Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
YAZARIN YAZARDAN ALDIĞI Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

 

 

Semaver’i Ahmet Rasim’in Şehir Mektupları’ndan önce okumuş olmalıyım. –muş olmalıyım değil, kesin öyle. Başka ihtimal yok. Çünkü Sait Faik’in kitabına ad olan öykü, Ahmet Rasim’i okurken düşüyor aklıma.

Ahmet Rasim “Mektup 44”te balıktan, özellikle koca kayık tabakta, hiçbir yemeğin rekabet edemeyeceği latif bir rayiha ile yatıp duran deniz mahlukundan, lezzetine en az on kişinin çeşni kattığı beyaz etli lüferden söz eder. Sokağı, kalabalıkları konuşturmakta benzersizdir, Balık Pazarı’na iner bu defa. Pazar, balıkçılarla inim inim… Bağırmıyorlar da ateş püskürüyorlar sanki. Pazarlık başlar: Balıkçı yemin eder, balığın gözüne and içer, yazar ise indirir. Nihayet ortalama bir ateşte karar kılınır, iki buçuk okkasına otuz kuruş verilip balık alınır, uşakla eve gönderilir. Evde aşçıbaşı lüferi palamut zannedip parçalamaz, kızgın tavaya sokup kupkuru çıkarmaz, sofraya da öyle yollamaz mı, çıldırmak işten değil! İnsanın kanı donuyor!

Tevekkeli, lüfer soğuk günlerin habercisidir demiyorlar. Lüferle sonbahar yürür. Kestaneciler bağırır. Dondurmacıların yerini salepçiler tutar. Sabahleyin gel de uyu! Kestaneciler neyse! Onlar, gündüzleri dolaşıyorlar. Salep! diye bağıranlarsa sabaha iki saat kala sokaklarda. O kadar ki “Süüüdlü! dedi mi, birinci hecenin keskinliği pencereleri oynatarak, titreşim sayısındaki fazlalığın şiddeti ile kulaklara çarpıyor.”

Ahmet Rasim, salepçiden şikâyetçi ama salepsiz olunamayacağının da farkında. Salep demek sokak demek, kalabalık demek. Bozacı için de, mısır buğdaycı ve simitçi için de böyle.

Sait Faik, Ahmet Rasim’i okumuş mudur? Elbette! Hicri 1328, Miladi 1910 tarihli baskısından hem de, diyeceğim de, temkinim, “Okumamışsa bile okumuş gibi” dememe izin veriyor ancak.

“Semaver” Sait Faik’in ilk öykülerinden. Halıcıoğlu’ndaki bir fabrikada işçi olan Ali’nin mutlu günleriyle başlar öykü. Annesi her gün sabah ezanı okunurken uyandırır Ali’yi, semaver kaynatır, ekmek kızartır; Ali semaverin kaynayışına dalıp içinde ıstırabın da, grevin de, patronun da olmadığı bir fabrikaya benzetir semaveri. Sanki böyle bir fabrika olurmuş gibi.

Ölüm bir sabah vakti, bir misafir, bir başörtülü, namazında niyazında bir komşu hanım gelir gibi gelir Ali’nin annesine. Semaverin başındadır, üzerinde fenalık duyar duymaz çöker. Çöküş o çöküş! O evde bir daha semaver kaynamaz.

Bundan sonra Ali’nin hayatına fabrika önündeki bir salep güğümü girer. Güğümün etrafında da bakınız kimler kimler: “Yün eldivenlerin içinde saklı kıymettar elleri salep fincanını kucaklayan, burunları nezleli, kafaları grevli, ıstıraplı, pirinç bir semaver gibi tüten sarışın ameleler, mektep hocaları, celepler, kasaplar ve bazen fakir mektep talebeleri…” Sırtlarını kocaman fabrika duvarına vermişler, rüyalarının devamını tarçın edip serptikleri salepten yudum yudum içmektedirler.

Ahmet Rasim böylesi bir sosyal görev yüklemez salebe. Onun sokağa ve kalabalıklara ait olduğunu söylemekle yetinir. Şimdi yine sorayım: Sait Faik, Ahmet Rasim’i okumuş mudur? Okumuştur. Yahut okumamışsa bile okumuş gibidir. Belki bir başka dilde Ahmet Rasim’den de öncesi vardır salebin. Sait Faik’e de oradan gelmiştir. Dile bir imge düşmeye görsün, o her hâlükârda yaşar, büyür, gelişip olgunlaşır çünkü. O kadar ki hepimizindir artık, dahası yeni öykülere de kapıyı aralar.

“Heceöykü”nün Aralık 2011-Ocak 2012 tarihli 48’inci sayısında yayımlanan benim “Ekmek Arası” adlı öyküm bu aralık kapının bağışladığı öykülerden.

