Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
OYBİRLİĞİYLE Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

 

 

– Belediye Meclisimizin Temmuz ayı olağan toplantısını açıyorum arkadaşlar. Açma diyen var mı? Yok. Oybirliğiyle açılmasına…

– Başkanım…

– Haziran ayı toplantı özeti önceden dağıtıldı, usulen okutuyorum… Oku kızım!

– Başkanım, tutanak hatalı.

– Hata yok! Hata yok! İnanmadan konuşuyorsun. Önce inan, sonra konuş! Özetler on gündür elinizde, hata olaydı şimdiye gelirdin.

– Şimdi gördüm. Çarşı içindeki lokantaların Çeşmeli’ye taşınmaları kararı alınmadı ki geçen ay.

– Dakka bir, itiraz bir. Geçimsiz muhalif!

– Sehvendir, sehvendir!

– Bunun sehveni mi olurmuş! Neye karar verildiyse o yazılmalı.

– Ne konuşuldu geçen ay? Lokantalar konuşulmadı mı? Peki, tutanakta lokantacılar değil de mobilyacılar mı yazılmış? Oku kızım! Gördünüz mü, ne konuştuysak o yazılı işte.

– Önemli değil, önemli değil! Hem mobilyacılar şehir dışında zaten.

– Öyle, şehir dışında. Ne konuşulduysa öyle.

– Arkadaşımız itirazında haklı, tutanakta taşınmaları yazıyor.

– O konuşulduysa o yazılmıştır. Oku kızım! Gördünüz mü taşınmaları yazıyor.

– Mobilyacılar zaten kendi sanayilerinde hanidir. Taşınmadılar mı? Taşındılar.

– Ana muhalefet her zamanki gibi geç kalmış. Şimdi görmüşler taşınıp taşınmadıklarını.

– Başkanım, görülen şu ki, konu yeterince tartışılmış, taraflar uyuşmuş, siz de böyle düşünüyorsanız eğer gündemin ikinci maddesine geçelim. 

– Kamera kayıtlarını görmek istiyorum.

– Evet, kameramana söyleyelim getirsin.

– Oku kızım! Sen oku! Bakma bunlara! Görüyorsunuz, kimselere veremeyeceğim hesabım yok benim!

– Evet, yok! Veremeyeceğimiz hesabımız yok bizim!

– Tutanakları kamera görüntüleriyle karşılaştıralım, biz de görelim öyleyse.

– N’öyle ikiniz birden konuşuyorsunuz? Ses çiftleşince haklı mı çıkılıyor?

– Okuyayım Sayın Başkanım?

– Okuma kızım okuma! Hele bir karar versinler: Lokantacılar mı, mobilyacılar mı?

– Çarşı içindeki lokantaların Çeşmeli’ye taşınmaları kararı diye yazmışız Sayın Başkan’ım. İşte. Okuyayım mı?

– Yazmışız değil kızım, yazmışız değil! Konu meclisimizde konuşuldu, tartışıldı, kameraya alındı, siz personel de konuşmaları yazıya döktünüz. Onlar ne söylediyse burada o yazıyor.

– Aynen öyle! Aynen Başkan’ımın dediği gibi.

– Öyle değil işte! Tutanaklarla kamera kayıtlarını onun için karşılaştıralım diyoruz.

– Talep ediyoruz. Talebimiz, kimin haklı olduğu anlaşılsın diye.

– Ha şöyle birer birer konuşun! Birlikte konuştuğunuzda kendinizi unutuyorsunuz.

–  Oysa unutulacak şey var, unutulmayacak şey var, değil mi Başkan’ım?

– Öyle, yerinde ve zamanında.

– Hatırlanacak zaman var, hatırlanmayacak zaman var.

– İnsan hatırlar, hiç unutmaz! Ama bildiğini zamanında hatırlatmalı.

– Hatırlatmalı ki hatırlatmalı! Hem de aynen.

– Mesele anlaşıldı Başkan’ım: Zamanında. İkinci maddeye geçelim.

– Anlaşılan bir şey yok. İkinci maddeye nasıl geçersiniz? Kamera kayıtlarını bekliyoruz.

– Şimdi okuyorum…

– Okuma kızım okuma! Haziran meclisinin kaydı lazım, sen git söyle, bulsunlar, getirsinler.

– Çabuk, çok çabuk. Oyalanmasınlar.

– Gündemin ikinci maddesine geçiyorum arkadaşlar, kayıtlar gelene kadar.

– Geçelim, geçelim! Zaten geçecektik.

– İkinci maddeyle üçüncü maddenin konusu aynı: İki mahallemizin ismini herkes kendi bildiğince söylüyor, bu da internet teknolojisi çağında bizi geri koyuyor arkadaşlar.

– Değiştirelim! Vatandaş değiştiriyor zaten, onun yerine biz son bikez değiştirelim.

– Aramızda yine bildiğimizce konuşuruz ya, devletin bilgisayarı önünde şöyle böyle değil cetvel gibi duralım: tek isim, tek cisim…

– …tek mevsim, tek resim! Cetvel gibi. Aynen cetvel gibi.

