Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
"ÜÇÜNCÜ ÖYKÜLER" NE TAŞRA DERGİSİYDİ NE DE NİTELİKLİYDİ Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

 

 

Taşra, benim için sadece bir coğrafya değil.

Böyle olmadığını, çoğu Burhan Günel’in dergisi “Karşı”da yayımlanmış yazılarımla anlatmaya çalıştım. Ama o zaman da -ki 1990-92’dir- bu yazılar “Paytonun F’si” adıyla 1995’te kitaplaştığında da gördüm ki mesele coğrafya meselesine kaydırılıyor şipşak.

Doğru, “taşra”, merkez dışı yerleri anlatır. İlk çağrışımı bu. Ama merkez dışılık coğrafyayla sınırlı mı artık? Merkez almış başını gitmiş. Kimi insanları, kimi düşünceleri, kimi inanışları, kimi alışkanlıkları, kimi yaşayışları... da dışlamış, öteki’leştirmiş. Taşra görmüş yani. O zaman “taşra” eski anlamına sığamıyor, yeni bir anlam kazanıyor. Üstelik bu anlam -merkez istediği kadar alaycılığını sürdürsün- taşra insanının alıp giyindiği bir anlam oluyor. Ben buyum, şöyle düşünürüm, şuna inanırım, şu şu alışkanlıklarım vardır, kıyafetim şöyledir gibi.

Sözün özü: Mesele siyasidir, sosyaldir, kültüreldir...

Mesele bu kadar açıktır da -ne yazık ki- bunu hâlâ görmeyenler var.

Ne yazık ki, diyorum; çünkü İzmit’te “Üçüncü Öyküler”i çıkaran Kadir Yüksel’dir görmeyen.

“Üçüncü Öyküler” 12. sayıyla son bulmuş, taşra dergilerine İstanbul’un tutumu hakkında Kadir Yüksel’in söyleyebildiğiyse şu oluyor kendisiyle yapılan röportajda: “Önyargı var tabii. Ancak taşra mantığının artık yok olması gerektiğini düşünüyorum.” Bütün taşra için gerekmiyor herhalde. Neden? Şundan: “Anadolu’da çıkan birçok derginin nitelik bakımından zayıf olduğu doğru.” da deniyor peşi sıra. Ama “Üçüncü Öyküler” farklıymış. Farkı, niteliği. Ne ki bu farkı İstanbul geç görmüş, geç görünce de: “...bunu daha çabuk görebilirlerdi. Biraz gecikince dergi de dayanma gücünü yitirdi.”

Buradaki “nitelik” önemli ya, dikkatimiz şimdi başka bir yerde: Kadir Yüksel, dergisini İstanbul’a beğendirmek peşinde. Bu görülmeli önce. İyi de hangi İstanbul? Merkezin İstanbul’u mu, öteki İstanbul mu?

Kadir Yüksel’e göre, öykücülüğümüzün “sağlam bir geçmişi” varmış. “Dünya öykücülüğü ile kıyaslandığında da çok iyi bir durumda”ymış. Gelgelelim bu -“gelenek” yani- “günümüz kuşağınca yeterince değerlendirilme(mekte)”ymiş; bu yüzden Kadir Yüksel “Üçüncü Öyküler”in her sayısında bir dosya hazırlayarak bunu  -“gelenek”i yani- gündeme getirmiş. Aferin! Yaptığı işle o kadar övünüyor ki “Üçüncü Öyküler” hep böyle anılsın istiyor adeta: “...o geleneğin bugünkü öykücülüğümüze katkılarının olacağını düşünen bir dergiydi. Belki farkı sadece budur.”  Ne ki şikâyetçi de: “Bugün öykünün düşünsel yapısını çok fazla boşladığımızı düşünüyorum. Ama bu ustalarımızdan da kaynaklanıyor. Onlar da bize bu konuda yeterince yol gösterici davranmıyorlar. Öyküyü sorgulayıcı yazılar yazmıyorlar.”

Bu sözlerden “Üçüncü Öyküler”in nitelikli olduğu çıkmaz. Nitelik, anlatılanda değil anlatıştadır çünkü. Nerede duruyorsun? Nereden bakıyorsun? Nasıl görüyorsun? Burada. Gelenek dediğin Ömer Seyfettin’se, Memduh Şevket’se, Sabahattin Ali’yse... eğer, onları kendi durduğun yerden okuyup irdeleyebiliyor musun? Burada.

Peki, “Üçüncü Öyküler”in durduğu bir yer yok muydu? Vardı. İzmit’te duruyordu, İstanbulluyum diyordu.

