Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
HALDUN TANER VE "KEŞANLI ALİ DESTANI" .tr dergisi, Sayı: 1, Mart-Nisan 2015

 

Haldun Taner (İstanbul, 16 Mart 1915-İstanbul, 7 Mayıs 1986) öykü ve oyun yazarı. Zaman zaman biri diğerinin önüne geçse de Taner ikisini de hiç bırakmadan sürdürür. Dahası kimi oyunları: mesela Dışardakiler, Fazilet Eczanesi, Ayışığında Şamata… kimi öykülerinin adeta adlarına kadar tıpatıpıdır. Öyküleri de diyalog ve sahne zenginliği, cinaslı, deyimli İstanbul ağzı hele ki ironisi ile sanki seyre gelir bir Haldun Taner oyunu gibidir.

İlk öyküsü 1944 yılında “nâmı müstearla” yayımladığı “Töhmet”tir. İlk öykü kitabı da Yaşasın Demokrasi olup 1949 tarihini taşır. İlk oyunu Günün Adamı’nı da 1949’da yazar Taner, dört yıl çekmecede saklar, oyun 1953 yılında İstanbul Şehir Tiyatrolarında prova edilirken “devrin büyüklerine çatıyor” gerekçesiyle valilikçe kaldırılır, ancak 1961-62 tiyatro yılında Ulvi Uraz-Site Tiyatrosunda sahne ışıklarına kavuşabilir.

Haldun Taner tiyatrosu, farklılığı hedefler, tekrarın kolaycılığına kaçmaz. Bu yüzden üç döneme ayırmak ve her birini ayrı başlıkla adlandırmak gerekir.

İlk dönem 1949-1962 yılları arasında yazılıp sahnelenen altı oyundan oluşur: Günün Adamı (1949), Dışardakiler (1956), Ve Değirmen Dönerdi (1957), Fazilet Eczanesi (1959), Lütfen Dokunmayın (1960), Huzur Çıkmazı (1961). Hepsi de “kapalı biçim” diye tanımlanan Aristocu dramatik tiyatroya girer. İllüzyonisttirler. Yani seyirci dört duvarlı bir dünya içinde olup bitene gerçekten yaşanmaktaymış gibi bakar. Oyuncu da böyle oynar. Oysa bir duvarı yoktur o dünyanın; fakat her iki taraf da bunu bilmezlikten gelir.

Sonra yazılanlar “açık oyun”dur. Aristocu dramatik tiyatroyla taban tabanadır. Anti-illüzyonisttir. Hiç duvarsızdır. …miş gibilik yapmaz. Bunu sağlamak için de çeşitli efektlerle seyirci uyarılır, uyanık tutulur. Kısaca, illüzyonun yerini gösterme alır –ki göz bağı demektir illüzyon, yeni Türkçe ile “yanılsama”.

İlk “açık oyun” işaretlerini Lütfen Dokunmayın’la verir Haldun Taner. 1962 yılında da Bu Şehr-i Stanbul ki ile bunu kabare tiyatrosuna aktarır. Kabare Tiyatrosu gayet aktüel konuları ele alan; şehvetle iğneleyen, yeren, taşlayan; monolog, şarkı ve şiirlerin yer aldığı peş peşe skeçlerden oluşan bir tiyatrodur. 1977 yılına kadar geçiş dönemi yaşar, kabare olmayanla yan yanadır.

İkinci dönem 1962-1977 yılları arasında yazılıp sahnelenen yine altı oyun içerir: Keşanlı Ali Destanı (1962), Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (1964), Eşeğin Gölgesi (1964), Zilli Zarife (1965), Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1969), Ayışığında Şamata (1977). Bunlar, kabare olmayanlar.

Üçüncü dönemi 1977’de karar bulan Kabare Tiyatrosu oluşturur. Oyunlar sırasıyla şunlar: Bu Şehr-i Stanbul ki (1962), Vatan Kurtaran Şaban (1967), Bu Şehr-i Stanbul ki II (1968), Astronot Niyazi (1970), Ha Bu Diyar (1971), Dün Bugün (1972), Aşk u Sevda, Dev Aynası, Yâr Bana Bir Eğlence (1973), Haneler (1974). Sonrakiler: Çıktık Açık Alınla, Yalan Dünya (1977), Hayırdır İnşallah (1979), Kapılar (1980).

Keşanlı Ali Destanı’nın gerek Haldun Taner gerek Türk tiyatrosunda apayrı yeri vardır.

