Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
ATEŞLE BARUT  Heceöykü, Sayı: 60, Aralık 2013-Ocak 2014

 

 

    Nejat’ın ateşle ilk oyunu bu. Ders olur da bir ikincisini denemez inşallah! Gerçi erkeğe yakışıyor. Ablası kızken oynadı ya ateşle. Başka bildiği yoktu zaten: Hisara çıkar. İskeleye iner. Şemsiye almaz. Deli kız! Sonunda, olacak oldu.

    N’olmuş? Uçurtma uçursun seviyor kızcağız. Hisar rüzgârlı, tam uçurtmalık, korkma, sal babam sal, uçurtma alır başını gider de gider. Kızlar gelmez, Sevsevil de kızlarda mahana bulur, erkeklerle çıkar. Kim onlar? Mahallenin oğlanları. Ayrı gayrı olmamış aralarında hiç. Oğlanlar kâh göldedir, suda oynaşıyorlardır, haberi gelir gelmez Sevsevil de iner, iskelede durur, oğlancıklar yan yana, yan yana olurlar iskele boyunda, bakarlar alttan alttan. “Haydin sandal yarışı!” Kızın haydiniyle sular heyecanlanır, karışır, köpürür, ses ses olur, lahzada sandallara doluşulur. Sevsevil her bir sandalın önünde ayrı ayrı durup göğsüne sağ bacağının başparmağıyla basar, binecekmiş gibi yapar, binmişçesine koparılan vaveylalar içinden ağır çekimle geçer, eni boyu küçük, kürekleri zayıf olanına bu sefer sahiden biner. Bir vaveyla daha, sandal bir açılır ki sanırsın hisarda uçurtmadır. Şemsiyesi dedikodu edilir bir de. Yani şemsiye almazlığı. Her yağmurda, özellikle ilkbaharın rüzgârsız, ılık, sicim sicim yağmurlarında herkes bir saçak altına sığınmışken Sevsevil bütün hürriyetiyle sokağa atar kendini, ıslanır, ıslanır. Doğru konuşmuyorlar. Ne anası ne babası ne de babasının çok bilmiş arkadaşı. Dillerinin altındakini saklıyorlar. Saklamayıp söylerlerse kız kirlenecek sanki. Erkek periliymiş Sevsevil; bütün dedikleri bu. Evet, erkek perili. Kundaktan çıkalıdan beri böyle. Ama onları rahatsız eden bu değil. Hisar da değil, iskele de değil, yağmurda şemsiye almamak da değil. Eteğinden rahatsızlar. Hafiftir. Bol kesimdir. Dizin de üstünde. Açılır, uçuşur, gösterir. Sinema gibi. Hardal renkli penye bluz eşlik eder eteğine, beli de açıktadır. Bu ne şimdi? Hele ki yağmurda? Ama kendileri böyle bir filme seyirci olabilirler. Sosyal demokrat şeyler!

    Doğuştan erkek perilidir Sevsevil. Kızlar tamam da erkekler meçhulüdür. “Bende olmayan bir şey var erkeklerde” der, onun merakıyla onlar nereye Sevsevil de oraya. Gitmediği bir erkekler hamamı kalmıştır herhalde, bir de malumhane diyeyim sen anla. Âsım çok uğraştı: Aldı kızı karşısına iyi iyi konuştu. Her bir şeyi anlattı. “Ateşle barut bir yerde olmaz” dedi, “Ateşle oynama.” Daha ne desin! Dinletemedi. Kız yağmurla yıkanmış gökyüzünün mavi aydınlığıyla geldi sokaktan her seferinde. Arkadaşım acı da söyledi. Dövdüğü de oldu. “Kabartırsın ha! Omuzuna dökersin ha!” deyip buklelerini kesti makasla, kızgın saç maşasını sağ kabasına bastı. Nafile! Kız iyice serkeşleşti, babası, “Gidecek misin erkeklere kız?” dediğinde, “Ben erkeklere gitmiyorum, sizden kaçıyorum” demeye başladı, “Yanlış sorularınızdan.” Bir de bilmiş! Neresi kaçtığı yer? Hisar. Sandal. Yağmur. Tercümesi açılıp saçılmak, sırılsıklam gelmek. Hürriyetmiş! Sonunda olacağı buydu.

