Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
BAŞUCUMDAKİLER Heceöykü, Sayı: 66, Aralık 2014-Ocak 2015

 

 

Öyküye karar verdiğimde dört yıllık öğretmendim, yirmi yedi yaşındaydım. Çok geç. Lise yıllarımda kimi heyecanlarımı uzunlu kısalı ve alt alta sıralı satırlara dökmüş şiir yazdığımı sanmıştım. Otuz, kırk kadardılar. Fakülte yıllarımdan da karalanmış iki öyküm var topu topu.

Bu hazırlıkla yola çıkılmaz ya, ben çıktım. O güne kadar tiyatrodan başka bir şey görmüyordu gözüm. Bir tepede, bahçesi duvarla çevrili, dört köşesi müsellah askerlerce tutulmuş münasebetsiz bir yerdeydim. İçimi yokladığımda dernek, sendika, parti gibi tabelalı örgütlerdeki siyasetin bana göre olmadığını hissettim.  Siyasetin büyüğündeydi gözüm. Fakat insanoğluna güvenimi de yitirmiştim, bir başıma kalmak istiyordum. Haldun Taner’in bir sözünü hatırlayıp öyküye kaçtım. Sığındım. Öykü mücerret insanın işiydi çünkü, hem de büyük siyasete imkân tanıyordu.

Münasebetsiz bir yerdeydim, dedim. Hazırlığım olmadan öyküye de niyetlendim. Sanırım, aldığım edebiyat eğitimi veriyordu bu cesareti. Aslında cahil cesareti. Cüret mi yoksa! Fakat yazılmakta olan öykünün bana öğretilen öyküden apayrı bir öykü olduğunu da sezmiyor değilim. En azından öyle olabileceğini düşünüyorum. Parasız Yatılı yeni çıkmış, bütün gözler, dikkatler Füruzan’ın üzerinde –ki zaten Sait Faik Hikâye Armağanı’nı da alacaktır ertesi yıl- öykünün vardığı yer Füruzan’dan öğrenilirdi en iyi. Neclâ’yla nişanlıyız, ziyaretime geliyor her hafta, Parasız Yatılı’yı istedim, getirdi, üstelik imzalı, meğer Füruzan da İlhan Selçuk’u ziyarete gelirmiş, nizamiyeden cezaevine askeri araçlarla taşınıyordu ziyaretçiler, tanışmışlar, araca birlikte binmiş, yukarıya da birlikte çıkmışlar. Tarih, 29 Haziran 1971. Ranza tepelerinde, adeta ders çalışırcasına okudum Parasız Yatılı’yı. Zaman, bütün zamanlardı Füruzan’da, birlikte ve iç içeydi. Yaşanmakta olan vardı, yanı sıra da hatıralar, pişmanlıklar, gidenler, kimileyin de düşler, umutlar, bekleyişler. Hele ki çağrışımlar, her biri altın kıymetinde. Mekânsa işlevsel. Cümleler gramerin kısmen dışında, bozuk gibi, değil oysa, fakat anlatılan göçmenlerin hayatlarınca çalık, kırık. Röntgene aldım her öyküyü, şemalandırdım. Sonra o iç diyaloglar, kişilerin kendileriyle konuşmaları…

Diyeceğim, Parasız Yatılı başucu kitabımdır. O “Taşralı”, o “Su Ustası Miraç”, o “İskele Parklarında” öyküleri, ya o “Edirne’nin Köprüleri” tekrar tekrar okuduklarımdır. Füruzan’ın sonraki öyküleri: Kuşatmada’kiler, Benim Sinemalarım’dakiler ayarca düşük müdür? Katbekat üstün de olsalar bunu ben diyemem; Parasız Yatılı bir başkadır, bende apayrı yeri vardır, nasıl diyeyim: okurken ceket ilikleyesi olurum.

Füruzan’dan yararlandım, ama onda gördüklerimi öyküme taşıdım mı, taşıdımsa nasıl, ne kadar bilmiyorum. Benim öyküm Refik Halit’le, Esendal’la, arada da Sait Faik’le ilişkilendirilir. Refik Halit’in farkında değilim. Benzerlik bulanlar haksız mı? Değil herhalde. Çünkü “Eskici” ne içlidir! “Hakkı Sükût” konusunun ilki. “Şeftali Bahçeleri” gayet hoş, latif. Her biri memleket gibi. Her okuduğumda bir başka uzağı yakınımda bulurum.

