Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
MADEM DOĞRU KONUŞULACAK 22 Temmuz 2015

 

 

Fahri Tuna’nın geçmişteki söyleşilerinden bir kısmı “Eğri Oturup Doğru Konuşalım” adıyla Cümle Yayınları’nca kitaplaştırıldı. “Cümle”, yeni bir yayınevi –“Hece” ve “Heceöykü” ailesinden. “Cümle” dışında iki yayınevi daha var ailede: “Harf” ile “Kelime”. Söyleşi (röportaj, mülakat), hatıra, portre yayımlayacak “Cümle”. Başında Muhsin Mete var.

Tuna, çoğu hemşerimiz olan akademisyen, şair, öykü ve roman yazarı, karikatürist, fotoğraf sanatçısı, sinemacı, oyuncu, ressam, müzisyen ve yönetmenle söyleşmiş. Yirminin üstünde söyleşinin ikisi hariç hepsini yüz yüze gerçekleştirmiş. İkisi hayalen: Sait Faik’le olan, bir; Kerim Korcan’la olan, iki. Tuna doğduğunda (1959) ölümünün beşinci yılındadır Sait Faik. Söyleşi mecburen hayali olacak. Fakat Kerim Korcan’la yüz yüze söyleşmek Faik Baysal’la söyleşmek kadar kolaydı. Neden yüz yüze değil?

İlk hikâyelerimin çıktığı “Yansıma”da Korcan da yazıyordu,  öğrenmiş Adalı olduğumu, kitapçılık yaptığımı, 1974 yılı olmalı, gümbür gümbür sesiyle “Ben Kerim Korcan! Aktefek’ten saat tamircisi Murat Usta’nın oğlu, ‘Tatar Ramazan’ın yazarı” diye bir girdi, ta 1990’ın 9 Kasım’ına kadar ara soğutmadan geldi. Faik Baysal Pamuklar Sokağı’nda doğdu (1922), Kadıköy’de Saint-Josef Fransız Lisesi’nde lise (1939), İÜ Fransız Filolojisi’nde yüksek öğrenimini tamamladı (1942), öğrencilik yıllarında her yaz Adapazarı’na gelmiş, büyüklerini kaybettikten sora bir kopmuş Adapazarı’ndan, yeniden gelişi 1984 yılında davetimiz üzerine olur, eşi Mübahat Hanım’ladır. Nerden baksanız kırk yıl sonrasıdır. Faik Baysal’ı kimlerle tanıştırdıysam Kerim Korcan’ı da tanıştırdım. Fakat Baysal kısmetli. 9 Aralık 2002’de ölür, 1984-2002 arası şehrin belediyesinden, vilayetinden, odalarından, lobici kulüplerinden her yazara nasip olmaz bir ilgi görür, bugün de sürer.

Kerim Korcan’ı sevmek zordur. Kerim Korcan’ın komünizmden on yıl hapsi var. Vatan Partisi davasından da iki yıl, etti mi on iki. Sayılı hapisanecilerdendir. Sultanahmet’te, Sinop’ta neler görmüş, kimleri tanımışsa oturmuş yazmış: “Linç”, “İdamlıklar”, “Ter Adamları”,  “Dimitrof Geçiyor”…  Bilir misiniz, ilkokulu bitiremiyor Kerim Ağbi. Dördüncü sınıftan terk. Hayat Mektebi’nden, hayır, hayır, Aslan Yatağı’ndandır onun diploması.

Mektepti yataktı diyorum ya aldatıyorum zihnimi. O namussuz yerin üç yanı deniz. Dört bin yıllık tarihi kale. “Anadolu’nun Alcatraz’ı”. Zindanlığı 16’ncı yüzyılın ikinci yarısından sonra. 300 demir kapısı, burçlarında ejderha gibi dolaşan gardiyanları varmış –Evliya’nın demesi böyle. Hikâyesi çok Sinop’un, hele biri var ki pek firaklıdır, yenile kesilmiş kurbanın bir seğirişi olur, hatırladıkça öyle seğirir, için için ağlamaklı olurum –anlatayım:

Mevsimlerden Haziran. Aylardan Kiraz. Günlerden Kerim Korcan.  Yemeğimizi yedik. Neclâ kiraz getirdi, tabağı önümüze koydu, “Ağbi buyurun!” dedim, “Ben kiraz yemem evlat” dedi, “Tadı nasıldır bilmem.” Nasıl baktıysam yüzüne, açıkladı: “Yirmi yaşında yoktum Sinop’a düştüğümde, o güne kadar yediysem de damağım hatırlamıyor. Sinop’ta ise kirazı nerde bulacaksın!”