– Biz kayıt kuyut altına giremeyiz başkanım.

– Geçen ayın kayıtlarını istiyorsun ama. İstemesini bilen vermesini de bilmeli.

– Kardeşim, hem bunu bilgisayar istiyor. Yamuğu da dosdoğru görecek illa ki.

– İkinci madde “Şeyhtımarı”yla ilgili. Sizin öneriniz nedir başkanım?

– Ben önermem, tavsiyede de bulunmam. Karışmak baskı olur, demokrasiye yakışmaz. Ama “Şeyhtımarı”na “Şeyhtımari”, “Şeyhtimari”, “Şeyhtimarı”… diyenler var

– “Şeyh”leri “şah” yapalım: “Şah–ı damar” mesela. Yahut “Şahtumar”, söylenişi daha kolay.

– Şah şamar, Şah şamar… Bu iyi. Aynen şamar.

– Şah olmaz! Şah olmaz! Şah’a geçit yok.

– Şah olmaz! Şah olmaz! Sonra bizi şahçı sanırlar.

– Arkadaşlar Şeyh yok, Şah yok, Tımar var. Bundan böyle o mahallemizin adı “Tımar” olsun. İtirazı olan var mı? Yok. “Tımar” olmasına oybirliğiyle…

– Başkan’ım üçüncü maddeye geçelim.

– Geldin mi kızım? Söyledin mi? Getirecekler mi?

– Söyledim Başkan’ım. Kulağınızı verin, kulağınıza da diyeceğim var.

– Gelme kızım gelme, deme, laf olur!

– Çok önemli ama.

– Biliyorum ne diyeceğini. Kamera kayıtları kaybolmuş di mi?

– Yok edilmiş Başkan’ım, yok etmişler. Öyle dediler.

– Arkadaşlar, gündemin üçüncü maddesine geçiyorum, ikinci maddeye itirazları kayıtlar geldiğinde görüşürüz.

– Gayet isabet! Gayet isabet!

– Arkadaşlar üçüncü maddede “Ziyahmet” mahallemize makul ve mantıklı bir isim verilmesi isteniyor. Önerileriniz…

 – Başkan’ım bu mahalleyi Ziya ile Ahmet adında iki kardeş kurmuş, “Ziyahmet” o iki kardeşi hatırlatıyor, öyle kalmalı. Tabii siz de uygun bulursanız.

– “Ziâmet” diye de söyleyenler var. “Amet” tamam, Ahmet demek. Ama “zi” n’oluyor? Bu zi’den kuşkuluyum!

– Ya itiraz ya kuşku. Geçimsiz muhalif!

– Babamın asker arkadaşı var Başkan’ım, emlakçilik yapıyor, adı Zîşan.

– Google’a bakalım arkadaşlar: “zî” ne demek? “Zîşan” ne demek?

– Bak kızım bak!

– Zaten bakıyordum Başkan’ım. Okuyorum: “zî” ön ek olup başına geldiği kelimeye “sahip” anlamı katar. “Zîşan”a bakıyorum: şanlı demekmiş. Meşhur bir lalenin adıymış. Peygamber efendimiz için Peygamber–i Zîşan denirmiş. Sonra “zîhayat” var, “zîkıymet” var.

– Başkan’ım mahalle için de uygun bir isim “Zîşan”. “Ziâmet”i kökten değiştirelim.

– Gayet güzel! Gayet münasip!

– Başkanım, şurası da okunmalı mı?

– Ver hele bir, bakayım. “Uniseks” isimlerdendir, kadın için de erkek için de kullanılır.

– İstemem, gayet münasebetsiz bir isim!

– Münasebetsiz olan, Ahmet’in önündeki. “Zî–şan”dan, “zî–hayat”tan, “zî–kıymet”ten çıkarın “zî”leri geriye ne güzel kelimeler kalıyor.

– Kalıyor ya kalıyor: şan, hayat, kıymet… Bir de Ahmet.

– Hanım kızım, o baktığın hazreti neydi…

– Gogıl efendim.

– Hah, o baktığın yerde başka bir şey, uygun bişey yok mu?

– “Ziâmet” var efendim.

– A, bizim “ziâmet”! Ne demekmiş?

– “Zeâmet”e bakın diyor, Bakıyorum:  Osmanlılar devrinde sipahilere verilen en büyük tımar, diyor.

– Bunca yıldır buralıyım, hiç duymadım böyle bir şey.

– Arkadaşlar kaldık yine “Ahmet”e. Ne diyorsunuz uygun mu?

– “Ahmet” argoda da kullanılıyor başkanım. Hangi anlamda diye sormazsınız inşallah!

– Tamam, “zi”den kalanı aynen alır “Amet” yaparız biz de.

– Yapmayın başkanım! Bağışlayın beni, bir de yüksek yüksek okumuşsunuz!

    – “Amet” de var argoda, Ahmet’in bir harf düşmüşü. Ha Ahmet ha Amet!  Fakat ilk hatırlattıkları ne? “Amed”. Bunu yabana atamayız sayın başkan, sayın meclis. Bir harf deyip geçmeyin, “Amed”le aralarındaki fark az buz değil!

