Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
ORHAN KEMAL: SADE DİLİN USTASI  Kitap Zamanı, Sayı: 104, 1 Eylül 2014

 

 

Orhan Kemal dendi mi aklıma neler neler gelmez! Üretken bir sınıf yazarı gelir önce. Romanları gelir, öyküleri, oyunları. Ekmek peşinde koşan insanlarıyla günlük hayatın cıvıl cıvıllığı. Yaşanmışlık. Gerçeklik. Sonra yerli hayatın insancıkları: gurbetçiler, ırgatlar, işçiler, ayaktakımı. Hele ki düzenin heder etmesine rağmen özlerini temiz tutmuş, tutamasalar da zavallı görmeyeceğimiz, kendilerini suçlayamayacağımız kadınlar… Onları ne yüceltir Orhan Kemal ne cinsiyetçiliğe uğratır, aileden, akrabadan, mahalledendirler sanki, yüz yüze gelinecektir diye mi, içtenlikle ve sevgiyle anlatır.  Hele hele, uykusunu tam alamamış işçi çocuklar… Orhan Kemal tanıştırır bizi onlarla.  

Nesnelliği gelir sonra aklıma. Kendisi nesnel değil elbette. Hem nasıl olunsun ki bu “çarh” içinde –“âyinesi sâf değil!” Tutumu nesnel. Objektif. Peş peşe sahne kurar usta. Makineyi sahnenin orta yerine kor. Deklanşöre basar. Kenara çekilir, bekler. Makine neler gömüşse, sahnedekiler neler konuşmuşsa… Hayır, Orhan Kemal neleri göstermek, neleri duyurmak istediyse onları alır objektif. Düzenlenmiş bir nesnelliktir bu. Didaktizme de, popülizme de düşülmemesi herhalde bundan. Tasvir azlığı, diyalog yoğunluğu da. Okur, alacağını diyaloglardan alır daha çok. Kendi alır. Ve aldığı elbette siyasaldır.

Orhan Kemal –hemfikirdir herkes- diyalog ustasıdır. Romanda, öyküde de diyalog ustasıdır, tiyatroda da. Diyalog, tiyatronun olmazsa olmazı. Oyun, diyalogla yürür, şekillenir. Romanla öyküde ise diyalog şart değil. Kullanıldığında da romanın, öykünün ihtiyacı kadar, taşıyabildiği kadar kullanılmalıdır. Nasıl ki şiirde de olay vardır, ama öyküde olandan farklıdır. Orhan Kemal bu dersin alınacağı hemen tek ustadır edebiyatımızda. Sahnelenmiş beş oyunu var, hepsi de öykülerinden, romanlarından uyarlama; sahneler karşılaştırıldığında, romanda anlatım tekniği olarak kullanılan, öyküde öykünün asıl öğelerine yardımcı olan diyalogların, beş oyunun beşinde de zehir zembereğe dönüştüğü görülür.

Fakat Orhan Kemal kişileri konuşturmada değil sadece, dilin genelinde de ustadır. Yani ki benzeri az bir dil bilinci ve onun kontrolünde üslubu vardır.

Orhan Kemal’in dilini, üslubunu “sokak” belirler. Kelimelerini de “sokak” belirler: küfür, argo, şive… Onların öbeklere, cümlelere dönüşmesi de sokak’tan alınan stille olur. Hatta metin bile “sokak” gözetilerek kurgulanır. Öyle bir üslup işte!

Hayatı gözler Orhan Kemal, tanıklığını da öykü, roman, oyun olarak paylaşır. “Gözlem” ve “tanıklık”a “sadelik” eklenir bu aşamada. Yani “rahatça anlaşılma”. Rahatlığın “kökü Türkçe olan kelimelerden” sağlandığını, sanatçıların görevinin “yabancı kelimeler ve kaidelerle paçal olmuş dili arıtıp durultmak”[1] olduğunu söylese de, eseri yazarı yalanlar. “Sade dil” ile yazar Orhan Kemal, “arı Türkçe” ile değil.

