Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
İLK KİTAP SEVİNCİM İLK KİTABIMDAN DEĞİL  Hece, Sayı: 209, Mayıs 2014

 

İlk kitabım, ilk hikâyemden yedi yıl sonra, 1979’da çıktı. İçinde on dokuz hikâye vardı. Beş altısı okurla ilk buluşuyordu; ötekiler Tekin Sönmez’in dergisi “Yansıma”da görünmüşlerdi 1972-75 arası.

Yirmi yedi yaşımdaydım “Mustafa’nın Karesi” dergide yer aldığında. Çok geç. O güne kadar tiyatro diyor başka bir şey demiyordum; 12 Mart döneminde yaşadıklarım beni bir başımalığa itmişti; fakat dertliydim, sıkıntı çekiyor, anlatmak istiyordum –hikâye tam şartlarıma göre: bir kâğıt bir kalem, başka mecburiyeti yok- tiyatroyu bıraktım, hikâyeyle buluştum.

Bunu kendi başarım saymam. Dört yıllık edebiyat öğretmeniydim gerçi, kendime güvenim tamdı, ağır hocaydım, kolay kolay not vermezdim yani, ama korkularım da vardı: Yazarım, gönderirim, ya basılmazsa… Karizma önemli. O sıra “Yansıma”yı gördüm, 1972 Haziran sayısının “Hikâye Özel Sayısı” olacağını ve yenilere de yer vereceklerini söylüyorlardı, “Mustafa’nın Karesi”ni yazdım, gönderdim. Özel sayıda çıkmadı, fakat postada geciken hikâyeler olduğu yazılıydı editör sayfasında, yenilerin de adları vardı: Rıza Zelyut, Necati Güngör, Celal Özcan… Hikâyelerini okudum, içimden geçen, “Bunlarınki yayımlandıysa benimki de yayımlanır” oldu, evet, hemen ertesi sayıda da yer aldı.

Çok sevindim. Nasıl sevinmeyeyim! Kaleleri zapt edilmiş, orduları dağıtılmış, her köşesi bilfiil işgal edilmiş memleket gibiyim, yahut kopkoyu bir karanlıktayım; ışığı görüyorum “Yansıma”yla. Diyeceğim, “Yansıma” olmasaydı ben olur muydum? Ama şu kesin: “Yansıma” olmasaydı Türkçe hikâye benden mahrum kalırdı.

O gün bugün yazıyorum. Yazarak dert dökmek benimki. Sıkıntıdan kurtulmak. Peki, kurtuluyor muyum? Yazıyı tamamladığımda, evet. Fakat, çok geçmiyor yeniden doluyorum. Doluyor boşalıyorum. Doluyor boşalıyorum. “Hikâyem Adapazarı”nı tamamladığımda, söylemediğim hiçbir şeyin kalmadığını, son istasyona geldiğimi sanmıştım. Öyle olmadı. Yetmişimdeyim. Trendeyim. Hâlâ doluyor boşalıyorum.

Kitap fikrim hiç olmadı. Yazmak, yazarak boşalmak bana yetiyordu. Kelime ve cümlelerin birbirleri içine girmeleri ve yerleri değiştirildikçe anlam değiştirmeleri de, sonralayın gördüm ki yazının kendisi kadar peşinden gidilesi idi. Yazı, buydu belki. Buydu da ben yeni fark ediyordum. Peşinden gittim. Hal ve gidişim on üzerinden kaç alır? Bilemem. Derdimi döktüm ben, yanı sıra da –Âfet Ilgaz’ın tespitidir- dille cilveleştim.

Kitap fikrim olmadı, dedim. Olmadı. Yazıyordum, yazdığım hikâye ve düz yazılar “Yansıma”da çıkıyor, bu da beni tatmin ediyordu. Kitabın artısını görmüyordum. O zaman kitap niye? Niçin olacaktı ki? Şu da mümkün: Bilinçaltım biliyordu belki kitabın artısını, bunun farkındaydı da, ama kitabı düşünmek, dillendirmek için çok erkendi, haddini bilmezlik olurdu bu, beni dipte tuttu hep, su yüzüne hiç çıkarmadı.

Ta 1979’a kadar. Eylül 1975’te çıkan 45. sayı “Yansıma”nın son sayısıdır. Kapanmasıyla açıkta kaldım. 1979’da yeniden coştu Tekin Sönmez, “Sanat ve Toplum”u çıkardı, ama ancak dört sayı. “Yansıma” adıyla kitap yayımcılığına girişti. Kendi şiir kitaplarının basımını kendisi gerçekleştiriyordu zaten, birleştirilmiş baskılar halinde sürdürdü onları; coşkuyla eklediği iki dizi oldu sadece: “çocuk”, bir de “edebiyat”. Onun da ilkinden üç kitap çıktı: biri benim “Bir Bir Değilken”, ikisi Tekin Sönmez’in. Edebiyat dizisinden de tek bir kitap çıktı, arkası gelecekmiş gibi sırtına da “1” diye numara vuruldu. Hangi kitaptı o? diye mi soruyorsunuz: Benim “Gramofonlar, Radyolar, Teypler”.