Sait Faik’le hemşeriyiz. Ben zamiri bende de sıktır. Onunla anılmam, galiba bundan. Yeterli bulmuyorum bu anılma nedenini, ama hep mi hep okuduğum çok öyküsü var: En başta “Bohça” gelir. Semaver’dedir. Zaten bu ilk kitabına, ardından gelen Sarnıç’la Şahmerdan’a ilgim duygusaldır. Taşradır bunlarda anlatılan, hatta Adapazarı’dır; “göl” der, bilirim ki o göl Sapanca’dır; “su boyu” der, yine bilirim orası bizim Çarksuyu’muzdur. Sonraki öykülerinden sevdiklerim, emekçileri anlatanlardır. “İp Meselesi”, “Hallaç”, “Karanfiller ve Domates Suyu”… Sonra, bütün zamanların kâmil insanı Mercan Usta’lı “Gün Ola Harman Ola”, sonra Lüleburgazlı karı kocaya müthiş bir alçakgönüllülükle yaklaşan “Havuz Başı”. İstanbul öykülerinden yeter artık! demeden okuduklarım da: “Ağıt”, “Sinağrit Baba” ve illa ki “Dülgerbalığının Ölümü”.

Sevdiğim yazarların, sevdiğim öykülerin öykülerimde izleri olduğunu düşünürüm. Kimi hiç kimseye görünmüyor. Kimi de bana gizli bir yerde herhal, görmüyorum; başkalarına ise aşikâr olmalı, onlar görüyor. Sabahattin Ali ilk gruptan. Ne ben farkındayım ondan ne aldığımın ne de dışımdakiler. “Candarma Bekir”, “Sıcak Su”, “Hanende Melek”, “Ayran” bıkmadan okuduklarım. Ancak “Ses” iyice doluksatır. Bir şey almamış olabilir miyim Sabahattin Ali’den? Almıyorsam neden okuyorum öyleyse! Ya da şöyle: Etkilemek istediğim gibi etkilenmek de isterim.

Memduh Şevket Esendal’la ilişkilendirilmekten pek mutlu olurum. Hayranıyım. Bunu her mekânda söylerim de. Esendal “meslek” açısından çalışmak istediğim bir yazar ayrıca. Usta. Öyküyü okunur, sevilir kıldığı için Ömer Seyfettin ne rütbe kıymetlimiz ise Esendal da her öyküsüyle öyküyü yeniden tanımlar sanki: Öykü alçakgönüllülüktür. Öykü sessizliktir. Öykü gizleniştir. Ve daha nicesi. Ömer Seyfettin’e rağmen, hemence paralelinde apayrı bir öykü kurar Esendal, CHP genel sekreteridir de –düşünün sevgime engel olmaz siyasi tercihi- fakat MŞE imzasıyla yazarak yazı ile siyaset arasına alçarak bir duvar çeker o da zaten, o gün bugün okurunu bekler. Ben ne zaman okuru oldum, nasıl oldum bilmiyorum. Fakültede görmedik. Mezun oldum, Adapazarı’nda öğretmenliğe başlayacağım, Salim Şengil ve Dost Yayınları Ankara’dalar o zaman –hangi teşvikle acaba- bütün yayınlarını taksitle aldım, öncesi yoksa 1968’den beri okuruyum. İki cilttir Dost’un Esendal’ı: Temiz Sevgiler ile Ev Ona Yakıştı. Külliyatı Bilgi Yayınları’nca basıldı sonra, fakat hep bu ikisinden okurum: “Otlakçı”ymış, “Hayat Ne Tatlı”ymış, “Mendil Altında”ymış, “Haşmet Gülkokan”mış, “Sahan Külbastısı”ymış demeden okurum. Öyle severim ki Bilgi’den okuduğum “İhtiyar Çilingir” ve “Gödeli Mehmet” için kaleme aldığım birer düz yazım, üç öyküsünden etkiyle oluşturduğum iki de öyküm var: Biri “Sahan Külbastısı”na gider, öteki de ağırlıklı olarak yazarın “Soysuz Kedi”sine. Nazire midirler? Nazire ben daha iyisini yazarım iddiası taşır gizliden gizliye. Benimki Usta’ma saygı. Böyle diyorum ya, bir öyküm de Oktay Akbal’ın bir öyküsünden izler taşır. “Müzeyyen Abla”dır Oktay Akbal’ınki. Bir öyküm de Akbal’ın “Garipler Sokağı” romanıyla yol arkadaşlığı yapar. Ne ki hiç mi hiç sevmem Oktay Akbal’ı. Öyküsü silik soluk gelir bana. Eskilerden birinin, “Kanuni mecburiyet mi var Oktay Akbal için? Yazmasa olmaz mı?” demişliğini hatırlarım hep. Haklıdır. İyi de Oktay Akbal’la buluştuğum da ortada. Tam bir “Evet-Hayır” durumu. Biri yalan dediklerimin. Ayıklanması ancak bir psikiyatrla mümkün.

Ömer Seyfettin’imiz kıymetli. Eserleri üstüne çalıştım da. Sevmediğim öyküsü çoktur. Ama “Tos” çok farklıdır. Mizah duygusu vardır onda, mizah olsun için yazılmış öykülerden sıyrılıverir lahzada. “Kurbağa Duası”nın bendeki yeri de çok özeldir, hele ki ilk cümlesi: “Taşra âlemi. Yani İstanbul’un dışında geçen hayat, ne hoştur! Bunu ancak yaşayan bilir.”

