Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
"SİYASETE KARŞI SİYASET" 19 Aralık 2006

 

 

Nobel’le de ödüllü Dario Fo’nun gözü pek bir oyunu var: “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü”. İki üç yıl oluyor seyrettiğim. İtalya’da bir istasyonda bomba patlar, on on beş kişi ölür, polis istasyonda çalışan bir işçiyi tutuklayıp bombacı diye gösterir. Sorgu. Sorgu. Sonunda Emniyet’in penceresinden atılır “anarşist”; fakat intihar ettiği şeklinde verilir haber. Neden? Gladio ve derin devlet böylesini uygun görmüştür. Sorguya getirilenlerden biri delidir, deli sorgulanırken kendiliğinden ortaya çıkar mekanizma. Artı olarak medyanın, siyasetin ve yargının da işin içinde olduğu. Bu delinin bir sözünü unutamam; birisi üzerinden doğaçlama ve galiba alaysama ile diyordu ki: “Püf, mest lastikli bir sosyal demokrat!” Hangi bağlamda söylüyordu bunu? İnanıyor muydu dediğine, kendini mi reddediyordu? Tam hatırımda değil. Ama bütün tiyatro güldük. Oysa mest lastikli bir sosyal demokrat olur. Sosyalist de olur. Komünist de.

Mest lastik iklimle ilgilidir çünkü. Yaşanılan yerle ilgilidir. Alışkanlıkla ilgilidir. “Hayııır! Aptesle ilgilidir. Dinle ilgilidir” diyorsanız amenna ve saddakna! Bir şey değişmez. Mest lastik temelde kültüreldir yani. Tıpkı ceket gibi, kravat gibi, matruş yüz gibi.

Oysa sosyal demokrasi de sosyalizm veya komünizm de ekonomik ve siyasal kavramlardır. Bunlar diyeceklerini emek, sermaye, devlet üzerinden derler. Üretimle, paylaşımla, devlet yapısıyla ilgilenirler sadece; insanların yedikleriyle, giydikleriyle ve elbette dilleriyle, inançlarıyla ve etnik kimlikleriyle değil.

Türkiye’de bu böyle olmadı. “İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitle” olduğumuz söylendi hep ve “milli birlik ve beraberlik” vurgulandı. Tarifini de “modernizm” üzerinden yaptı Ankara. Nedir modernlik? Kestirme dille, Batı uygarlığının geliştirdiği son kültürel değerler ve sosyal ilişkiler. Özetle ceket, kravat, matruş yüz, laiklik, ulaşım ve kentleşme. Öylesine abartıldı ki bu “çağdaşlık”, geleneksel olan her şey “çağdışı” görülüp “gericilik”le damgalandı, hatta halk ağzındaki kimi sözcükler de din kaynaklı oldukları için reddedildi, yerlerine öz Türkçeleri getirildi.

Yine hiç unutmam, “Bekçi” adlı öykümü dergide okumuş bir öğretmen arkadaş –demek yıl 1975- orada “cehennem fiyatlar” gibi bir tamlama var, vitrindeki fiyatların yakıcılığını böyle anlatmak istemişim, beni sıkıştırıyor: Vay, cehennem’i nasıl kullanırmışım? Bu dindarlıkmış. Gericilikmiş. Solculukla bağdaşmazmış.  

Bu bakış, modernizmle solculuğu aynı kefeye koyan hastalıklı bakıştır. İskilipli Atıf Hoca 1924 yılında, yani Şapka Kanunu’ndan bir buçuk yıl önce yayımlanmış broşürü nedeniyle 1926 yılında idam edilir. Ama aynı yıl Maliyeci Cavit Bey de idam edilir. Liberaldir Cavit Bey. Kravatlıdır, matruştur. Sabahattin Ali’yle Nâzım’ı da unutmayalım. Biri öldürülmüş, biri öldürülmekten kaçarak kurtulmuştur. Neden? dersiniz. Laiktiler oysa, şehirliydiler ve –özellikle Sabahattin Ali- en az Cavit Bey kadar da giyimliydiler. Yani moderndiler (modernist değil). Çağdaştılar.

Öldürülmelerinin nedeni şurada: Devlet, tarifini “modernizm” üzerinden yaptı ama, modernliğin siyasal ayağında partiler vardır, çok partililiğe ancak 1946’da geçti; ekonomi ayağını oluşturan kapitalizmi de ta başından beri kendi eliyle burjuvazi yaratmak olarak aldı. Dahası her eleştiriyi de “milli birlik ve beraberlik”e ihanet sayıp bazen bölücülükle, bazen şeriatçılıkla, bazen de komünistlikle suçladı. Cezalandırdı.