Çıkarken oysa farklılık peşindeydi “Üçüncü Öyküler”. Nereden biliyorum? Derginin ilk dört sayısında Kadir Yüksel’leydim. Adından sayfalarına, kapağından dosya konularına kadar neyin nasıl yapılacağını birlikte düşündük, kararlaştırdık. Kadir Yüksel, farklılığı benim kadar düşünmemiş olabilir. Ama ortak niyetimiz şuydu: “Üçüncü Öyküler”i bir referans dergisi yapmak.

Bu oldu mu? Hayır.

4. sayı “Orhan Kemal”e ayrıldı. Yazımı götürdüm. Gelen yazıları gösterdi Kadir Yüksel. Birini “boş” bulmuş, yayımlamayacakmış. Rica edilmiş bir yazıydı. Kadir Yüksel’e yayımlamamakla yanlış yapacağını söyledim. Ayrıldım. Ardımdan bir telefon. Mesele yine o “boş” yazı sanıyorum, meğer benim yazımmış. Dediklerini unutamam: “Hocam, ben bu yazının arkasında duramam.” Lafa bak! Benim yazımın arkasında neden Kadir Yüksel’in durması gereksin? “Yazılar yazarlarını bağlar.” diye bir not düşerek kendini kurtarmasını söylüyorum. O da bana bazı yerleri çıkarmamı öneriyor. Anlaşamıyoruz ama, Kadir Yüksel’in makul bir yol bulacağını umuyorum yine de.

Yanılmışım. Yazım yayımlanmadı. Ben de dergiden koptum. Ne Refik Halit için ne de sonraki dosyalar için yazı verdim. Öyleyken adım Danışma Kurulu’nda altıncı, yedinci sayıya kadar yer aldı. Bu da bir başka firaktır.

Söz konusu yazının adı şu: “Orhan Kemal’in Hikâyelerinde ‘Sakıncalı’ Sözcükler”. Harf devrimine, dil solculuğuna, öz Türkçeciliğe dokunan yerler var yazıda. Orhan Kemal’inse bu tür yanlış solculukla ilgisi yok, bunlar söylenip örnekleniyor. Yazının asıl amacı bu. 

Bu bugüne kadar söylenmiş bir şey değil galiba. Değil ama egemen edebiyat anlayışına da karşı. Orhan Kemal’e merkez’den bakmıyor. Bakışı sivil. Ya da şöyle: Merkez’in “öteki” saydığı bakış bu.

Kadir Yüksel’in sıkıntısı burada işte. Yoksa yazıda bulduğu maddi hata yok. Söylediklerime itirazı da yok. Var idiyse bu yazı sonradan yayımlandı,[1] eleştirisini yapardı. Zaten, bütün dediği, “Arkasında duramam.” oluyor. Öyleyse gayet açık. Göze alamadığı tek şey Kadir Yüksel’in, egemen edebiyat ortamından dışlanmak.

İyi de dışlanmayı göze almak zorunda mıydı? Değildi tabii. Dışlanmışlığa katlanmak zordur. Yürek ister. Sabır ister. İnat ister. Bazen bir ömür ister. Oysa gruba katılıp “bizim çocuk” olmak kolaydır. Risksizdir. Alkışlıdır. Ödüllere açıktır. Cazip yoldur. Cazibeye kapılmayı da anlarım. Anlarım da bu dosdoğru yapılmalı. Hak yenmeden yapılmalı. 

Kadir Yüksel ne yapıyor? Bana yaptığını unutmuş, öykünün/öykücülerin sorgulanmadığından yakınıyor. Hadi canım! Bu yetmemiş, öykü dergilerini gruplandırırken de -hayrettir- her dergiyi hatırlamış, “Düşler Öyküler”i unutmuş. Atlamış mı yoksa? “Düşler Öyküler” açısı geniş bir dergiydi. Önemi buradadır. Edebiyatı bir bütün olarak görüyor, bölmüyordu. Benim “İhtiyarla Emre” hikâyem -ki Orhan Kemal yazım kadar “sakıncalı”dır- orada çıkmıştır.  

Kadir Yüksel’in mızmızlanmaya hakkı yok. Çünkü tercihi İstanbul’dur onun. Yeter ki İstanbul beğensin. Tek istediği bu. E, İstanbul bu, o da beğenmiyor. Yanlışını işte burada arayacaksın. Durduğun yerden mi konuşuyorsun? Buna bakacaksın. Diyelim tercihinde yanlışın yok. “Merkezdeyim.” diyorsun. O zaman noksanını gidereceksin. Sorarım: “Üçüncü Öyküler”in hangi sayısı noksansızdır? Örneğin “Adam Öykü”yle denktir?  

