Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
ÂFET ILGAZ İÇİN 28 Ocak 2015

 

 

Âfet Ilgaz da eserleriyle yaşayanlar arasında artık.

16 Ocak’ta Hakk’ayürümüş; geç duydum. Allah rahmet eylesin!

Gidenlerin arkasından yazdıklarımda, gidenlerden çok kendimi anlattığım söylenir. Dedikleri kadar değil ama doğruluğunu kabul ederim. İnsanın kendinden söz etmesi ayıptır; yakınlara kadar bunu düstur edindim. Oysa Montaigne, “Cicero’yu iyi anlamaktan çok kendimi iyi anlamak isterim” diyor. Benim de sözlerimin arkasında dilerim böylesi bir aşkın niyet vardır.

Bu yazı da galiba öyle olacak.

Nerde, nasıl tanıştık, hatırımda değil. 12 Eylül’den (1980) önce, bu kesin. Öğretmenlerin o zamanki dernekleri TÖB-DER’di, bizim Adapazarı şubemiz de TYS’den (Türkiye Yazarlar Sendikası) aldığı destekle kültür, roman, çocuk vb konularda paneller düzenliyordu peş peşe. Roman paneline katılan yazarlardan dördü hatırımda: Mehmet Seyda sağımda, masa ucunda, Âfet Hanım solumda, uçta, İrfan Yalçın’la Yusuf Ziya Bahadınlı ve bir iki yazar da ortalarında. “Ustayla kabiliyet ve aralarında biz” gibi şık mı şık sandığım bir cümleyle açtım paneli.  Konuşmalara daha geçilmeden Âfet Hanım itiraz etti: “Ne Mehmet Seyda benim ustam ne de ben bir heveskârım!” Mehmet Seyda 1919, Âfet Ilgaz 1937 doğumlu, dahası ilk hikâyesini de Âfet Ilgaz’ın doğduğu yıl yayımlıyor ya Seyda, ben bunları söylediğimi sanıyorum işte, başka türlü de anlaşılabileceği hiç gelmiyor aklıma.

Tanışmamız o gün değilse 1979’dadır, diyecektim, vazgeçtim, Yılmaz’ı (Akçay) aradım, notları arasında varmış, baktı, roman panelinin tarihini verdi: 17 Aralık 1978. Neyse, kaldığımız yerden… İlk iki kitabım Gramofonlar, Radyolar, Teypler’le çocuklar için kaleme aldığım Bir Bir Değilken yeni çıkmıştı, Sendika yönetiminde Tekin Sönmez var, karar çıkartmış, Korkut altı yaşında, onu da aldık Çanakkale’ye Tahta At Şenlikleri’ne gittik. İmza, söyleşi vb etkinliklerle bir hafta adeta tatil yaptık. Âfet Hanım Ezine doğumlu. Çanakkaleli. Oralı olmasaydı, bizim gibi misafirhanede kalsaydı daha sık karşılaşır görüşürdük. İyi, dost, candan gibi klişe sıfatlara sığacak bir değildi Âfet Hanım; üzerinde meziyetlerin tamamı toplanmıştı çünkü.

Nevzat Üstün Öykü Yarışması’na katıldım Gramofonlar, Radyolar, Teypler ile. Kazanamadım. Sahi kim kazanmıştı, çıkmış hatırımdan. Otuz dosya katılmış yarışmaya. Her biri için 80-85 kelimelik değerlendirme notları yayımladı “Yazko Edebiyat”ın Aralık 1980 tarihli 2’nci sayısında. “İlginç ve değişik çevrelerden başarılı kesitler” sunduğumu, “anlatıma egemen” olduğumu, “dili iyi kullan(dığımı)” yazdı benim için. “İlginç insanlar, olaylar, ayrıntılar yakalıyor” dedi. Gelgelelim öykünün amacıyla ilgili kaygıyı zaman zaman fazla duyuyor, duyuruyor, okumanın coşkusuna kaptırmış okuru kıssadan hisselerimle karşı karşıya getiriyordum. O gün bugün bu yanlışı yapmamaya çalışırım.

Yazarlar ve çevirmenlerden kırkı 12 Eylül öncesi kısaltması YAZKO olan bir kooperatif kurdular. Kasım 1980’de aylık dergi “Yazko Edebiyat”ı çıkardı YAZKO; peşinden iki dergi daha: “Çeviri” ve “Felsefe”. İlgi müthiş. Muhaliflerin nefes alıp verdiği tek adres oldu YAZKO tez zamanda. 4 Şubat 1983’te haftalık gazete olarak “Yazko Somut” katıldı, onunla da iniş başladı. Muhalifler olağanüstü kongrede Erol Toy yönetimini seçip Mustafa Kemal Ağaoğlu yönetimini alt etiller. Üyesi kırk yazarla sınırlanmış kooperatif hiç geciktirilmeden herkese açıldı. Seksen bin lira ile basıma hazır öykü dosyamı birlikte verdim ben de üye oldum, bunun nafile bir şey olduğunun farkında değilim. Bu süreçte Âfet Hanım’la birkaç sefer karşılaştık, her seferinde kuşkularını ima etti, fakat kitap hayaliyle öyle sarhoşum ki aklım uyarılarını almıyor. Süreç Âfet Hanım için de hem yazısı hem turası olan bir süreçti, sanıyorum zarara uğramadan çıktı o.