Şöyle ki Galatasaray Lisesinden sonra gittiği Avrupa’ya 1954 yılında tekrar gider Haldun Taner. Bu gidişi iktisat ve siyaset değil tiyatro içindir bu kez. Max Reinhardt’ın Tiyatro Enstitüsünde okur, Viyana tiyatrolarında reji asistanlığı yapar, kaldığı iki yıl içinde 720’den fazla oyun izler, hemen her gününü sabah provalarda, öğleden sonra ve akşamları da oyunlarda geçirir. Brecht’le ve epik tiyatroyla tanışır. Ancak Brecht’ten alınanlar hemen uygulanmaz: Lütfen Dokunmayın’la Bu Şehr-i Stanbul ki’de denenir önce. Keşanlı Ali Destanı işte bu süreçte olgunlaşıp pişer. 1963-64 tiyatro yılında Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nca oynanır, İzlem Yayınevi’nce kitaplaştırılır, ayrıca İngilizceye ve Almancaya çevrilir, 1965’te de Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğinde filme alınır. O gün bugün de çeşitli truplarca kısa aralıklarla hep oynanır ve başlangıçtaki ilgiyi hiç eksilmeksizin görür.

Keşanlı Ali Destanı iki bölümde on beş tablodan oluşan müzikli bir oyundur. Haldun Taner tiyatrosunun bütün özelliklerini taşır. Bir yanıyla Brecht’tir, epik’tir bu tiyatro, ama daha büyük yanıyla da geleneksel Türk halk tiyatrosundan beslenir. Taner Brecht’ten yabancılaştırma efektlerini alır daha çok. Sözgelimi Brecht’te sahne ile seyirci arasına efekt olarak giren, oyunu açıp kapatan Anlatıcı’ya Taner’de de rastlanır. Taner’in kişileri de Brecht’inkiler gibi toplumsal kimlikleriyle yer alırlar oyunda; ancak Brecht’inkiler kadar keskin ve kalın çizgili değildirler. Örneğin aralarında Brecht’in Arturo Ui’si gibi biri yoktur. Keşanlı Ali Destanı’nın şişirilmiş kahramanı Ali, şişirilmiş bir başka kahramana, örneğin Hitler’e ne kadar uğraşırsak uğraşalım yaklaştırılamaz. Şu da altı çizilerek söylenmeli: Brecht tiyatrosu politiktir, toplumcudur.

Haldun Taner ise –bir vefa duygusuyla adeta- halk tiyatrosundan yanadır, o tiyatro da güldürür. Haldun Taner Brecht’ten bizim Karagöz, Ortaoyunu ve Meddah’la uyuşabilir olanları alır zaten, inatçıları da geleneksel temaşa ile uyuşturur. Sonracığıma, Brecht düşündürür, aydına seslenir. Dille de pek oynamaz; dili, kelimeleri yabancılaştırma efekti olarak bile bile bozduğu olur, ama bunu ciddi ciddi yapar. Güldürmez. Zaten her yaptığı toplumculuk adınadır. Oysa politika hele ki toplumculuk Haldun Taner’de hiç yoktur. Oyunları topluma açılmaz değil, hem de iyi açılır, bu anlamda toplumsaldır, ama sınırı eleştiridir, orada durur. Dünyanın yeniden kurulabilirliğini söylemez mesela.

Keşanlı Ali Destanı bir parodi olup Sineklidağ gecekondularında yükselen bir efsane üzerinden kahramanlık mitosunu ele alır. Ancak gecekondulaşma, merkezle kenar arasındaki uçurum, göstermelik demokrasi, Sineklidağ’a “masallardaki kadar ırak” şehir ve devlet ve hantal bürokrasi gibi konular da mitosun yanı sıradır.

Destancı Hidayet’le başlar oyun: “Morgöl gömlek giyerdi / Gümüş köstek takardı / Hafif şehla bakardı / Yaktı mı kalpten yakardı”.  Hemen peşinden Şerifeabla Ortaoyunu’ndaki Pîşekâr gibi gelir oyunu takdim eder: “Hoş dostum diye başlayım söze / Hoş olsun beyler kıssamız size // (…) // Gel gör bakalım neymiş bu destan / On beş fasılda edelim beyan”. Koroyu temsil eden beş kişi mesleklerinin aksesuarları boyacı sandığı, istidacı daktilosu, bileyici tekerleği, hamal semeri ile sahnededirler, kendi takdimlerini kendileri yapar, üzerlerinde çapaçulları ve döküntüleriyle diğer Sineklidağlılar da gelir koroya katılır, 1’inci tabloya kadar da Ortaoyunu’nun curcuna’sını hatırlatarak sahnede kalırlar. Oyun13’üncü tabloda Derviş’in “Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine…”si ile biter, Manyak Cafer’in gelişi ile bitmeyip sürer, esas bitiş ise iki tablo sonra Cafer’in vuruluşu, Ali’nin efsaneyi rivayet olmaktan çıkarıp gerçekleştirmesi ve koronun “kıssadan hisse”yi seslendirmesi ile olur. Her iki bitiş de geleneğe uygundur.

