Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
ON GÜN 2 Haziran 2015

 

 

Mayıs’ın son on günü pek güzel, pek hoş geçti. Biri İstanbul’dan, diğeri Eskişehir’den iki davet aldık, Neclâ’yla gittik, havamız değişti.

Eyüp Belediyesi 19-23 Mayıs arasında “I. Haliç Genç Edebiyat Günleri”ni gerçekleştirdi. Etkinlik alanları Caferpaşa Kültür Merkezi, okullar, sokak ve meydan olarak belirlenmiş, ilgili, gerçekten ilgili ve meraklı bir gençlik vardı her gününde de.

İlk gün saat 14:00’te başlamış program; onur konuğu Atasoy Müftüoğlu; ağırlık hâliyle protokol konuşmalarında imiş. Onlar da pek uzun tutulmadığından hane sahipleri memnun, hane misafirleri memnun ayrılmışlaar. Günün rutin dışı tek hareketi genç edebiyatçıların takdimi olmuş.

Akla ilk gelen dört edebî türü seçmiş Kültür ve Sosyal İşler Müdürü İrfan Çalışan ve ona yakınından danışmanlık yapanlar. İkisini biliyorum –şair: Ahmet Kot’la Adnan Özer. Sonraki dört günün her biri bir türe ayrılmış, sırasıyla şöyle: öykü, şiir, deneme, roman. İlk kitaplarını son bir iki yıl içinde çıkarmış üçer genç yazı adamı seçmişler her türden, birer de usta;  Eyüp’ün üç lisesinden edebiyata ilgili, hatta ilk şiirlerini, ilk öykülerini yazmış, bunları kendi dergileri “Telve”de görücüye çıkarmış çoğu kız genç genç kıymetler önünde ve elbette moderatör rehberliğinde ustalarla gençler konuştu(ruldu)lar.

Sabah programları böyleydi. Konuşmalar türün ustası ile türün üç genci arasındaydı. Ustalar Haliç’e karşı kahveyle yorgunluk atarlarken genç yazarlar liselilerle buluşmak üzre okullarına gidiyor, belediyece alınıp öğrencilere önceden dağıtılan kitaplarıyla ilgili soruları cevaplıyorlardı. Her gencin kitabından 200 adet almış belediye, yarısını bu yılın seçilen üç lisesine dağıtmış. Kalan 100’er kitap mı? Belediye onların da yetişkinlere dağıtılmasını istemiş; genç yazarlar da onları okul dönüşü sokakta, meydanda rastladıkları Eyüplülerden istekli olanlara imzalayıp imzalayıp veri verivermişler. Nerden baksanız üç değil dört, hatta beş kuşak arasında kurulmuş bir usta-çırak ilişkisi. Ya da şöyle: Gayet şenlikli, gayet hoş bir atölye çalışması.

Öykü buluşması 20 Mayıs’taydı. Gençler Bünyamin Demirci, Mukadder Gemici ve Doğukan İşler. Yaşını başını almış da ben. Moderatörümüz A. Ali Ural. Çok gerekli, açılmaya çok elverişli soruları oldu Ural’ın. Ayrıca yaşadıklarımı, öğrendiklerimi hiç eksiksiz anlatmam için de beni rahat bıraktı, ben de anlattım da anlattım. Öyküye nasıl karar verdiğimi, bir öykünün bende nasıl doğduğunu, öykü çizgimi… Sonra öykü ile hikâye arasında fark olup olmadığını, bir yaşantının anı değil de öykü olması için ne yapmak gerektiğini, öyküde olup romanda olmayanı ve elbette üç gencin öyküleri için neler diyeceğimi…

Mukadder Gemici, “Hece”den bildiğim bir isim. Öğretmenmiş galiba, izin alamadığı için gelemediği söylendi. Dili de, yapıyı da pek zorlamayan, bütün hünerini verili olanda kalarak gösteren, fakat hikâyeyi çabuk gören bir öykücü. Diğer iki genç verili dille yetinmiyor. Aralarındaki fark galiba şu: Doğukan İşler verili dilin dışına verili dili bırakmadan çıkıyor. Hem öyle gibi hem öyle değil gibi. Çok ironik, çok dalgacı bir de anlatımı var İşler’in; diyeceğim günlük lisanı da şaşırtmacalı, öykü dili de. Bünyamin Demirci dilin dışında dil kuruyor. İmgeler, soyutlamalar, dolayısıyla yer yer içine kapanmış bir çokanlamlılık, yolunu yitirmiş bir ucu açıklık belirliyor öyküsünü. Yoksa şiire yakınlığıyla mı anlatılmalı öyküsü Demirci’nin? Belki çağdaş mistisizm.

Diğer günlerin ustaları şiirde Turan Koç, denemede Sadık Yalsızuçanlar, romanda Sevinç Çokum. Gençler de şiirde Dursun Güzel, Muzaffer Serkan Aydın, Meryem Kılıç; denemede  Ömer Yalçınova, Rahşan Tekşen, Ahmet Bozkurt; romanda Alper Çeker, Deniz Zengin, Emre Ergi. Gittikleri okullar Eyüp İmam Hatip Lisesi ile Ali Rıza Özderici Lisesi.

Genç Edebiyat Günleri’nin ilki güzeldi, ikincisi, üçüncüsü daha güzel olur dilerim.