– Az buz değil, az buz değil! Ahmet, Amet, Amed; Ahmet, Amet, Amed… 

– a, hay Allah, öyle ya, gerçekten, sahi, hakikat…

– Bunların hiçbiri olmaz Başkan’ım. Bunların her biri diğerine rahmet okutuyor. Hepsini atalım başka bir tane seçelim.

– Ağzına, zihnine sağlık. “Ziâmet” mahallemizin adı arkadaşlar bundan böyle “Rahmet” olsun.

– Olsun, hayhay, münasiptir…

– Hah, geçen ayın kameramanı da geldi!

– CD’ler yok Başkan’ım. Konuşmaları çözdük, CD’leri dolaba kaldırdık, şimdi baktık,  göremedik.

– Canın sağ olsun, yapacak bir şey yok! Belediye Meclisimizin çok kıymetli üyeleri! Kardeşlerim! Eşimi kaybetmiş kadar üzgün ve süzgünüm bugün!  Haziran ayı toplantı kayıtları –maalesef– yel üfürdü su götürdü olmuş! Üfürüp götürenlere lanet olsun! Lanet olsun!

– Lanetlemeye lanetleyelim! Ama oyumuzun haysiyeti var başkan. 

– Oyumuzun arkasındayız!

– Çalınmış işte! Kayıtlar çalınmış! Duymadınız mı?

– Duyduk, duyduk. Lokantaların Çeşmeli’ye taşınmaları kararı alınmadı ki geçen ay. Kararla tutanak uyuşmuyor. Siz de bunu duyunuz!

– Doğruya doğru! Peki şimdi ne olacak? 

– Taşınacaklar, taşınacaklar! Şeriatın kestiği parmak acımaz.

– Fakat dinlemiyorsunuz ki haklarında taşınmamaları kararı var. Arkadaşım iddiasında haklı.

– Arkadaşlar, aranızda konuşmayın. Her şeyin adabı olduğu gibi tartışmanın da adabı var.

– Edep adap şart başkanım. Ona ne şüphe! Sizin bir düşünceniz muhakkaktır. Duymak isteriz.

– Vakti geldiğinde söyleyeceğim sayın meclis üyesi.

– Kamera kayıtları! Kamera kayıtları!

– Şimdi vaktidir: Belediye meclisimizin pek kıymetli üyeleri! Kardeşlerim! Kayıtların yerinde olmadığı mesai arkadaşlarım tarafından tespit edildi. Kayıplar. Çalınmış da olabilir. Elimiz kolumuz bağlandı, ne yapacağımızı bilmiyoruz. Daha doğrusu yapacak bir şey yok. Lokantalar yanlış yaptılar, örfe, adaba uymadılar, Çeşmeli’ye taşınmaları gerekiyor, taşınacaklar. Genel ahlaka orada da uymazlarsa ruhsatları iptal edilecek.  Oylamada taşınmamaları yönünde oy kullanan kıymetli meclis üyelerimiz, toplantıdan hemen sonra geldiler, pişmanlık duyduklarını söylediler, oylarını düzelttiler. Onlar şehrî hassasiyetleri olan geçimli muhaliflerimiz bizim. Diyeceğim, önümüz açık, yürüyoruz. Veremeyeceğim hesabım yok.

– Evet, yok! Veremeyeceğimiz hesabımız yok bizim!

– Haziran ayı toplantı özeti dağıtıldı. On gündür elinizde. Okumuş olmalısınız. Usulen okutuyorum. Oku kızım! İtirazı olan? Yok. Oybirliğiyle kabulüne…

Diğerleri

NEYSE Karabatak, Sayı: 27, Temmuz-Ağustos 2016

KADINLAR Heceöykü Sayı: 73, Şubat-Mart 2016

TENEKESİNE Heceöykü, Sayı: 72, Aralık 2015-Ocak 2016

BEDEL Heceöykü,Sayı: 70, Ağustos-Eylül 2015

YUSUF Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

OYBİRLİĞİYLE Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

MUZAFFER AĞBİ'M Heceöykü, Sayı: 67, Şubat-Mart 2015

KONUŞMAK NİYE? Heceöykü, Sayı: 64, Ağustos-Eylül 2014

ANNESİYDİM  Heceöykü, Sayı: 62, Nisan-Mayıs 2014

KÜTÜPHANE  Heceöykü, Sayı: 61, Şubat-Mart 2014

ATEŞLE BARUT  Heceöykü, Sayı: 60, Aralık 2013-Ocak 2014

MERHAMET  Heceöykü, Sayı: 59, Ekim-Kasım 2013

VASİYET  Heceöykü, Sayı: 56, Nisan-Mayıs 2013

ALDI BENİ BİR KORKU  Heceöykü, Sayı: 55, Şubat-Mart 2013

ÂMEDÂBİ  Heceöykü, Sayı: 54, Aralık-Ocak 2012-2013  

YOLDAYIM, YÜRÜYORUM  Heceöykü, Sayı: 53, Ekim-Kasım 2012

EKMEK ARASI  Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net