Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
ÇALIŞTAYDA II 22 Nisan 2015

 

 

“Sakarya ‘Şehir Kimliği’ Çalıştayı”nın ilk başlığını konuşmuştuk, oradan devam ediyoruz.

İlk başlık “şehir kimliği” idi; yani şehrin tarihi, kültürel, sosyal yapısı, simgeleri vb. Şimdi ele alacağımız iki başlık ise “çevre bilinci” ve “mekânsal planlama”. Ancak ikinci ve üçüncü başlıklar altındaki sorularda galiba kaymalar olmuş, düzeltmek şart değil, verildiği sırayla söz edeceğim onlardan.

İkinci bölümün gövde sorusu şu: “Size göre şehrinizin en temel ‘çevre sorunları’ nelerdir ve nasıl çözülebilir?” Üçle sınırlamışlar, benim sıralayışım şöyle:

1. Otoyol ve duble yollar trafiği başta Sapanca Gölü olmak üzere içme suyumuzu tehdit etmekte.

2. Sanayiin bacalısı bacasızı, kirlisi temizi olmaz, hepsi kirlidir, kirletir. OSB’lerde toplanması, filtreler ve başka aparatlarla güya kontrol altına alınması, sorunu yok etmez, gizler. Gizlilik de yeni sorunlar üretir.

3. En sonunda gideceğimiz yer, toprak. Kara toprak. Bu inanç unutuldu. Unutulduğu içindir ki kontrolden çıktı dünya. Toprak vicdan değil artık. Toprak, kalp idi de; karar anlarımızda –hadis-i şerife uyar- kalbimize danışır, problemimizi onunla aşardık. Toprağa güvenirdik. Bugün okul bahçeleri bile beton, kara asfalt. Kürenin nefes alanları örtülmüş. İki taraftan risk altındayız: a) Ruhsuzluğumuz her gün biraz daha artıyor, b) Birikmiş enerjisini atmak istediğinde bir gün arz, mendil kadarcık bile açık toprak kalmadığından şehri kırıp dökerek, altüst ederek boşaltacak karnındaki şişi. 1999’un 17 Ağustos’unda böyle olmadı mı? Depremler eski depremler gibi değilse bundan. Toprağı güvenilir olmaktan biz çıkardık.

Evet, bana göre, çevre sorunları böyle. Ama bizim çevre sorunumuz yok ki sadece. Eğitim sorunumuz var. Yargı, yönetim, enerji, güvenlik, enflasyon, işsizlik sorunlarımız var. Var da var. Sorunlar birbirleriyle iç içe. Biri sorunlu iken diğerleri ak pak olmaz. Nasıl ki bir ülkenin ne kadar futbolu varsa romanı da o kadardır –Fethi Naci’ye rahmet olsun! Yani sorunlar bir bir ele alınmaz, alınamaz; benzerler birleştirilir, hepsi için ortak bir çözüm/çare düşünülür. Bulunur. Çözüm sahiden isteniyorsa eğer.

Büyük başlıklı sorular dokuz taneydi; sıra beşincide, o da şöyle: “Şehrinizle ilgili ‘kentsel gelişim ve dönüşüm’ politikaları hakkındaki tespitleriniz, teklifleriniz nelerdir?”