 Eskişehir’e gelince… Bir tarihte Öğretmen Okulları, Eğitim Enstitüleri ve Yüksek Öğretmen okulları vardı. İki, üç ve dört yıllık okullardı. İlk ve orta okullara ve liselere öğretmen yetiştiriyorlardı. İlkle ortaya öğretmen olacaklar eğitimlerini kendi okullarında görüyor, liseye öğretmen olacaklar ise fakülte öğreniminin yanı sıra akşamları da Yüksek Öğretmen Okulu’nda meslek dersleri görüyorlardı –nasıl diyeyim: bugünkü formasyon programlarının sahicisi. Nasıl olmasın! Bu okulların öğrencilerinin hemen hepsi yatılı öğrenci. Sayın ki Milli Eğitim’den burs alıyorlar, üstelik de adeta karşılıksız. Mezun oldunuz mu işiniz, okulunuz hazır.

Bu okulların en meşhurları Çapa’dır. Nedeni de şu: Üç okulun üçü  aynı bahçe içinde olup yemekhane ortak, kantin ortak, kütüphane ortak, yatakhane de kız, erkek diye ortak. Bu ortak yaşamın getirdiği müthiş bir dayanışma oluşmuş aralarında. Hele ki Yüksek Öğretmenliler arasında bu daha belirgin -dört yıllık beraberliğin sonucu olmalı.

Yüksek Öğretmenliler iki üç ayda bir genellikle İstanbul’da, Ankara’da bir restoranda buluşup geçmiş günleri yad ediyor hasret gideriyorlar. Bu sefer Eskişehir’de buluşmak istemişler, çok güzel bir gerekçeyle hem de. Şair Eray Canberk “5’inci Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşması”nın onur konuğu seçilmiş, ödül verilecekmiş, arkadaşları da Eray Canberk’le beraber olmak istemişler.

Arkadaşları mı? Ben şairi “Yansıma”dan tanırım, benimki dergi arkadaşlığı. Ama Eray Canberk Yüksek Öğretmenli, Neclâ da öyle. Zaman zaman katıldık aralarına, ama bu seferki sırf Eray içindi. Pardon, düzeltirim! Neclâ “Beşli Grup” diye bilinen bir yakın arkadaşlığın içindenmiş, bunu söylemişti, dahası arkadaşlarını görmeden görmüş kadar da olmuştum anlattıklarından. Katıldığımız yemeklerde defalarca teyit edildi bu. Fakat ilginçtir, araya mesafeler girdiği, gaileler artığı için olacak, gruptakiler yüz yüze şu yarım asırda birer, hadi diyelim ikişer kere gelmişlerdir ancak. Eskişehir’le şeytanın bacağı kırıldı nihayet. Eskişehir’de Emel vardı, Emel Erdoğan. Eskişehir o kadar yakın, onunla bile fakülte sonrası üç kez görüşüldü, şimdikiyle dört oldu. Bandırma’da Peyman vardı, Peyman Kırımlıgil. Eskişehir’e o da geldi. İki arkadaşın ikinci görüşmeleri bu. “5’li Grup”un diğer iki ismine 70’li yıllarda Neclâ’nın isteği üzerine Ereğli’de, İzmir’de ziyaretlerine gittik, arkasını getirmediler. Emel’le Peyman da görüşüyor sayılmazlarmış. Keyifleri bilir! Arkasını getirselerdi Emel’in Porsuk’a bakan evinin tadını çıkarırlardı üç arkadaşlarıyla.

Bir de tebrik ve teşekkür..

Behçet Sabit Erduran 1915 Mart ve Mayıs arası Çanakkale’de bulunmuş bir doktor. 18 Mart deniz, 25 Nisan kara harekâtını görmüş, gördüklerini de o hengâmede kaleme almış. Notların ilginç bir macerası var: Sonunda sahafla buluşur. Tamay Açıkel’i bilir misiniz? Resim yapar, fotoğraf çeker, Arzu Açıkel hayat arkadaşıdır. Sahaftan Tamay Hanım’ın eline geçer doktorun notları. Nasıl geçer? Tamay Hanım’ın babası tarih öğretmenidir, sahafta görüp satın alır notları, yıllar yılı bekletir dolapta; Çanakkale’nin 100’üncü yılında “1915 Baharında Çanakkale” adıyla baskıya hazırlar Tamay Hanım, ona nasip olur, İş Bankası da yayımlar.

Tarihe meraklıysanız sıcağı sıcağına tutulmuş bu notları seveceksiniz.

Elinize sağlık Tamay Açıkel. 

Diğerleri

ÇAVDAR UNUNDAN BAKLAVA 2 Aralık 2017

YENİ BİR HIRSIZLIK 22 Mart 2017

ŞÛRA ÜSTÜNE 12 Mart 2017

PERŞEMBELER 2 Ocak 2017

SERTİFİKA 2 Ekim 2016

BİZİ AYAKTA TUTAN 22 Temmuz 2016

AYAĞINIZ YERDEN KESİLMEK ÜZEREYKEN 02 Temmuz 2016

PERDE GAZELİ 02 Mayıs 2016

ENGİN 22 Eylül 2015

EYLÜL GELDİ Mİ 2 Eylül 2015

AYIN İLK PERŞEMBESİ 22 Ağustos 2015

KÜREYLE BULUŞMAK 12 Ağustos 2015

AVM VE AGORA 2 Ağustos 2015

MADEM DOĞRU KONUŞULACAK 22 Temmuz 2015

ON GÜN 2 Haziran 2015

ÇALIŞTAYDA III 12 Mayıs 2015

ÇALIŞTAYDA II 22 Nisan 2015

ÇALIŞTAYDA 12 Nisan 2015

KÜTÜPHANE VESİLESİ İLE 2 Nisan 2015

ŞEHİR KİMLİĞİ ÇALIŞTAYI 22 Mart 2015
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net