Bunu anlatırım, hep şunu sorarlar: Çıktıktan sonra neden yememiş?

Ben bu soruyu Kerim Ağbi’ye soramadım. Bu soru sorulmaz yav! Allah belanızı versin! denir. Ervâhına yuf onların! denir. Anlaşılır.

“Eğri Oturup Doğru Konuşalım” için 21 Temmuz akşamı Sait Tanış’ta toplandık. Programı Ercan Yılmaz yönetti. Tuna kitabın doğuş hikâyesini anlattı. Tuna’nın söyleştiklerinden hemen yarısı –ki biri de bendim- oradaydık. Milletvekili Mustafa İsen Hoca, muhabbetin en koyu anında geldi, her zamanki gibi Türkiye’nin altyapı sorununu çözdüğünü, artık kültürel gelişmeyi öne alacağını söyledi. Sohbetlerin uzun aralıklarla değil, haftada bir dönüşümlü dört başlık altında (galiba şöyle: okuma, görme, anlatma, kurma) yapılmasını önerdi. Şehrî kaynaşma için acil olan buydu. Biz konuşmacılar birbirimize yakın yakındık. Birbirimizi duyduk. Bahçe genişti, ses dağılıyor, uzakta kalanlar duyamadıklarını duyuruyorlardı ama yapılacak bir şey yoktu. Sanırım ses yetersizliğini kapatmak için kontrolsüz bölüm açıldı, o zaman da ağırlık diye bir şey hiç kalmadı.

En eski söyleşi benimle yapılanmış. Tarihi 1991. El yazısıyla otuz bir sayfaymış. Tuna o neden yayımlanmadı, yapıldığıyla kaldı? diye soruyor. Nedeni hatırımda. O neden aşılabilirdi, fakat üstüne bununla ilgisiz, yahut ilgisi çok dolaylı bazı alınganlıklar, mesafeler girince… Dün kadar yakınımda bildiğim olayın üstünden bir rub-i asır geçtiğini gördüm. O röportajdan hiçbir şey yayımlanmadı sanıyordum, meğer kitaptaki o röportajdan bir bölümmüş.

Teşekkür ederim Fahri Tuna. Kendim için mi? Hayır. Kerim Korcan için. Sağlığında görülmeyeni yokluğunda görmüşsün. Takdir ve kabul görmedi değil Korcan. Gördü. Fakat şehrinden de görmek istiyordu. Şehri ki siyasi düşünceleri kadar kimliğiydi Korcan’ın; istemek ve beklemek herkesten çok onun hakkıydı.

Kirazı esirgediğimizdi çünkü o, bir acı kahveyi esirgemeseydik keşke. 

Diğerleri

ÇAVDAR UNUNDAN BAKLAVA 2 Aralık 2017

YENİ BİR HIRSIZLIK 22 Mart 2017

ŞÛRA ÜSTÜNE 12 Mart 2017

PERŞEMBELER 2 Ocak 2017

SERTİFİKA 2 Ekim 2016

BİZİ AYAKTA TUTAN 22 Temmuz 2016

AYAĞINIZ YERDEN KESİLMEK ÜZEREYKEN 02 Temmuz 2016

PERDE GAZELİ 02 Mayıs 2016

ENGİN 22 Eylül 2015

EYLÜL GELDİ Mİ 2 Eylül 2015

AYIN İLK PERŞEMBESİ 22 Ağustos 2015

KÜREYLE BULUŞMAK 12 Ağustos 2015

AVM VE AGORA 2 Ağustos 2015

MADEM DOĞRU KONUŞULACAK 22 Temmuz 2015

ON GÜN 2 Haziran 2015

ÇALIŞTAYDA III 12 Mayıs 2015

ÇALIŞTAYDA II 22 Nisan 2015

ÇALIŞTAYDA 12 Nisan 2015

KÜTÜPHANE VESİLESİ İLE 2 Nisan 2015

ŞEHİR KİMLİĞİ ÇALIŞTAYI 22 Mart 2015
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net