtlığı, ekonomik ve siyasi dönüşüm, yenileşmenin doğurduğu sıkıntı, esnaflık problemleri ya da bir hikâyecinin günlüğünü içermez. Dolayısıyla ne tam manada bir anı kitabı ne bir öykü ne de tam bir biyografidir. Bu konu ve anlatı türlerinin tamamını içine alan, ancak bir isimlendirme yapılmak istendiğinde biri diğerinin önüne geçemeyecek bir yapıya sahiptir. Dükkânda satılan plak ve kasetlerden bahsederken birden dil-kültür çerçevesinde bir açıklamaya, yaşanan olay nakledilirken siyasi eleştiriye ve ideolojik söyleme geçilebilmektedir. Böylelikle farklı türlerin birlikteliğini barındıran çok sesli, çok katmanlı ve çok renkli bir metindir karşımızdaki.

 

Necati Mert’in edebi kişiliği ve söyleminin temelini “değişim” teması oluşturur. Gerek öykülerinde gerekse diğer yazılarında değişim temel problem olarak karşımıza çıkar. Kültürel bağlamda ve insan ilişkilerinde zamansız ve ani değişimden şikâyetçidir Necati Mert. Bu şikâyet kökten değişimle alakalı değildir. Nitekim kitabevinin adı da “Gelişim”dir. Peki, kitabevinin adı neden Değişim ya da İletişim değildir? “Değil, çünkü her gelişimin değişim olmadığını düşünüyorum. Değişim, geçmişe, olumsuza, çirkine doğru da olabilir. Ama gelişim hep ileriyi ve müspeti hatırlatır. Tabiatta, toplumda, düşüncede. Ağrısız mı işler süreç? Hayır. Karşıtlar çatışır: Tez, antitez yani. Durum aşılır: Sentez. Gelişim, diyalektiğin tıpatıpı değilse de çağrışımı gibi - böyle algılıyorum.” (s.107) ifadesi değişim ile gelişim arasındaki farkı açıkça ortaya koyar ve kitabevinin isminin neden gelişim olduğuna dair açıklamada bulunulur. Necati Mert’in kitapçılığı, onun hayata karşı takındığı tavırdan farklı değildir. Onun gibi mesleği, hatta esnaflığıyla ideolojisini, sanatını, sosyal yaşamını ve aile hayatını özdeşleştiren, bunları topyekûn bir parçalanmamışlıkla yaşayan, esnaflığıyla sanatını, sanatıyla esnaflığını, ideolojisini, sosyal ve özel hayatını biçimlendiren ve pekiştiren başka yazar hemen hemen yok gibidir. Yine Adapazarlılık bağlamında taşralı tutum Memleket Kitabevi’nde de kendini gösterir. Diğer yapıtlarında şehir-yazar eksenli olarak karşımıza çıkan Necati Mert, burada şehir-kitabevi yazar ekseninde geçmiş kırk yıla ışık tutar. Temel Karataş, Necati Mert için taşranın edebiyatını değil, edebiyatın taşrasını temsil ettiğini söyler.[2] Buna göre taşra sömürülecek, üzerinden siyaset güdülecek, insani değerlerinden ziyade ekonomik imkânlarıyla işlenecek bir mekân değildir. Söz konusu tutum, toplumcu gerçekçi yazarların bir kısmında daha önce görülmüş, taşra siyaset malzemesi olarak kalmıştır. Necati Mert de kendini toplumcu gerçekçi olarak tanımlar, nitekim onun öyküsünün sosyalist bir tavrı vardır, eşitlikçi ve özgürlükçüdür, kapitalizmin karşısında durur. Bu bağlamda Necati Mert öyküsünün ortak mekânı ve teması olur. Ancak bu ortak tavır siyasi ve ekonomik kaygılardan ziyade insanı anlatma çabasının ürünüdür. Böylelikle taşra siyasetin malzemesi değil, edebiyatın merkezi olur. Taşralılık bir duruştur; kapitalist merkezin ötekileştirdiği, bir sömürü sahası olarak gördüğü taşra, merkez karşısında savunulan bir kale konumundadır. Necati Mert, bu merkez karşıtı tavrı ile idealize ettiği mekânı çizer. O, taşrada doğmuş, taşrada yazmış ve çalışmıştır. Ancak taşranın handikaplarını da bilir, zaman zaman bunları açığa çıkarır. Minnacık Bir Uçurum’daki öykülerinden “Kartpostal Titreşim”deki tavrı Memleket Kitabevi’nde de görülür; taşra ve klişeleri eleştirilir: “Bayılırım şu taşraya! Delikanlılık raconuyla beni mahkûm edecek.” (s.238), “Taşrada yerel şöhretlerin hepsi böyledir. Gazeteciler hele ki yönetimlerin sözcülüğünü yapanlar hiç istisnasız” (s.249), “Ne ki bu işler taşrada zor. Taşrada insanlar ya merkezin emir eri yahut birbirinin berberi” (s.289)Görüldüğü gibi taşradaki kitapçı, zaman zaman taşra gerçeğinin doğurduğu sıkıntıları dile getirmekten de kendini alamaz.