Kitap önerisi, Tekin Sönmez’den geldi. Hiç heyecan duymadım. 1973’te öğretmenlikten ayrılıp dükkân açmıştım, kitapçılık yapıyordum altı yıldır, gördüklerim vardı: Mesela yayımcı-dağıtımcı-kitapçı’dan oluşan Cağaloğlu üçgeni sıkı sıkı korunuyordu. Dağıtımcı indirimiyle kitapçı indirimi farklıydı. Sonra, yazarı tarafından bastırılmış kitaplar ticari değildi, dağıtıma giremiyordu. Bu engeli aşmak için bir yayımeviyle anlaşıp kitabını onun adı altında ama kendi imkânlarıyla çıkaranlar oldu, yine nafile! Cağaloğlu’nda gizin ömrü on dakikadır, haber şipşak yayılır. Yayımcının telif ödemediği, hatta üste para aldığı kitap dağıtıma asla girmez.

Katmerli acımasızlığı da gördüm: Bir gün bir dağıtımevindeyim, telefon çaldı, yetkili aldı, telefonun, arada kitap da yayımlayan İzmirli bir kitapçıdan olduğu ve çıkardıkları son kitaptan göndermek istedikleri anlaşıldı –buraya kadar bir şey yok, görüşme usulünce. Gelgelelim dağıtımcının dedikleri öyle değil, duyunca çarpıldım: “Sen şimdi bana yirmi kitap mı göndereceksin, gönderme!” dedi, “Ne tutuyorsa onu bana borç yaz, kitapları da çöpe at.”

Bütün bu namüsait şartlara rağmen usul dışı basıma razı oldum. Fakat kitabın adı ne olacaktı? Toplumsal değişimi işlediğimi söyledi Tekin Sönmez, “Gramofonlar, Radyolar, Teypler” adlı hikâyemde de apaşikârdı bu, önerdi, gökten ne yağmış da yer kabul etmemiş, önerisini aldım, kabul ettim. Güzel miydi bu ad? Doğru muydu? Kapak için Tan Oral’la görüştü Tekin Sönmez; kitaba adını verecek hikâyeyi alıp Tan Oral’a gittim, ne zaman ki bir gramofon, bir radyo ve makaralı bir teyp yan yana resmedilmiş olarak uzatıldı bana, uyandım. Ad, doğru bir ad değildi. Çok düzdü. Hikâye adı olarak yanlıştı, hele ki kitap adı olarak zinhar! Tan Oral hikâyeyi okumadan çizmişti sanırım, pembe menekşeyi çağrıştırır dev bir gramofon borusundan başka hikâyeye yakın duran tek bir şey yoktu yaptığında. Bu haliyle Tamirci El Kitabı kapağı gibi olmuştu. Hayata göz yerine bir çift teyp makarasından bakan şaşkın, itirazım üzerine sonradan girdi kapağa. Daha doğrusu sıkıştırıldı.

İlk kitap heyecanını duymadım ben. İlk hikâyemin sevincini yaşadım, ama ilk kitabımınkini hiç mi hiç. İlk kitabımı yaptığım yanlışlarla hatırlıyorum bugün. Öyle çok ki! Kitap, yazarındır. Fakat o tarihte –kaba sosyalistliğimden olmalı-  böyle düşünmüyorum. Kâğıtçıyı, matbaacıyı da olmazsa olmazlardan görüyorum. Bir kitabı arşivi için imzalamamı istedi matbaacı; “Benimki kadar emeği geçen…” gibi bir şeyler yazdım. Oysa onların yaptığı sayfalandırıp toplamak, benim yazdığımı hurufatla çoğaltmaktı. Yani “mushaf etmek”. Zannımın yanlışlığını sezmiş, acaba ondan mı sevinç duyamamıştım? Ortaklığı böyle mi reddetmiştim? Bilmiyorum.

Bir yanlışımı daha hatırlıyorum: Gelene geçene kitap vermemem, kitap imzalamam için uyardılar beni. Dedikodum edilirmiş, alaya alınırmışım. Doğrudur. Sonradan ben de gördüm bunu. Fakat ben zaten kendimi koruyorum. Tabiatım öyle. Davetsiz yere gitmem. Sorulmadıkça konuşmam. Ortalıkta görünmem. Yüzümü eskitmem. Üstüne uyarılar da gelince “Gramofonlar…”ı görücülerden esirgedim, ne ustalara gönderdim hatta ne de dergilere. Evde tuttum. Hiç unutmam, matbaadan çıktık, elimde kitap, işyeri girişinde Necati Tosuner’le rastlaştık, oturduk, konuştuk, kitap on formaydı, duruşu toktu, Tosuner aldı, baktı, hacimli buldu, “İlk kitap gibi olmamış, çok profesyonel!” dedi. Yav, bu iltifattan bile esirgedim kitabı. Böyle hatırlıyorum. Bu kadar da değildir, vermişimdir, diye düşündüğüm de oluyor zaman zaman. Ama vermişsem de bilmem vermiş sayılır mıyım?