“Kentsel gelişim ve dönüşüm” Ankara’nın istediği gibi olacak. Yerel yönetimlerin inisiyatif almaları zor. “Büyükşehir” statüsü verilen yerlerde ise alt belediyeler otomatik olarak “büyükşehir başkanı”na bağlandıklarından inisiyatif onlar için adeta imkânsız. Ankara’nın buralarda tek muhatabı “büyükşehir belediye başkanları” artık. Ancak büyükşehir yöneticileri “kentsel gelişim ve dönüşüm” sürecini şehir sakinleriyle Ankara adına görüşüp razılıklarını ala ala işletebilirler. Nitekim şehrimizin 1994-2009 dönemi ile 2009 ve sonrası, yöneticilerinin partileri aynı olduğu halde uygulama iyileşmiştir. Gerçi “kentsel gelişim ve dönüşüm” pek çok şehirde mahalleleri dönüştürmeyi hedefler; bizde ise sokak veya meydan çalışması gibi belediye rutinleri öne çıkar. İşte bunlarda bile mevcut yönetimin tercihi sokak, meydan veya bölge sakinleriyle görüşmek olmuştur. Zannım o ki tarifine uygun “kentsel gelişim ve dönüşüm” gündeme geldiğinde de uygulama  –yönetim değişmedikçe- Orhan Cami ve Gar vb meydan ve sokakların iyileştirilmesindeki gibi olacaktır.  Oysa sakinleri, sadece sakinleri ilgilendiren konular, yöneticilerin bilinç ve alt bilinçlerine bırakılmamalı, yöneticiye rağmen de yürür bir sisteme bağlanmalıdır. Bunun da çaresi merkezle yerel, yerelle sakinler arasındaki demokratik işleyiştir. Yani katılımcılık. Kontrol. En önemlisi de şu: “kentsel gelişim ve dönüşüm” şehrin prim yapmış alanlarına el koyup oraları sakinlerden almak, belirlenmiş isimlere vermek, mülkiyet transferine aracılık etmek olmamalıdır. Deprem gibi felaketleri karşılamak, gecekondulaşma gibi gelişigüzellikleri engellemek için yapılmalıdır.

Altıncı soru “Şehrinizin güçlü-zayıf yönleri ile fırsatlar-tehditler (GZFT) analizini yapar mısınız?” idi, üçer tane isteniyor yine, şunları söyledim:

Güçlü Yönler

 1. Metropole yakınlığı,

 2. Hem tarımın, hem sanayiin hem de turizmin gelişmesine açıklığı,

 3. Beypazarı, Taraklı, Pamukova’yla birlikte Osmanlı Havzası’nı oluşturması –ki projelendirildiği takdirde büyük bir tarihin başlangıcı coğrafya üzerinden somutlanmış olacaktır.

 Zayıf Yönler

 1. Toprağının gevşekliği,

2.  Kültürler arası ilişkilerin zayıflığı, aradaki mesafenin güven gerekçesiyle bugün de korunması.

3. Toprağının gevşekliği, ağaç, çırpı, saman olan malzemesinin ömürsüzlüğü, bu nedenle han, hamam, köprü gibi kalıcı yapıları olmaması, bunun da toprağın yanı sıra yapılaşmaya ve tarihe güveni engellemesi.

Anlaşıldı, bir yazı daha sürecek bu.

Diğerleri

ÇAVDAR UNUNDAN BAKLAVA 2 Aralık 2017

YENİ BİR HIRSIZLIK 22 Mart 2017

ŞÛRA ÜSTÜNE 12 Mart 2017

PERŞEMBELER 2 Ocak 2017

SERTİFİKA 2 Ekim 2016

BİZİ AYAKTA TUTAN 22 Temmuz 2016

AYAĞINIZ YERDEN KESİLMEK ÜZEREYKEN 02 Temmuz 2016

PERDE GAZELİ 02 Mayıs 2016

ENGİN 22 Eylül 2015

EYLÜL GELDİ Mİ 2 Eylül 2015

AYIN İLK PERŞEMBESİ 22 Ağustos 2015

KÜREYLE BULUŞMAK 12 Ağustos 2015

AVM VE AGORA 2 Ağustos 2015

MADEM DOĞRU KONUŞULACAK 22 Temmuz 2015

ON GÜN 2 Haziran 2015

ÇALIŞTAYDA III 12 Mayıs 2015

ÇALIŞTAYDA II 22 Nisan 2015

ÇALIŞTAYDA 12 Nisan 2015

KÜTÜPHANE VESİLESİ İLE 2 Nisan 2015

ŞEHİR KİMLİĞİ ÇALIŞTAYI 22 Mart 2015
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net