 

Memleket Kitabevi’nde Necati Mert, yazarlarla kurduğu ilişkilerinden de bahseder. Buna göre Faik Baysal, Kerim Korcan, Şükran Kurdakul, Adnan Özer, Selahattin Şimşek, Tekin Sönmez ve başka yazarlarla kurduğu ilişkileri anlatır. Necati Mert bu saydığımız isimlerin çoğuyla daha sonra problem yaşasa da anlatımda haklının hakkını vermeyi ihmal etmez, neden problem yaşadıklarını, sonrasında niçin görüşmediklerini üçüncü şahsın gözüyle objektif bir tarzda anlatır. Necati Mert, arkadaş ilişkilerini ve yaşadığı problemleri de kitabevi ekseninde anlatır. Arkadaşlıklarını pek uzun sürdüremeyen yazar, bu durumu kabullenir, o, doğrularının peşindedir. İnsanlardaki ani değişimi dostluğu bitirme uğruna da kabullenemez söz konusu Faik Baysal da olsa. Görüşmeyi kestiği dostlar, yine de hasretle yâd edilir, kimileri kendi isimleri ile anlatılır, kimileri ise farklı isimlendirme ile anılır ki bu farklı isim verme meselesi metinde açıkça bildirilir: “Müdür… Adına Erşen Şener diyelim.” (s.9), “Adını Hamit Köksüz koyalım” (s.13) Arkadaşlıkların merkezi yine kitabevidir; değişen arkadaşlar ve arkadaşlıklar da yine güncelle ilişkilidir. Necati Mert’in Memleket Kitabevi’nde ismini sıklıkla andığı kırk yıllık hayat arkadaşından da bahsetmek gerekir. Mert, ülkeyi, kitabevini, anlatırken eşi Necla Hanım hep arka plandadır; yazarlığında, öğretmenliğinde, kitapçılığında, siyasi kimliğinde Necla Hanım’ın tesiri dikkat çeker. Kırk yılı aşan bu “arkadaşlık”ta Necla Hanım yol arkadaşını bir an olsun yalnız bırakmamış, gerek yazarlığının şekillenmesinde gerek kitapçılığa alışmasında ve fikirlerinin savunmasında en büyük destekçisi olmuştur.

 

Memleket Kitabevi üslubu bakımından da alışıldık anı kitaplarından farklıdır; okur ve yazar arasında geçen sohbet havasındadır. Öyle ki okuyucu adeta dükkândaki boş bir taburede olayları izler, yazarla sohbet eder. Söz konusu sohbet havası anlatımda çeşitli ifadelerle kendini gösterir. Bir konu anlatılırken uyanan çağrışımlardan yeni konuya geçilir, meselenin dağılmaması için yeni konu “Anlatırım” denerek geçilir ve ilerleyen sayfalarda bu sözde durulur. Yine anlatım esnasındaki çağrışımlar “Ne hatırladım” gibi ifadelerle belirtilir, bu yolla yazar-okuyucu arasında sohbet kurulur. Örnekteki ifade ise metnin okurla birlikte kurulduğunu gösterir: “Yav, vazgeçtim! ‘İşadamlarımız’ başlıklı bir yazım olacak, onu bulayım, beğenirsem onunla sürdüreyim. Buldum. 2005 yılı seçimleri öncesinde, 8 Mart’ta çıkmış bir gazetede.”(s.242) Söz konusu tutum, samimi üslup özelliğini göstermektedir. Yine üslup özelliği bakımından Memleket Kitabevi tiyatrodan da faydalanır. Başta da belirttiğimiz gibi kitabevi, kırk yıllık memleket olaylarına sahne konumundadır; üslupta da aynı durum öne çıkarılır: “Haydi bakalım! Kumpanya-yı Ahmet Necâtî başlıyor. Büyüklere yirmi beş, küçüklere on beş! İte kopuğa ve elbette beli silahlıya beleş!” (s.150) Kitapta anlatılanlar görsellerle de desteklenmiş, ilgili konuyla alakalı fotoğraflar olayları zihinde canlanmasına ve tutulmasına yardımcı olmuştur. Ancak kanaatimizce basımda bu hususta bir hata vardır; ilgili konunun fotoğrafı konu anlatılmadan önceki sayfalarda verilmiş, fotoğrafların kullanımı ile konu arasında bir boşluk kalmıştır.