Oysa eserlerini verdiği dönem (1939-70) Öz Türkçeciliğin, “arı dil”in, yani kelime devrimciliğinin egemen olduğu bir dönemdir; dışında kalmak, hele karşısında yer almak adeta imkânsızdır. Orhan Kemal, “sadelik”i gözeten dil bilinciyle bunu aşar. Şöyle ki Öz Türkçecilik, kökeni Türkçe olmayan kelimelerin tasfiyesinden yanadır; atılan kelimeler halk ağzında kullanılıyor, onca deyimde, atasözünde yaşıyormuş, çağrışımları varmış hiç mi hiç umursanmaz. Orhan Kemal’in ölçütü ise halk ağzı ve konuşma dilidir. Halk, köken hesabı yapmadan kullanır kelimeyi; Orhan Kemal de böyle kullanır. Dile Arapçadan, Farsçadan girmiş kelimeler bile –ki din referanslıdır çoğu, Öz Türkçecilerin hışmına uğramışlardır- eserinde yer bulur. Hem de göstermelik değil, halk ağzındaki kadar çok. Olması gereken budur. Ne ki şaşılası olan da budur. 27 Mayıs ve Milli Birlikçiler için, “Bu yaşıma kadar ben, hiçbir otoriteye böylesine gönül vermemiştim. Sağ olsunlar!”[2] demişliği var çünkü Orhan Kemal’in. Çok yaygın bir hastalığa yakın durduğunu düşünüyorum: Öz Türkçeci elitlerin gözünde 27 Mayıs ihtilaldir, devrimcidir; 12 Mart ve 12 Eylül ise darbedir ve gerici.  Orhan Kemal ise 27 Mayıs’ı övdüğü halde Öz Türkçecilik yanlışına düşmez, onlarla ittifaka girmez. Halkın içinden biri olmak, sanırım, kendiliğinden bir bilinç oluşturmuş Orhan Kemal’de.

Orhan Kemal, Nurullah Ataç Öz Türkçeciliğinin egemen olduğu bir dönemde Ömer Seyfettin’in “sade dil”ini sürdürür, hem de herhangi bir kavgaya, polemiğe girmeden, gürültü patırtı çıkarmadan. Türkçeye başka dillerden girmiş, konuşma diline yerleşmiş kelimeleri “Türkçeleşmiş” sayar “sade dil”. Konuşulan dildir. Halkla kontağı tamdır. Ne ki 1930’lu yıllarda meydan aldırılan Öz Türkçecilikle gözden düşürülür, Orhan Kemal, fakat hep o “sade dil”le yazar, kelimelerini, dinden gelenleri bile “sakıncalı” bulmadan kullanır: Allah, maşallah, lahavle, inşallah, billahi, estağfurullah, sünnet-i şerif, takke, kelimetullah, neuzübillah, rahmetlik, namahrem, haram, Kuran, cenabı Allah, Müslüman, kalubela, Huda, Halik, ya Rabbi, şahadetparmağı, Rabbi’l-âlemin, sahur, iftar, oruç, Deccal, hatim, fatiha, günah, selamünaleyküm, takdir-i ilahi, ruz-i mahşer, caiz, fitre, zekât, salavat, melaike, tecelli, maazallah, ahret, Hak, tövbe, vebal, şükür, alınyazısı...