Yakınlardan okuduğum yazarlara ve sevdiğim öykülerine gelince… Unuttuklarım, elektrik alamadıklarım, haklarını yediklerim olacaktır, art niyetle yapmadığıma inanmalarını ve bağışlamalarını isterim.

Allah Allah! Yakınlara gelemeyeceğim galiba, yitirdiklerimizden bile hatırladıklarım hayli. En iyisi sıralamak:

Umran Nazif’ten “Göç”, Halikarnas Balıkçısı’ndan “Gülen Ada”, Orhan Kemal’den “Çamaşırcının Kızı”, Sabahattin Kudret Aksal’dan “Vav’lar”, Tanpınar’dan “Yaz Yağmuru”, Haldun Taner’den “Allegro Ma Non Troppo”, Necati Cumalı’dan “Ay Büyürken Uyuyamam”, Tarık Dursun K.dan “Nerde Eski Hüznü Mehtabın?”, Nezihe Meriç’ten “Boşlukta Mavi”, Tarık Buğra’dan “Oğlumuz”, Âfet Ilgaz’dan “Nine”, Rasim Özdenören’den “Sedir Yaprağı”, Vüs’at O. Bener’den “Dost”, Selim İleri’dan “Gelinlik Kız”, Necati Güngör’den “Yıkılsın Urfa Kalesi”, Mustafa Kutlu’dan “Sır”, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’ndan “Karanfilli Kavga”, Nalan Barbarosoğlu’ndan “Koli Bantı”, Hüseyin Su’dan “Gülşefdeli Yemeni”, Necip Tosun’dan “Genç Ölmek”, A. Ali Ural’an “Yangın Merdiveni”, Cemal Şakar’dan “Portakal Bahçeleri”, Köksal Alver’den “Hikâye Bu”, Selçuk Orhan’dan “Taş Kayıktaki Cadı”, Abdullah Harmancı’dan “Yokuş Aşağı”, Temel Karataş’tan “Esmerminyon”, Merve Koçak Kurt’tan, “Giden Güz’dü Gerisi Hikâye”…

Dediğim gibi, anmam gerektiği halde anamadıklarım olmuştur…  

Diğerleri

SABAHATTİN ALİ'NİN DÜŞÜNCE DÜNYASI ÜZERİNE Hece Sabahattin Ali -Susturulamayan Ses- Özel Sayısı, Sayı: 253, Ocak 2018

DÜŞMEKLE DOĞMAK ARASINDA Heceöykü, Sayı: 80, Nisan-Mayıs 2017

AHMET HÂŞİM HAKKINDA Hece -Ahmet Hâşim Özel Sayısı- Sayı: 241, Ocak 2017

KAHRAMANLARIM Heceöykü, Sayı: 78, Aralık 2016-Ocak 2017

ARA'YIŞ, SAİT FAİK, GERÇEK, 50 KUŞAĞI, SOL Heceöykü, Sayı: 77, Ekim-Kasım 2016

ERKEĞİN İCAZETİYLE Hece, Sayı: 161, Mayıs 2010

HİKÂYE DE , ÖYKÜ DE Heceöykü, Sayı: 70, Ağustos-Eylül 2015

ŞEHİR İLİŞKİLERİNİN ADAPAZARI ÖZELİNDE KISA TARİHİ Hece [Şehirlerin Dili Özel Sayısı] Sayı: 150-151-152, Haziran-Temmuz-Ağustos 2009

GÜNLÜK VE MAHREM Hece -Günlük Özel Sayısı- Sayı: 222-223-224, Haziran-Temmuz-Ağustos 2015

ÖYKÜDE FİNAL Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

BAŞKAN GELİNCE Hece, Sayı: 219, Mart 2015

YAZARIN YAZARDAN ALDIĞI Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

ÖLÜM KORKUSU VE KAYGISI ETRAFINDA ÖYKÜLERİMİZ, Heceöykü, Sayı: 15, Haziran-Temmuz 2006

"ÜÇÜNCÜ ÖYKÜLER" NE TAŞRA DERGİSİYDİ NE DE NİTELİKLİYDİ Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

BAŞUCUMDAKİLER Heceöykü, Sayı: 66, Aralık 2014-Ocak 2015

PEYAMİ SAFA'NIN DİLİ, ÜSLUBU VE TÜRKÇEYE DAİR DÜŞÜNCELERİ Hece -Bir Tereddüdün Aydını Peyami Safa Özel Sayısı- Sayı: 217, Ocak 2015

MEMLEKET HALLERİ, GEÇİŞKENLİK VE EDEBİYATA YANSIMASI Hece, Sayı: 213, Eylül 2014

HALK HİKÂYELERİ YENİDEN YAZILIR VE YORUMLANIRKEN  Heceöykü, Sayı: 32, Nisan-Mayıs 2009

RÖNESANS DÜŞÜNCESİ  Hece -Batı Medeniyeti Özel Sayısı- Sayı: 210-211-212, Haziran-Temmuz-Ağustos 2014

İLK KİTAP SEVİNCİM İLK KİTABIMDAN DEĞİL  Hece, Sayı: 209, Mayıs 2014
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net