Türk halk tiyatrosundaki kişiler çok dilli, çok etnisiteli imparatorluğun insanlarıdır, ayrıca zenne, marazî, kabadayı, eğlenceci gibi tiplerdir. Karagöz perdesine gelişleri, Ortaoyunu’na çıkışları da şarkıyla olur. Şarkı, türkü Keşanlı Ali Destanı’nda da bol, kişiler de sanki dönemlerinden insan manzaraları ölçüsünde çeşitlidir. Sözgelimi Bülent Tarçınizade’yi, Ahsen züppe’yi, Manyak Cafer Tuzsuz Deli Bekir’i çağrıştırır. Anlaşamamaları, yanılmaları, müşkülde kalmaları ile komedi sağlanır. Taner komedide kendi tiyatromuzun dil ve üslubundan da bolca yararlanır. Günlük hayat esprileri, çarpıtılmış deyimler, halk söyleyişleri, kafiyeli cümleler akla ilk gelenler. Kâmile Daltaban’la Dürdane Daltaban’ın vücut anormallikleri de tersinleme ile vurgulanır. Cinas, tevriye, tezat, ironi Taner’in sık kullandığı dil ve kelime oyunlarındandır.

Özetle Keşanlı Ali Destanı, Haldun Taner’in karşı Aristocu, anti-illüzyonist, yani “açık biçim”de ilk ama dört dörtlük oyunudur. Haldun Taner özelinde böyle olduğu gibi Türk tiyatrosu genelinde de böyledir: Kendisinden aldığım bir sıralamaya uyarak derim ki: Keşanlı Ali Destanı, Şinasi, Ahmet Vefik Paşa, Ahmet Kutsi Tecer ve Musahipzade Celal çizgisindeki bir tiyatroyu –ki hepsi de Türk halk tiyatrosunu gözetmiş isimlerdir- Brecht’in epik tiyatrosuyla buluşturur, tiyatromuzun başeseridir.

Diğerleri

İYİ Kİ OYNAMAMIŞIZ! Karabatak, Sayı: 30, Ocak-Şubat 2017

ŞEHİR VE ÖLÇÜ* 23 Kasım 2017

YAYIMLANMAYAN RÖPORTAJ Karabatak, Sayı: 29, Kasım-Aralık 2016

KONUŞACAKSAK EĞER Karabatak, Sayı: 28, Eylül-Ekim 2016

BAZI İNSANLAR BAZI KELİMELERDEKİ Karabatak Sayı: 26, Mayıs-Haziran 2016

SANAT, MİMAR, MEMUR Karabatak Sayı: 25, Mart-Nisan 2016

DÜZGÜN İŞ YAPAMAYIŞIMIZ Karabatak, Sayı: 24, Ocak-Şubat 2016

ŞEHRİN TAŞLARI Karabatak, Sayı: 23, Kasım-Aralık 2015

RESMİ BIRAKIRIM Karabatak, Sayı: 22, Eylül-Ekim 2015

ADSIZ LALELER Karabatak, Sayı: 21, Temmuz-Ağustos 2015

17 AĞUSTOS'UN İLK YILDÖNÜMÜ VE SİVİLLİK Bilgi, Sayı: 3, 2000/2

HALDUN TANER'İ HATIRLAMAK Yeni Şafak Kitap, 13 Temmuz 2015, Sayı: 100

CÜMLE, BAĞLAM, ÖZDEYİŞ Karabatak, Sayı:20, Mayıs-Haziran 2015

SADE TÜRKÇE KARŞISINDA ÖZ TÜRKÇECİLER Karabatak, Sayı: 19, Mart-Nisan 2015

HALDUN TANER VE "KEŞANLI ALİ DESTANI" .tr dergisi, Sayı: 1, Mart-Nisan 2015

MÜNAZARALARLA GELİNEN Karabatak, Sayı: 18, Ocak-Şubat 2015

HALK VE MODERNLER Son Yeni Biçem, Sayı: 51, Temmuz 1997

ORHAN KEMAL: SADE DİLİN USTASI  Kitap Zamanı, Sayı: 104, 1 Eylül 2014

SANAYİ, FUTBOL VE SÜS BİBERİ EDEBİYAT  Düşler Öyküler, 1997

"CER HOCASI" VE FATİH'İN FOTOĞRAFI  E, Sayı: 7, Ekim 1999
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net