Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
KÜTÜPHANE  Heceöykü, Sayı: 61, Şubat-Mart 2014

 

 

Altmışında, çok çok altmış beşinde olan, niyeyse yaşından yaşlı gösteren bir adam. Müşterimiz değil. Sokaktan da bilmiyorum. Yüzünde, aşinalık göstermişim de unutmuşum gibi tuhaf bir tebessümle girdi. Ömer’e baktım: Bu ne iş? Niye bu adamın alınganlığı? Ömer, tezgâhtar; kargodan koli gelmişti yenileyin, açmayı bırakmış, elinde kitaplar ve fatura, adama bakmaktaydı zaten, bana döndü, diyeceğini yüzüyle dedi: Bildiğim biri değil.

Anlattı, öğrendik: Recep’in eski bir arkadaşıymış (Recep bunca yıldır benim de arkadaşım, ama bu adamı ne gördüm ne duydum), kaç yıldır görmemiş, gurbet gurbet dolaşıp çalışmış, nihayet dönmüş, dönmesiyle de Recep’i aramaya koyulmuş (Adres doğru, Recep her gün hem de bu saatlerde gelir, dereden tepeden), fakat çok istedin mi bir şeyi olmuyormuş, çıktığı kahveye bakmış, uğradığı esnafa sormuş, hatta evine bile gitmiş (Neden arıyor ki), denk getirememiş (Telefon et be adam)…

“Telefon etseniz?”

“Size ikinci gelişim bu. Verdiğiniz numara yanlış. Recep’in değil.”

Ömer’le bakıştık.

“Biz mi verdik numarayı? Bizden mi aldınız? Ne zaman?”

“On gün kadar oluyor.”

“Yanılıyorsunuz. Biz size numara vermedik. Sizi de siftah görüyoruz.”

“Siftah mı dediniz?”

“Görüştük mü? Görüşmedik ki. Siz numarayı başka birinden almışsınız.”

“Hayır! Siftah görüşmemizde sizden aldım. Siz emekli öğretmen değil misiniz? Recep de her gün ikindiye doğru buraya uğramıyor mu?”

“Evet, uğruyor.”

“Gördünüz mü? Sizden almışım işte.”

Canım ne alaka! demeliydim, diyemedim, demedim. Görünüşte bir şeyi yok adamın, ama mantığı şaşı. Hatta kör. Ne anlatabilirdim kimesnenin böylesine!

Ömer akletti, telefonunu çıkardı, sonra da kaydettiği numarayı sordu şaşıya, anlaşıldı ki ikisini karşılaştıracak. Adam da çıkardı cebini, camına baktı, söyledi. Yan yana getirdiler, numaralar birbirini tutmuyordu.  

Adam hiç fütur etmedi, hâlâ alıngandı, kendi iç sessizliğine yüzünde durup duran tebessümüyle ve adeta kuş uçuşuyla baktı (Adam, kuş bakışıyla uçtu dememi mi isterdi?). Mır mır mırıldandı:

“Hay Allah! Siftahleyin sizden aldığım numara bu.”

“Siftahleyin mi dediniz?”

“Görüşmedik mi? Görüştük. (Deli bu adam). Siz numarayı benden sonra değiştirmişsiniz. (Recep’e dua et, hatırı var; yoksa hani hastiroloji çekmiştim).

“Hayır! Sizinle siftah bugün görüşüyoruz. Cep telefonları çıktı çıkalı da Recep’in numarası değişmedi. Buluştuğunuzda bunu sorun.”

“Uğruyor, demiştiniz; burada beklesem.”

“Bizdeki numarasına telefon edin.”

Ömer, tane tane yazdırdı, tekrarlattı. Adam aradı. Recep açtı. Konuştular. Doğallayın (haliyle’nin Hacivatçası) çizgi-nokta düzenindeydi konuşmaları; Recep’in boşlarını, yani sessizlerini çizgiyle doldurmak bize düştü:

“Selamünaleyküm! Recep’le mi görüşüyorum? Koyuncuların Recep mi?”

(Evet, Koyuncuların. Ama…)

“Canım kardeşim! Ben Rahmi.”

(Rahmi mi?)