    Olmuş bir şey yok. Annesiyle babası kızda ne görmek istedilerse onu oldu kız. Ne eksik ne fazla. Sevsevil, kızın adı. Ama bir lakabın anlattığından fazlasını anlatıyor. Bu adı koydular. Kadın, “Sevdim dedi hem de sevildim –gözlerini yumdu, erkeğine uzandı-  adı Sevsevil olsun!” Erkek, kadınıyla başı dönmüştü, dilini aldı: “Ben de sevdim hem de sevildim, adı Sevsevil olsun!” Sinemada kolay tabii. Kızın memeleri yumrulanınca sorunlar başladı. Giderek irileşti, genişledi, sevdim hem de sevildim diyenler dil kıvırtır oldular: “Git, istediğin yere git! Hisara çık! İskeleye in! Ama bir başına. Derli toplu. Çünkü ateşle barut bir yerde durmaz. Sen temiz kalmalısın.”

    Getirdiği adam babası yaşında. Ayartmış, peşine takmış, getirmiş kız. Pazar. Annesiyle, babasıyla il ormanında piknikteyiz, mangal yapıyoruz, ev boş, girmiş, tavan arasına çıkmışlar. Nejat –Sevsevil’in kardeşi, ondan yedi yaş küçük- maçımız var demiş, mahallede kalmıştı, ateşle barutu girişlerinde de, çıkışlarında da görmüş, birlikte olmalarına, bunu da gürültüsüz patırtısız yapmalarına hayret etmiş. Sıkıştırıyordu bizi: “Hani ateşle barut bir yerde durmazdı! Durdu işte! Patlamadı.” Âsım, bu tür işlerde her erkeğin dediğini diyerek kendisini temize çıkardı: “Anasının kızı!” Takibi de bıraktı.

    Takipmiş! Bir erkek tanıdı Sevsevil, onunla da yaşı tutar tutmaz evlendi –size sormadı. Neyin takibi! Hem adam için niye babası yaşında denir ki! Tamam, kızdan on yaş büyük, kıza ağbi olur. Baba asla! Ötekiler: hisarın, iskelenin çocukları kızın yaşıtlarıydı, görmeden bakıyorlardı. Anlamadan. Sabi gibi. Sevsevil, de yeni öğrendi bunu –o da sabi. Gölden dönüşlerinin birinde iskeleye çıktı, iskelede yürüdü, iskeleden atladı, bedeninin uyandığını, her adımcığının izlendiğini hissetti. Alımlandığını. Baş döndürüyordu. Kimdi? İlk kez oluyordu bu. Kahvedeydi. Oydu. Bakıyor, sanki okuyordu. Dahası okutuyordu da. Ne güzelliğinin farkındaydı Sevsevil o güne kadar ne çekiciliğinin. Şimdi ise bakıyor, her bir şeyi görüyordu. Uçurtma saldılar, göle açıldılar, yağmur altında da kaldılar birlikte; Sevsevil yine sinema gibiydi, ama ne olduğu, ne olmadığı hem Sevsevil’in kendisi hem erkeği tarafından doğru görülmüş bir sinema.

    Zavallı Nejat! Yaramazlığı Sevsevil yaptı, cezayı Nejat yedi. Haber verdiler. Gittim. Evleri, eski. Dededen kalma. Arka bahçedeki kurulukta kuzineleri vardı, börekte, güveçte kullandıkları, kuruluğu ara ki bulasın, inmiş, dağılmış. Soba oraya buraya taksime uğramış parça parça. İncirin altında, boylu boyunca biri yatıyordu –Nejat’mış. Ama yüzü belki beş, belki altı kez büyümüş. Tanınmaz olmuş. Avcıydı dedesi. Silahlıydı, tüfekliydi. Ölümünden sonra sarıp sarmalayıp tavan arasına çıkarmış, sandığa gizlemiş, fakat barutu, kapsülü sandık kapağında bırakmışlar. Nejat kutu kutu barutu bul, al, indir, sobaya at…

    On bir yaşında çocuk. “Ateşle barut bir yerde durmaz. Bir yerde olmaz.” On bir yıldır bütün duyduğu bu. Ama beraber geldiler, merdiven dayayıp tavana ablası önde erkeği arkada peş peşe çıktılar, bir zaman sonra da indiler. Çocuk bunları da gördü. Olmaz denilen şey oldu, kıyamet de kopmadı. Nasıl oldu bu? İnsan merak eder, hele ki çocuk! Bu merakla merdiven dayamıştır Nejat. Bir ize rastlamayınca da pişman olmuştur: “Keşke o gün, o saat çıksaydım, onlar inmeden.” Barut, Nejat’ın önüne çıkmış değil yani. Nejat bulur onu. Barutla ateşin peşindedir, baruta rastlayınca onu alır ateşe götürür.