 

Yayıncıdan eleştirmene, tarihçiden edebiyatçıya, kültür erbabına, eşraftan farklı meslek gruplarına, siyasetçiden ekonomiste, merkez tutandan taşralıya herkesin payına düşeni aldığı bir anı, otobiyografi, öyküdürMemleket Kitabevi. Yazarın deyimiyle üç ana dönemden oluşan kırk yıllık kitabevi, 70’lerin çalkantılı dönemlerinden 80’lerin güvensiz sessizliğine, 28 Şubat sürecine, 2000’li yılların liberal hâkimiyetine memleketin geçirdiği her problemi Necati Mert’in ustalığıyla yirmi beş metrekarede işlenmiştir.

                                                                                                                                                                                                            TYB Akademi, Sayı: 10, Ocak 2014

 

 

[1] Necati Mert, Memleket Kitabevi, İletişim Yay., İstanbul 2013, s.150.

[2] Temel Karataş, “Memleket Kitabevi’nden İnsan Manzaraları”, Milliyet Kitap, Ekim 2013.


Diğerleri

PARK, "ALT YANI BİR PARK" DEĞİLDİR Beytullah Emrah Önce, Tasfiye, Sayı: 51, Ocak-Şubat 2016

GÖNÜLLER KÜÇÜLDÜ Cihad Şahinoğlu, Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

NECATİ MERT'İN "MİNNACIK BİR UÇURUM'U YA DA TAŞRANIN AYAK SESLERİ Faik BAYSAL, Cumhuriyet Kitap, Sayı: 347, 10 Ekim 1996

BİR ŞEHRİ ÖRMEK: "HİKÂYEM ADAPAZARI" Temel Karataş, 25 Aralık 2008

ADAPAZARI'NDA KIRK YIL  Yasin Şafak, Tasfiye, Sayı: 46, Ocak-Şubat 2014

MEMLEKET İÇRE BİR KİTABEVİ  Erdem Dönmez, TYB Akademi, Sayı: 10, Ocak 2014

MEMLEKET GİBİ KİTABEVİ  Beytullah Önce, Sakarya Yeni Haber, 1 Aralık 2013

TAŞRADA KİTAPÇI OLMANIN ÖTESİ  Özge Atasel, AGOS Kitapkirk, Sayı: 60, Kasım 2013

"MEMLEKET KİTABEVİ"NDEN İNSAN MANZARALARI  Temel Karataş, Milliyet Kitap, Ekim 2013

NE GOOGLE'A NE DE BAŞKA BİR KRONOLOJİYE GİRMİŞ BİR TARİH  Aslı Tohumcu, Radikal Kitap, Sayı: 658, 25 Ekim 2013

MEMLEKET GİBİ BİR KİTABEVİ  Bir Gün, 05 Ekim 2013

GECEYE UÇURULAN GÜVERCİNLER  Adnan ÖZER, Radikal İki, Sayı: 15, 19 Ocak 1997

GECEYE UÇURULAN GÜVERCİNLER  Nalan BARBAROSOĞLU, Adam Öykü, Sayı: 9, Mart-Nisan 1997

Necati Mert'e SAÜ tarafından Fahri Doktora ünvanı verildi...

ÖMER SEYFETTİN VE KİMLİK  Hale Kaplan ÖZ, Yeni Şafak, 5 Eylül 2004

OKUR KİTAPLIĞI'NDAN ELEŞTİRİ KİTAPLARI  Hakan ARSLANBENZER, Fayrap, Sayı 48, Şubat 2012

ŞEHRİN SESLERİ: NECATİ MERT  Necip TOSUN, Heceöykü, Sayı: 50, Nisan-Mayıs 2012

"ZAMANSIZ"  Cemile SÜMEYRA, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012 

ZAMANSIZ ÖYKÜLER  Efe ERTEM, Kitap Zamanı, Sayı: 74, 5 Mart 2012

DİL, TARİH VE EDEBİYAT ÜZERİNE DENEMELER: "KELEPİR SEPET"  Yusuf YAVUZYILMAZ, Ayraç, Sayı: 32, Haziran 2012
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net