“Gramofonlar…” için ilk kitap diyorum ya, öyledir herhal, bundan da emin değilim, “Bir Bir Değilken”le birer hafta veya onar gün arayla çıktılar, hangisi önceydi, zihnim gerçekten bulanık. Akademi Kitabevi ödülleri, itibarlı o yıllar, ilk kitaplarla katılınıyor, e peş peşe iki kitabım çıkmış benim, âsâr sahibi sayılırım, katılmıyorum. Katılamıyorum. Katılsaydım alırdım anlamında değil demem, büyük burunluluk da etmiyor sadece resmediyorum. Katılabilirdim belki; ama bunu da, “Katılabilir miyim?” diye kimselere soramıyorum. Bu resimde zamanın kötülüğü de var yani. Zamana güvenmeyişim.

İlk kitap sevincim olmadı benim. Pardon! Tekin Sönmez’in “Bir Bir Değilken” için verdiği telif hariç. İlk kitaptan alınacak sevinci dördüncü kitabımla aldım asıl. Üçüncü kitabım 1980’de Oda Yayımları’nca basılan “Hindinin Biri”dir, çocuklar için. Ama dördüncü kitabım “Minnacık Bir Uçurum” tam on dört yıl sonra çıkabilir. Üç yayımcıdan döner. Kendi göbeğimi kendim keserim. Sonraki dört kitap da öyle. Neyse… Bu on dört yıl içinde yaşadıklarım öyle ağır, öyle insafsız ve öyle çelişiktir ki –bu ayrı bir fasıl- 1994’te “Minnacık Bir Uçurum”u yayımlamakla altta kalmadığımı göstermiş oluyordum işte. Az sevinç midir bu! İlk kitaptan değildir ama söke söke alınmıştır!

İktidar cephesi iktidarıyla rahattaydı. Fakat onların bilmedikleri bir şeyi de ben biliyordum. Ömrüm oldukça boğuşacak hesaplaşacaktım kendileriyle.

Yoldaydım. Yürüyordum.

Hece, Sayı: 209,  Mayıs 2014

Diğerleri

SABAHATTİN ALİ'NİN DÜŞÜNCE DÜNYASI ÜZERİNE Hece Sabahattin Ali -Susturulamayan Ses- Özel Sayısı, Sayı: 253, Ocak 2018

DÜŞMEKLE DOĞMAK ARASINDA Heceöykü, Sayı: 80, Nisan-Mayıs 2017

AHMET HÂŞİM HAKKINDA Hece -Ahmet Hâşim Özel Sayısı- Sayı: 241, Ocak 2017

KAHRAMANLARIM Heceöykü, Sayı: 78, Aralık 2016-Ocak 2017

ARA'YIŞ, SAİT FAİK, GERÇEK, 50 KUŞAĞI, SOL Heceöykü, Sayı: 77, Ekim-Kasım 2016

ERKEĞİN İCAZETİYLE Hece, Sayı: 161, Mayıs 2010

HİKÂYE DE , ÖYKÜ DE Heceöykü, Sayı: 70, Ağustos-Eylül 2015

ŞEHİR İLİŞKİLERİNİN ADAPAZARI ÖZELİNDE KISA TARİHİ Hece [Şehirlerin Dili Özel Sayısı] Sayı: 150-151-152, Haziran-Temmuz-Ağustos 2009

GÜNLÜK VE MAHREM Hece -Günlük Özel Sayısı- Sayı: 222-223-224, Haziran-Temmuz-Ağustos 2015

ÖYKÜDE FİNAL Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

BAŞKAN GELİNCE Hece, Sayı: 219, Mart 2015

YAZARIN YAZARDAN ALDIĞI Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

ÖLÜM KORKUSU VE KAYGISI ETRAFINDA ÖYKÜLERİMİZ, Heceöykü, Sayı: 15, Haziran-Temmuz 2006

"ÜÇÜNCÜ ÖYKÜLER" NE TAŞRA DERGİSİYDİ NE DE NİTELİKLİYDİ Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

BAŞUCUMDAKİLER Heceöykü, Sayı: 66, Aralık 2014-Ocak 2015

PEYAMİ SAFA'NIN DİLİ, ÜSLUBU VE TÜRKÇEYE DAİR DÜŞÜNCELERİ Hece -Bir Tereddüdün Aydını Peyami Safa Özel Sayısı- Sayı: 217, Ocak 2015

MEMLEKET HALLERİ, GEÇİŞKENLİK VE EDEBİYATA YANSIMASI Hece, Sayı: 213, Eylül 2014

HALK HİKÂYELERİ YENİDEN YAZILIR VE YORUMLANIRKEN  Heceöykü, Sayı: 32, Nisan-Mayıs 2009

RÖNESANS DÜŞÜNCESİ  Hece -Batı Medeniyeti Özel Sayısı- Sayı: 210-211-212, Haziran-Temmuz-Ağustos 2014

İLK KİTAP SEVİNCİM İLK KİTABIMDAN DEĞİL  Hece, Sayı: 209, Mayıs 2014
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net