    Hastaneye getirdik. Özel. Nöbetçi cerrah Mahir Bey’dir inşallah! İyi insan. İyi doktor. Çevreci. Sıcak. Partili. Dernek’te de beraberiz. Nöbetçi, öteki cerrahmış. Faşist! Önceden sorup öğrenmediğime pişman oldum. Öğrenir, başka hastaneye geçerdik. Bizim yaptığımız ne? Nejat’ı bir faşiste kendi elimizle teslim etmek. Fakat hemen o gece yüzün şişini indirdiler. Hayret ettik. Sabahla yanık tedavisine başladılar. Yapılanlardan memnunuz, şikâyetimiz yok. Öyleyken, aklım hep Mahir Bey’de. Mesaiyle geldi, bizi gördü, hayrolayın dedi. Anlattık. Endişemizi dillendirdik. “Hastamızı siz alsanız, bundan sonraki tedavi sizle devam etse!” dedik. Durdu düşündü Mahir Bey, “Haklısınız!” dedi, “Yöntemlerimiz tutmaz. Hatta ben onun yöntemini, o benimkini beğenmeyiz. Fakat her ikimiz de iyi sonuçlar alıyoruz. Merak etmeyin. İyi olacak hastanız.”

    İnanmadılar. İnsan, bildiğinin dışına pek çıkamıyor. Çıkmadılar. Fakat Nejat hızla iyileşti. Mahir Bey haklı çıktı. Çıktı da bunu seslendirmediler. Nejat’ın bünyesi sağlammış da, yok iyileşeceği varmış da falan filan.

    Oğlum Nejat! Ateşle oynadın. Yandın. İyileştin. Dersini almışsındır, bir daha kuru baruta yanaşmazsın umarım. Ama iyi dinle: Ateşle oynama demem ben. Oyna. Nasıl oynandığını gördün. Hoştur. Sen erkeksin, erkeğe de yakışır çünkü. Hatta şarttır.

 Heceöykü, Sayı: 60, Aralık 2013-Ocak 2014

Diğerleri

KİTAPÇI Heceöykü, Sayı: 86, Nisan-Mayıs 2018

NEYSE Karabatak, Sayı: 27, Temmuz-Ağustos 2016

KADINLAR Heceöykü Sayı: 73, Şubat-Mart 2016

TENEKESİNE Heceöykü, Sayı: 72, Aralık 2015-Ocak 2016

BEDEL Heceöykü,Sayı: 70, Ağustos-Eylül 2015

YUSUF Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

OYBİRLİĞİYLE Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

MUZAFFER AĞBİ'M Heceöykü, Sayı: 67, Şubat-Mart 2015

KONUŞMAK NİYE? Heceöykü, Sayı: 64, Ağustos-Eylül 2014

ANNESİYDİM  Heceöykü, Sayı: 62, Nisan-Mayıs 2014

KÜTÜPHANE  Heceöykü, Sayı: 61, Şubat-Mart 2014

ATEŞLE BARUT  Heceöykü, Sayı: 60, Aralık 2013-Ocak 2014

MERHAMET  Heceöykü, Sayı: 59, Ekim-Kasım 2013

VASİYET  Heceöykü, Sayı: 56, Nisan-Mayıs 2013

ALDI BENİ BİR KORKU  Heceöykü, Sayı: 55, Şubat-Mart 2013

ÂMEDÂBİ  Heceöykü, Sayı: 54, Aralık-Ocak 2012-2013  

YOLDAYIM, YÜRÜYORUM  Heceöykü, Sayı: 53, Ekim-Kasım 2012

EKMEK ARASI  Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net