Gidişi gelişi bol kalabalıklara pek girmeyen, sokaktan ürken bir kadın sıra sıra dönercilerden perçemleri alnına dökülmüş birini Cemal’e benzetip dükkânına yanaşır. Gözleri henüz acemidir Cemal’in. Kısık. Ürkek bakışlı. Yüzü mahcup. Çeyrek ekmek arası, der kadın. Kocasını hatırlayıp bir de yarım ister. Dükkânların önleri, memleketimin, insanda eğretilik hissi, kaçıp gitme arzusu uyandıracak bin bir hamal camalıyla doluyken ne eğretilik hissine düşer kadın ne de içinde kaçıp gitme arzusu uyanır. Paketleri alır, çeyreği yolda yer, yarımı da eve götürür. Görümcesi gelmiş, iki kardeş yine aynı konuyu konuşmaktadırlar. Görümce kalkar, kadın, “Gitme, ekmek arası aldım, yarım, böleyim, yersiniz, ben yolda yedim” der, der de kocası demediğini komaz. Kurban yakınmış, koç kesecekler, ete doyacaklarmış, ekmek arası diye verdikleri et değil, yağmış, soğan, maydanoz basar, ekmeği şişirirlermiş, hem ordan yemek, bir de onlarla oturup yemek yakışır mıymış!

Bayram ertesi. Bir akşam. Görümce uğrar yine. Kadın bir şey hatırlayıp sanki sabahı zor bekler.” Öğle olsun, masalarda oturacak yer kalmasın, sandalye boşalacak diye bekleşsin millet, işte o zaman gireceğim kuyruğa, aralarına katılacağım” diye geçirir içinden. Ertesi gün de dediğini yapar.

Almadım, her şey orijinal, hepsi bana ait, desem, üstüne bir de yemin etsem, başım ağrımaz. Ama aldım. Zaten yazar yazardan ne kadar alır ki!

Diğerleri

DÜŞMEKLE DOĞMAK ARASINDA Heceöykü, Sayı: 80, Nisan-Mayıs 2017

AHMET HÂŞİM HAKKINDA Hece -Ahmet Hâşim Özel Sayısı- Sayı: 241, Ocak 2017

KAHRAMANLARIM Heceöykü, Sayı: 78, Aralık 2016-Ocak 2017

ARA'YIŞ, SAİT FAİK, GERÇEK, 50 KUŞAĞI, SOL Heceöykü, Sayı: 77, Ekim-Kasım 2016

ERKEĞİN İCAZETİYLE Hece, Sayı: 161, Mayıs 2010

HİKÂYE DE , ÖYKÜ DE Heceöykü, Sayı: 70, Ağustos-Eylül 2015

ŞEHİR İLİŞKİLERİNİN ADAPAZARI ÖZELİNDE KISA TARİHİ Hece [Şehirlerin Dili Özel Sayısı] Sayı: 150-151-152, Haziran-Temmuz-Ağustos 2009

GÜNLÜK VE MAHREM Hece -Günlük Özel Sayısı- Sayı: 222-223-224, Haziran-Temmuz-Ağustos 2015

ÖYKÜDE FİNAL Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

BAŞKAN GELİNCE Hece, Sayı: 219, Mart 2015

YAZARIN YAZARDAN ALDIĞI Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

ÖLÜM KORKUSU VE KAYGISI ETRAFINDA ÖYKÜLERİMİZ, Heceöykü, Sayı: 15, Haziran-Temmuz 2006

"ÜÇÜNCÜ ÖYKÜLER" NE TAŞRA DERGİSİYDİ NE DE NİTELİKLİYDİ Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

BAŞUCUMDAKİLER Heceöykü, Sayı: 66, Aralık 2014-Ocak 2015

PEYAMİ SAFA'NIN DİLİ, ÜSLUBU VE TÜRKÇEYE DAİR DÜŞÜNCELERİ Hece -Bir Tereddüdün Aydını Peyami Safa Özel Sayısı- Sayı: 217, Ocak 2015

MEMLEKET HALLERİ, GEÇİŞKENLİK VE EDEBİYATA YANSIMASI Hece, Sayı: 213, Eylül 2014

HALK HİKÂYELERİ YENİDEN YAZILIR VE YORUMLANIRKEN  Heceöykü, Sayı: 32, Nisan-Mayıs 2009

RÖNESANS DÜŞÜNCESİ  Hece -Batı Medeniyeti Özel Sayısı- Sayı: 210-211-212, Haziran-Temmuz-Ağustos 2014

İLK KİTAP SEVİNCİM İLK KİTABIMDAN DEĞİL  Hece, Sayı: 209, Mayıs 2014

YAZARA BAL ÇALINIP EMEĞİNE EL KONUYOR  Hece, Sayı: 208, Nisan 2014
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net