Şile’de karşılaştık bir defa da. Tatildeydi. Kızıylaydı –Defne miydi adı? Resim öğretmeni bir hanım da vardı yanlarında. Ayaküstü mü görüştük, bir bahçede mi oturduk, çıkaramıyorum. Yüz yüze görüşmemiz olmadı sonra. Tesettüre girmesi karşılaştığımız mekânları mı ayırmıştı? Belki. Ama ilgimiz, saygımız baki kaldı. “Yeni Şafak”taki yazılarından aldığım pek çok not vardır arşivimde.

Selvigül Kandoğmuş Şahin’den okudum: Bahçelievler Belediyesi bir program yapmak istemiş, henüz yazar adayı olan Selvigül K. Şahin ve birkaç yaşıtı Âfet Hanım’ı ziyaret edip isteklerini dile getirmişler. O programa örtülü çıkmış, daha sonra da bunun ilk olduğunu yazmış Âfet Ilgaz. Yıl mı? 1993.

“Hece”nin 46-47 birleşik “Türk Öykücülüğü Özel Sayısı”nın ikinci baskısında Âfet Ilgaz için şunları yazmışım:

“Cumhuriyet kuşağı içinde edebiyat ödülü alan ilk kadındır. Ona 1965 Türk Dil Kurumu Hikâye Armağanını kazandıran Başörtülüler’de olsun, öteki kitaplarında olsun hep ya bir aileyi ya bir kişiyi ya da bir temayı ele alır. Yazdıkları bu yüzden roman izlenimi de bırakır. Anlattıkları, Ege’den İstanbul’a göçmüş orta halli insanların günlük yaşamlarıdır daha çok. Ama tutuklular, ayrı düşmüş âşıklar, yaşadıklarından yanlış dersler çıkardığı için yanlışlarla yaşayan maskeli aydınlar da ihmal edilmez. Aydınları eleştirir Âfet Ilgaz; halktan kişileriyse hoş görür. Onları ‘iğnelemek hakkını kendinde bulmaz’. Hatta vurgundur onlara: ‘Onları en iyi simgeleyen şey, kadınların başlarına örttükleri, yıllarla, anlayışlarla, modalarla biçim, renk, boyut değiştiren örtülerdir. Bu topluluktan, bu topluluğun simgesi olan örtülerden ilgimi, dikkatimi ayıramıyorum.’ Âfet Ilgaz’ın sonradan dine bağlanışının altında böylesi bir içtenlik ve aidiyeti benimseme olmalı.”

Minnacık Bir Uçurum’u imzalayıp gönderdiğim sayılı yazar arasında Âfet Ilgaz da vardı; “Yeni Şafak” adresiyle ilettim kitabımı; o da 1 Ağustos 1996 tarihli gazetede beni pek sevindiren notlar düştü. Türkçeye “onunla cilveleşecek, şakalaşacak kadar” hâkim olduğumu mesela. Üstelik bunu da “ben işte, çok önemli bir edebiyat anlatımı deniyorum, bir üslup geliştiriyorum” demeden yapıyormuşum.

Notlarıma bakıyorum hatırasına saygıyla, şu paragraf öne çıkıyor:

"Düğünler gene sokakta yapılıyormuş ama artık 'dans' ediliyormuş. Nişanlılar nişanlılarını, genç evliler eşlerini alıp dans ediyorlarmış. Feraceli, yaşmaklı analar da seyrediyorlarmış. Bunu anlatırken yüzlerinde öyle mahcup yahut muzip bir gülümseme oluyor ki. 'Ne yapalım, zaman' demek istiyorlar. Evet, herhalde öyledir; zaman. Ben de menfi cevap alacağımı bile bile, 'Harmandalı oynayan yok artık değil mi?' diyorum. 'Yok!' diyorlar. Aslında, 'Nerdee?' demeleri lazım. Çünkü benim gençliğimde zaten harmandalı işlerine kesat girmeye başlamıştı. Sade 'karşılama' oynarlardı. Bu oyunun da hiçbir özelliği yok gibi geliyor bana. İşte şimdi karşılama da oynamıyorlar, dans ediyorlarmış."           

Diğerleri

KİRLİ İŞ 14 Kasım 2017

III. MİLLÎ KÜLTÜR ŞÛRASI 14 Mart 2017

GORKİ'NİN HAYATINDAN ON YIL 28 Temmuz 2016

FUARLAR VE MALATYA 14 Mayıs 2016

"GENÇLER! KIRMIZI GÜLLER!" 28 Ekim 2015

KENT VE KENTLEŞME 28 Ağustos 2015

EDEBİYATLA 84 YIL 14 Ağustos 2015

AHMET VEFİK PAŞA 28 Temmuz 2015

NALBUR 14 Temmuz 2015

SAÖP'NİN 510. HAFTA BASIN AÇIKLAMASI 28 Haziran 2015

ÜÇ ALINTI yahut NEDEN BÖYLE OLDU 14 Haziran 2015

KÜRTLER 28 Mayıs 2015

ÇİNGENELER 14 Mayıs 2015

KIRSALDA YAŞANMAZ 28 Mart 2015

YAŞAR KEMAL'Lİ BİRKAÇ HİKÂYE 14 Mart 2015

İKİ TAYYARECİ 14 Şubat 2015

ÂFET ILGAZ İÇİN 28 Ocak 2015

HATÂYÎ 14 Ocak 2015

GELELİM FATİH'E 28 Aralık 2014

İHTİLAL 14 Aralık 2014
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net