Orhan Kemal, Öz Türkçecilerin kelimelerini kullanmadı değil, kullandı.  Ama dönemi yazarların duyduğu mecburiyeti duymadan kullandı. Kanlı Topraklar’da “tilcik”i bile kullandı.[3]  Öz Türkçecilikle alıp veremediği yok. Her kelimeye açık. Son öykü kitabı Önce Ekmek’in son öyküsünün adı da “Uzman”dır. “Mütehassıs” eski mi bulunur? Hayır. Öyküde “mütehassıs”ın yanı sıra eskinin daha nicesi yer alır: küfür, haz, neşe, gaddar, akıl fikir, hayır cemiyeti, zarif, bilakis, zeki, memnun, meşgul, taahhüt, isyan, harika, tecrübe...   “Tanrı” kelimesi de –atlamadıysam eğer- onca öyküden “Dümenci”de geçer bir tek: “Bu devirde kaldı mı senin gibi saf, temiz, kocasını küçük Tanrı sayan kadın?” Alanın din-dışı, anlamın “tapınılan kişi” olması nedeniyledir. Yoksa diğer öykülerinde Orhan Kemal “Allah”ı tercih eder hep.

Velhasıl, Orhan Kemal dendi mi çok şey gelir aklıma. Ama onu Öz Türkçe yanlışından koruyan “dil bilinci” hepsinin önüne geçer.

Kitap Zamanı, Yıl: 9, Sayı: 104, 1 Eylül 2014

 

 

 



[1] 15 Ocak 1966 tarihli “Varlık”tan aktaran: Asım Bezirci, Orhan Kemal, Tekin, İstanbul, ikinci basım: 1984, s. 59.

[2] Fikret Otyam, Arkadaşım Orhan Kemal ve Mektupları, İstanbul, 1975, s. 207. 

[3] Behzat Ay’ın 15 Eylül 1964 tarihli “Varlık”taki yazısından aktaran: Asım Bezirci, a.g.e. s. 182.

 

Diğerleri

İYİ Kİ OYNAMAMIŞIZ! Karabatak, Sayı: 30, Ocak-Şubat 2017

ŞEHİR VE ÖLÇÜ* 23 Kasım 2017

YAYIMLANMAYAN RÖPORTAJ Karabatak, Sayı: 29, Kasım-Aralık 2016

KONUŞACAKSAK EĞER Karabatak, Sayı: 28, Eylül-Ekim 2016

BAZI İNSANLAR BAZI KELİMELERDEKİ Karabatak Sayı: 26, Mayıs-Haziran 2016

SANAT, MİMAR, MEMUR Karabatak Sayı: 25, Mart-Nisan 2016

DÜZGÜN İŞ YAPAMAYIŞIMIZ Karabatak, Sayı: 24, Ocak-Şubat 2016

ŞEHRİN TAŞLARI Karabatak, Sayı: 23, Kasım-Aralık 2015

RESMİ BIRAKIRIM Karabatak, Sayı: 22, Eylül-Ekim 2015

ADSIZ LALELER Karabatak, Sayı: 21, Temmuz-Ağustos 2015

17 AĞUSTOS'UN İLK YILDÖNÜMÜ VE SİVİLLİK Bilgi, Sayı: 3, 2000/2

HALDUN TANER'İ HATIRLAMAK Yeni Şafak Kitap, 13 Temmuz 2015, Sayı: 100

CÜMLE, BAĞLAM, ÖZDEYİŞ Karabatak, Sayı:20, Mayıs-Haziran 2015

SADE TÜRKÇE KARŞISINDA ÖZ TÜRKÇECİLER Karabatak, Sayı: 19, Mart-Nisan 2015

HALDUN TANER VE "KEŞANLI ALİ DESTANI" .tr dergisi, Sayı: 1, Mart-Nisan 2015

MÜNAZARALARLA GELİNEN Karabatak, Sayı: 18, Ocak-Şubat 2015

HALK VE MODERNLER Son Yeni Biçem, Sayı: 51, Temmuz 1997

ORHAN KEMAL: SADE DİLİN USTASI  Kitap Zamanı, Sayı: 104, 1 Eylül 2014

SANAYİ, FUTBOL VE SÜS BİBERİ EDEBİYAT  Düşler Öyküler, 1997

"CER HOCASI" VE FATİH'İN FOTOĞRAFI  E, Sayı: 7, Ekim 1999
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net