Derin devlet bu kapalı devre siyasetten beslenir. Benim “devlet sağcısı” ve “devlet solcusu” diye adlandırdığım partiler de bu süreçte oluşmuş, kuş mu deve mi olduğu belirsiz devlet organlarıdır. Şöyle ki yok türban’dı-laiklik’ti, yok Türk’tü-Kürt’tü, yok Alevi’ydi-Sünni’ydi gibi kültür ve etnisite ve inanç ayrılıkları üzerinden hem gerilim yaratır hem de bundan güya yakınarak varlıklarını sürdürürler.     

Siyaset ekmek üzerinden yapılmalıdır oysa. Gelir dağılımı sorgulanmalıdır. Eğitim nereye gidiyor? Sağlık gözden mi çıkarıldı? İhtiyarlıkta da mı rahat yüzü görmeyeceğiz? Bunlar sorulmalıdır. Hasılı devletle halk, zenginle yoksul, sermayeyle emek çiftlerinden hep mi hep halkın, yoksulun ve emeğin yanında olunmalıdır.

Bunları bir solcu, ister sosyal demokrat, ister sosyalist, ister komünist olsun, rahatlıkla söyler. Fakat sakalını sünnet üzre bırakmış bir Müslüman da söyler. Söylemelidir. Yeter ki putu para olan çağdaş/modern bir “şirk” olduğunu görsün içinde debelendiğimiz bu hayatın. Ve “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyruğunu unutmasın. Ve böyle iki insan yan yana da gelebilir.

8 Aralık Cuma günü akşamı Ertuğrul Günay’la Mehmet Bekâroğlu Adapazarı’ndaydılar, Osman Nuri Zengin’in aracılığıyla Ada Fikir Kulübü’nün konukları oldular. Ertuğrul Günay eski bir CHP’li. “Bosna’daki ‘aydınlar zirvesi’nin mimarı” olarak biliniyor. “Bosna’da oluşturduğu zevatı sağcı-solcu diye ayırmayarak takdir toplamıştı”, bu da hatırda. Mehmet Bekâroğlu “partisinin küresel saldırganlığa karşı gerekli araçları oluşturamadığı” gerekçesiyle istifa etmiş eski bir Saadet Partili. İkisi de “Savaşa, sömürüye ve tahakküme karşı aydın girişimi” olan Doğu Konferansı’nın içinden isimler.   

Ahmet Hakan’ın, “Müslüman Sol Geliyor” başlığıyla alkışladığı (“Hürriyet”, 11 Aralık 2006) siyasal hareketleri üzerine konuştular. Dinledik. Heyecanlanmamam imkânsız. Bir solcu ile bir Müslüman yan yana gelmiş. En az 25 yıllık hasretimdir bu. Sayın Günay’la Sayın Bekâroğlu sadece yan yana da gelmemiş, ortak bir işe soyunmuşlar, hatta birlikte, “Biz solcuyuz”, “Biz Müslüman’ız” da diyorlar. Mümkün mü? Sosyalizmin merkezinde dünya insanı vardır, “hem kendine tarih ören, hem de ördüğü tarih tarafından biçimlendirilen insan”. Da bu insan “‘ilahi’ bir gücün bize hedef koştuğu ‘insan’ değildir”. Murat Belge, bir sosyalistin bir Müslüman’la yan yana gelebileceğini, hatta gelmesi gerektiğini düşünüyor, ama bu “insan” algısındaki farklılıklarından hareketle “aynı çatı altında siyaset yapalım” demelerine çekince koyuyor (“Radikal”, 15 Aralık 2006). Anlaşılır bir şey. Ama yan yanalık bile kolay değil. Öncelikle ezberlerin bozulması gerekiyor çünkü. Yani o malum siyasetin dışına çıkmak. Bundan olacak Günay-Bekâroğlu ikilisi de hiç fazlaya kaçmadan “siyasete karşı siyaset” diye adlandırıyorlar yaptıklarını şimdilik.

Kolay gelsin! Hayırlı olsun!

Diğerleri

DEVLET VE BABA 13 Haziran 2006

"SİYASETE KARŞI SİYASET" 19 Aralık 2006

ÇARK  19 Eylül 2006

BERCESTE  28 Kasım 2006

NEVRUZ VE BAYRAM ETRAFINDA  21 Mart 2006

UMMAZDIM!  28 Şubat 2006

UNUTMAYA GELMEZ  14 Şubat 2006

MAJESTELERİNİN SİVİLLERİ  7 Şubat 2006

YAKIŞIR  31 Ocak 2006

SANAT VE ESTETİK YAHUT ESTETİĞİ BOYA ZANNETMEK  24 Ocak 2006

KİTAP NETAMELİ  17 Ocak 2006

OYUN, SANAT, KURBAN  10 Ocak 2006

REFİK HALİD YA KAÇMASAYDI? 3 Ocak 2006
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net