“Hatırlayamadın demek. Memlekete döndüm nihayet desem, bilirsin. Dedim ben de. Çalış, çalış yaban ellerde, sonu yok. Geldim.”

(Yine çıkaramadım.)

“Aşk olsun! Ben geliyor, seni soruyorum derhal. Başka kimim var çocukluktan! Sen ise…”

(Yoksa Yarıcıların Rahmi mi?)

“Yarıcıların ya! Koyunlarınız vardı, siz bakıyordunuz. Biraz da tarlanız; onu biz ekip biçiyor, bölüşüyorduk.”

(Hiçbiri yok. Mahalledeki ev kaldı tek.)

“Nasıl olur! Onca hayvan, toprak, varidat… Evi gördüm.”

(Şimdi nerdesin? Hemen gelirim.)

“Kütüphanedeyim. Beklerim.”

“Kütüphane işte.”

“Kitaplar var.”

“Pasaj içinde.”

“Seni tanıyorlar. Uğradığın yermiş.”

Ömer bir yandan, ben bir yandan, “kütüphane” değil “kitabevi” ya da “kitapçı” yahut “Hoca’nın dükkânı” demesi için helak ettik kendimizi. Kulağı kapalıydı adamın, içinden hariç duyduğu yoktu. Hoş, ben olsam ben de duymam, duymazlıktan gelirdim. “Kitabevi” tam çeviri, ama “kütüphane”nin anlattığını anlatmıyor. “Kitapçı” ise çok başka. “Kütüphane” bugün “kitaplık” oldu, kelime tuttu, tuttu da bizim dükkân “kitaplık” değil ki. Adam bunların farkında; “kitapçı” da demiyor, onu yeftin buluyor herhal.

Anlaşmış olacaklar. Anlaştılarsa nasıl anlaştılar? Kim kime ne dedi? Bilmiyorum. İpin ucunu kaçırdım.

Rahmi telefonu kapattı, kuş bakışıyla uçan kuş olup döndü. Yüzünde ne alınganlık ne fütursuzluk. Sadece tertemiz bir tebessüm –ki ay yüzlü.

“Şimdi geliyormuş. Bekle, dedi.”

Sanki bitişiğimizdeki berberde köylüleriyleydi, anında geldi. Onca yılın birikmiş hasretiyle kucaklaştı sahiple yarıcısı. Çay söyledim. İçtik. İki yudum arası, sorulu sorulu baktı Recep: Yordu mu sizi?

Bakışına baktım: Rahmi değil, dil yordu. Bir de ima ettiğim ilavem oldu: Fakat “kütüphaneci” olmadığıma sevinmeliyim. Hele ki “kütüphanecilik” yapmadığıma. Bunlardır asıl yoracak olanlar.

Heceöykü, Sayı: 61, Şubat-Mart 2014

Diğerleri

NEYSE Karabatak, Sayı: 27, Temmuz-Ağustos 2016

KADINLAR Heceöykü Sayı: 73, Şubat-Mart 2016

TENEKESİNE Heceöykü, Sayı: 72, Aralık 2015-Ocak 2016

BEDEL Heceöykü,Sayı: 70, Ağustos-Eylül 2015

YUSUF Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

OYBİRLİĞİYLE Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

MUZAFFER AĞBİ'M Heceöykü, Sayı: 67, Şubat-Mart 2015

KONUŞMAK NİYE? Heceöykü, Sayı: 64, Ağustos-Eylül 2014

ANNESİYDİM  Heceöykü, Sayı: 62, Nisan-Mayıs 2014

KÜTÜPHANE  Heceöykü, Sayı: 61, Şubat-Mart 2014

ATEŞLE BARUT  Heceöykü, Sayı: 60, Aralık 2013-Ocak 2014

MERHAMET  Heceöykü, Sayı: 59, Ekim-Kasım 2013

VASİYET  Heceöykü, Sayı: 56, Nisan-Mayıs 2013

ALDI BENİ BİR KORKU  Heceöykü, Sayı: 55, Şubat-Mart 2013

ÂMEDÂBİ  Heceöykü, Sayı: 54, Aralık-Ocak 2012-2013  

YOLDAYIM, YÜRÜYORUM  Heceöykü, Sayı: 53, Ekim-Kasım 2012

EKMEK ARASI  Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net