Çok satılan kitaplara karşı Yaşar Kemal’i arkalamasın, Oğuz Atay’la Bilge Karasu’yu da dertlerine sahip çıkışlarıyla övmesin Kadir Yüksel. Onlar buna muhtaç değil. Bu yolla, “Bakın, nitelikliler gereken ilgiyi görmüyor.” denmiş, “Üçüncü Öyküler”e güya nitelik aktarılmış oluyor ki boşuna çaba.   

Galiba benim dediklerim de boşuna.

Baksanıza, 2003’ün başlarında yeni bir dergi çıkaracakmış Kadir Yüksel. Farklı illerde de ayakları olacakmış derginin. Olur. Taşra “bizim çocuklar”la kaynıyor. Deniyor ki: “‘Üçüncü Öyküler’den çok da farklı olmayacak.” Buyurun! Ya devamı: “Öyküyü tartışan, beğenilenin neden beğenildiğinin, beğenilmeyenin neden beğenilmediğinin bire bir tartışıldığı bir dergi olmasını istiyoruz.”[2] Olur mu dersiniz? Umut var mı?

Demem -hayır- boşuna değil. Dedikodu veya şahsiyat yapmak hiç değil. Madem hafıza unutuyor, zaman fazla geçmeden anlatayım da bari arşiv unutmasın dedim.

 

 


[1] Edebiyat Güncesi, Temmuz-Ağustos 2000, S. 17. s. 52-57; Bilgi, 2001/1, S. 4, s. 37-44.

[2] Alıntılar için bakınız: Bora Erdağı, “Üçüncü Öyküler bitti, sıra dördüncüde, beşincide..”, Akşam-lık, 26 Temmuz 2002, Sayı: 12.

 

Diğerleri

DÜŞMEKLE DOĞMAK ARASINDA Heceöykü, Sayı: 80, Nisan-Mayıs 2017

AHMET HÂŞİM HAKKINDA Hece -Ahmet Hâşim Özel Sayısı- Sayı: 241, Ocak 2017

KAHRAMANLARIM Heceöykü, Sayı: 78, Aralık 2016-Ocak 2017

ARA'YIŞ, SAİT FAİK, GERÇEK, 50 KUŞAĞI, SOL Heceöykü, Sayı: 77, Ekim-Kasım 2016

ERKEĞİN İCAZETİYLE Hece, Sayı: 161, Mayıs 2010

HİKÂYE DE , ÖYKÜ DE Heceöykü, Sayı: 70, Ağustos-Eylül 2015

ŞEHİR İLİŞKİLERİNİN ADAPAZARI ÖZELİNDE KISA TARİHİ Hece [Şehirlerin Dili Özel Sayısı] Sayı: 150-151-152, Haziran-Temmuz-Ağustos 2009

GÜNLÜK VE MAHREM Hece -Günlük Özel Sayısı- Sayı: 222-223-224, Haziran-Temmuz-Ağustos 2015

ÖYKÜDE FİNAL Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

BAŞKAN GELİNCE Hece, Sayı: 219, Mart 2015

YAZARIN YAZARDAN ALDIĞI Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

ÖLÜM KORKUSU VE KAYGISI ETRAFINDA ÖYKÜLERİMİZ, Heceöykü, Sayı: 15, Haziran-Temmuz 2006

"ÜÇÜNCÜ ÖYKÜLER" NE TAŞRA DERGİSİYDİ NE DE NİTELİKLİYDİ Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

BAŞUCUMDAKİLER Heceöykü, Sayı: 66, Aralık 2014-Ocak 2015

PEYAMİ SAFA'NIN DİLİ, ÜSLUBU VE TÜRKÇEYE DAİR DÜŞÜNCELERİ Hece -Bir Tereddüdün Aydını Peyami Safa Özel Sayısı- Sayı: 217, Ocak 2015

MEMLEKET HALLERİ, GEÇİŞKENLİK VE EDEBİYATA YANSIMASI Hece, Sayı: 213, Eylül 2014

HALK HİKÂYELERİ YENİDEN YAZILIR VE YORUMLANIRKEN  Heceöykü, Sayı: 32, Nisan-Mayıs 2009

RÖNESANS DÜŞÜNCESİ  Hece -Batı Medeniyeti Özel Sayısı- Sayı: 210-211-212, Haziran-Temmuz-Ağustos 2014

İLK KİTAP SEVİNCİM İLK KİTABIMDAN DEĞİL  Hece, Sayı: 209, Mayıs 2014

YAZARA BAL ÇALINIP EMEĞİNE EL KONUYOR  Hece, Sayı: 208, Nisan 2014
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net