Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
NALBUR 14 Temmuz 2015

 

 

On gün oluyor, bir derneğin davetlisi az tutulmuş iftarında on beş kadar eş dostla birlikte olduk. Top öncesi az, sonrası miktarınca, ordan burdan, daha çok siyasetten konuştuk. Daha doğrusu, hükümeti kim kurar, kim kiminle koalisyon yapar, böyle yirmi dört saatlik, hatta o kadar bile sürmeyen hızlı siyasetten anlamadığım için dinlemede duruyorum ben; hane sahipleri de bugünlerde sıkıntıdalar, konuşmalara evet! öyle! ya ya! aynen! gibi dut sapı kısalığında kelimelerle yahut lisanı hal ile katılıyorlar.

Konuşan olarak geriye kim kalıyor? Bir oda başkanı. İllegali de bilen eski bir öğrencim. Bir işadamı. Müslüman ama hakkın yanında değil de önemli adamların sol gerisinde duran, onların vurduklarına vuran düz bir müdür bey.

Önemli adamlar bir, işadamları iki, onların bulunduğu yerde sıra hep onlarındır. Pardon! Bir de hazırcevapların. Onlar konuşur. İktisat bilirler. Fizik, kimya, fen bilirler. Pedagoji. Astronomi. Felsefe. Resim. Mimari. Şehircilik. Babaları 2’nci Cihan Harbi çocuğudur, yetmezlikler içinde büyüdüğünden mahdumuna nasihati, “Aman çocuğum, iktisat et!” olmuştur hep. “Fennî sünnetçi”ye kestirilmiştir, fen dediğin onun yaptığı, astronomi de burçlar, fallar işte. Resim fotoğraf gibi olmalıdır, der. İstanbul siluetinin kalmadığından şikâyet eder. Kubbeli, minareli ve öyle de alçakgönüllüdür önceki. Kırk, elli, altmış, hatta altmış küsur kattan, yani 185, 210, 260 metreden kılıçlamasına girer bugünün arsızları Sultanahmet’ten, Süleymaniye’den o kurşun kubbelerden içeri… Ne el açıp kaldırası gelir insanın, ne namaza durası! Son iki yıldır namaz kılanlar azalmış, ramazan yiyenler de artmış… Niye ki? Çok mu zor nedenini bulmak!

İlk hikâyemi hatırladım. Evli, bir çocuklu Mustafa çekirdek ailesinin geçimini kolaylaştırmak içi fotoğraf makinesi alıp pazar günleri köylere çıkar, amatör fotoğrafçılığa başlar.  Bir dönüşünde asmalara göztaşı atarken rastlar babasına ve lahzada alır fotoğrafını. Babası, suretin günah olduğuna inanmış biri, kızar, köpürür; Mustafa günah için değil geçim için ek iş olarak fotoğrafçılık yaptığını söylerse de yumuşatamaz babasını, evden kapı dışarı edilirler. Şehre iner, ağbi bildiği bir fotoğrafçının yanında çalışmaya başlar. 19 Mayıs’tır. Stad nerededir bilmeyen, hayatında yabancı bir kadının kolunu bile hiç çıplak görmemiş Mustafa patronunun marş marşıyla kalabalığa karışır stada gider, müşteri bulacaktır. Aman Allah’ım! Boyalı hanımlar… çorapsız, eteksiz kızlar… Stad değil, kadınlar, kızlar hamamında sanki Mustafa. Başı döner. Köyü, şehri anlamaya çalışır. Aklı çöpleşir. Üç kızla bir oğlan Mustafa’nın önünde durup durur. Kızlar birbirinden çıplak, oğlan kızların ayakuçları boyunda uzanmış. Fotoğraflarını alır Mustafa. Alır da babasını aldıktan sonra filmi çevirmemiş, aynı kareye kızları da almıştır. Dönem dijital öncesi. Makaraya sarılmış filmler var kimi 8, kimi 12, kimi 36 pozluk; makineniz hangisini kabul ediyorsa onu takıyorsunuz, ama pozu aldıktan sonra çevirmeyi unutmamak şartıyla…

Oda başkanı esnaf ve zanaatkâr hayatıyla ilgili çalışmalarım olduğunu biliyormuş, “Hikâyem Adapazarı” ile “Memleket Kitabevi”ndeki şen şakrak üslupla yazmadıklarımı da yazmamı istedi. İstenmesine sevindim. Göçüp giden çok meslek var, ben kimilerini giderlerken yakaladım, onları yazsam az şey değil. Baktım oda başkanı da sevindi.

Herkes hoşlandı. Yaşça büyük oluşum hatıralarımı çoğaltıyor haliyle. Aa! Saz benim elime geçmiş, tellere vurup duruyorum. İşadamı olanın ailesi sanırım nalbantlık da yapmış vaktiyle. Yanı sıra nal da satmışlar mahalle içlerindeki nalbantlara. Nalbant kim? Hayvana nal çakan. Nal ne? Diyelim ki metal ayakkabı. Hayvanın tabanını önce temizliyor nalbant, dümdüz ediyor. Ölçüsüne uyan nalı alıyor sonra, tabanın köseleleşmiş yerinden mıh denilen çiviyle çakı çakıveriyor. Gelişigüzel değil elbette. Mıh kayacak olursa acı acı bağırtıyor hayvanı.

“Nal bulunur” yazılı bir de levha varmış nalbandın duvarında. Arkadaşımız soruyor: “Nalbur kelimesi ‘nal bulunur’dan  mı geliyor hocam?” Bu soruyu o arkadaşa birkaç yıl oluyor bir kere daha cevapladım ben; anladığım, nalbur’un kendi dükkânlarında doğduğuna inanmış bizimki, “Evet, oradan” cevabını alana kadar hep soracak.

Etimoloji çalışmaları içine yakıştırmalar da girer. Ama abartmamak, makulde kalmak şartıyla. Dahası yakıştırmaların doğru olduğu da ispatlanabilmeli. “Nalbur”la “nal bulunur” arasında ses yakınlığı var ama kimi sesler neden düşüyor, kimi ses neden kalıyor, bu açıklanabilir gibi değil.

TDK’yı, eski TDK’yı sevmem; iftiracıları da sevmem. TDK’nın piyasaya sürdüğü kelimeler arasında “gök götürsel avrat” varmış,”hostes” anlamında kullanılmaktaymış. “İstiklal Marşı” için de “Ulusal Düttürü”yü önermiş Kurum. Yok böyle bir şey. Yalan.

Gelgelelim, bu yalanı, bu iftirayı TDK hak etmedi değil. Kelimelerin kökenleri hakkında öyle açıklamaları var ki “‘nal bulunur’dan ‘nalbur’” masum kalır.  Bunu şaşılası bir cüretle yapan da kim? Atatürk. Onun “etimolojiden duyduğu haz, bilimsel olmaktan çok coşkulu ve duygusaldır”. “Asker” kelimesini “fayda” anlamındaki “asık” ile “kişi” anlamındaki “er”den oluşma diye açıklar, “devlete, millete yararlı kişi” anlamında kullanıldığını söyler. “Niyagara” ile “amazon” için köken açıklamasını “ne yaygara” ile “amma uzun”a bağladığı da söylenir. Diyelim bu ikisi yalan, Amiral Necdet Uran’ın aktardığı var ki son iki açıklamayı yalana saymaktan vazgeçirtir: Efendim, “rota” kelimesi Türkçeymiş, “yü-rüt-mek” kelimesinin orta hecesinden gelmekte imiş.

Biz de gelelim “nalbur”a: “Oturulacak yer, ayakkabı” anlamındaki “nal” ile “yapan, eden” anlamındaki Farsça “ber” kelimesinden olma “nalber”den zamanla “nalbur”a dönüşme. Demirden yapılmış yapı araç gereci satan kimse demek.

Beğenmedim, “‘nal bulunur’dan ‘nalbur’” daha güzel.

 

 

 

Diğerleri

KİRLİ İŞ 14 Kasım 2017

III. MİLLÎ KÜLTÜR ŞÛRASI 14 Mart 2017

GORKİ'NİN HAYATINDAN ON YIL 28 Temmuz 2016

FUARLAR VE MALATYA 14 Mayıs 2016

"GENÇLER! KIRMIZI GÜLLER!" 28 Ekim 2015

KENT VE KENTLEŞME 28 Ağustos 2015

EDEBİYATLA 84 YIL 14 Ağustos 2015

AHMET VEFİK PAŞA 28 Temmuz 2015

NALBUR 14 Temmuz 2015

SAÖP'NİN 510. HAFTA BASIN AÇIKLAMASI 28 Haziran 2015

ÜÇ ALINTI yahut NEDEN BÖYLE OLDU 14 Haziran 2015

KÜRTLER 28 Mayıs 2015

ÇİNGENELER 14 Mayıs 2015

KIRSALDA YAŞANMAZ 28 Mart 2015

YAŞAR KEMAL'Lİ BİRKAÇ HİKÂYE 14 Mart 2015

İKİ TAYYARECİ 14 Şubat 2015

ÂFET ILGAZ İÇİN 28 Ocak 2015

HATÂYÎ 14 Ocak 2015

GELELİM FATİH'E 28 Aralık 2014

İHTİLAL 14 Aralık 2014
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net