Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
AHMET VEFİK PAŞA 28 Temmuz 2015

 

 

Türk Tiyatrosundan beş isim vermemi isterdi benden, ilk beş altı oyunu hariç kendisi de epikle buluşmuş halk tiyatrosu yapıyordu, doğallayın halk tiyatromuzdan etkilenmiş yazarlar gelirdi aklıma: Şinasi, Âli Bey, Teodor Kasap, Ahmet Vefik Paşa… Tanzimatçılarla beşi bulacağım nerdeyse. İsimlerin hepsi doğru. Fakat sonraki dönemlerde de değerli isimler var. Sayıyı beşe indirmek, benzerleri elemekle mümkün, ona da ben cesaret edemiyorum, susar, hoca söylesin diye beklerdim.

Hoca, Haldun Taner; fazla bekletmez sıralardı: Şinasi, Ahmet Vefik Paşa, Ahmet Kutsi Tecer, Musahipzade Celal…  Beşinciyi söylemezdi.

Zaman zaman biri öne geçse de hepsini severim, Musahipzade’nin yeri ayrıdır ama Vefik Paşa’yla karşılaştırdığımda Paşa ağır basar. Yanında dururum. Musahipzade’nin komedisinde ciddiyet vardır galiba; Paşa öyle değil, o salar kendini, hem güler hem güldürür. Bize Moliére’i sevdiren odur. On altı oyununa el atar Fransız yazarının; kimini çevirir, kimini adapte eder, yani bizim hayatımıza uyarlar, o kadar ki kendi telifi olsa ancak bu kadar olur. Paşa’nın Moliére külliyatı dört cilttir; bir gün nasıl coştuysam bir kardeşim meraklanıp ciltleri istedi, birini verdim, bunu getirdiğinde bir diğerini veririm dedim. O da gelmedi. Hatırlattığımda aramızda böyle al ver olmadığını, karıştırdığımı söyledi ki olmaz değil. Neyse…

Vefik Paşa 1823 doğumlu, yetmişine yaklaşırken de gidiyor. Nev’i şahsına münhasır bir kişilik. Ortaöğrenimini yurt dışında, Paris elçiliğinde görevli bulunan babası yanında yapmış. Bu üç yıl mıdır onu bizlerden farklı kılan?

On yedi yaşındayken elçilik kâtibi olarak Londra’ya gönderilir, 1852’de Tahran, 1860’ta Paris elçisi. 1870’ten sonraki görevleri yurt içinde: Sadaret müsteşarı olur. Nazırlık yapar, Meclis-i Mebusan Reisliğinde bulunur. Edirne, Bursa valisi, iki kez de sadrazam olur kısa süreli. Son sadrazamlığı, Bursa’da valiliği soruşturma geçirirken olur, ancak iki buçuk gün sürer. Şaka gibi.

Gururlu. Ödünsüz. Burnunun dikine giden bir adam. Bunu da oyun gibi yapmakta. Görevlerinde uzun uzun kalamaması belki bundan. Bursa valiliği sırasında Fasulyacıyan trupunu arkalar hep: Üç yıl boyunca haftada üç gece memurları, kadınları tiyatro seyrine zorlar, kendi de provalara katılır, oyunculara karışır.

Taner’in “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”nda tiyatromuzun üç dönemi üç ayrı oynayışla örneklenir. İlk perde Bursa’da geçer; Fasulyacıyan sahneye koyacağı eski bir çevirisinin provasındadır.  Ahmet Vefik Paşa gelir, metne sadık çeviriyi ve tuluatsız oyunu beğenmez. İkinci perdede kumpanya Paşa’nın Moliére’den bir Rum ailesine adapte ettiği “Yorgaki Dandini”yi çalışmaktadır. Üçüncü perde, İstanbul’da geçer. Moliére’in oyunu, kişileri Türkçe adlar almış ve Ortaoyunu-Tuluat biçimine sokulmuş olarak, ama bu defa Küçük İsmail Efendi yönetiminde oynanmaktadır.

Vefik Paşa’nın hazırcevaplığı, şaşırtıcılığı, mizahı bulaşıcı galiba. Bu oyunu izledim. Hangi tiyatrodan? Hatırımda değil. Vefik Paşa’yı kimin oynadığını da unutmuşum. Ama öyle oynuyordu ki Vefik Paşa olmuştu adeta. Bu cümle doğru değil, biliyorum. Tiyatroda rol vardır. Oyuncu kendisi ile karakter arasına mesafe koyar. Bunun azlığı, çokluğu belirler başarıyı. Geçelim…

Anekdot edebiyatımızın yarısı, yarısı değilse çeyreği, o da değilse kırkta biri Vefik Paşa’yla ilgilidir.

III. Napolyon yaptırdığı bir operanın açılışına davet etmiş Paşa’yı. Paşa Napolyon’unkine en yakın locaya kurulmuş, imparatora aldırmaz aldırmaz izliyormuş operayı. Napolyon bir adamını çağırtmış, “Git şu Osmanlı paşasına sor, kendini hâlâ Kanuni devrinde mi sanıyor?” Vefik Paşa aynı umursamazlıkla, “İmparator hazretlerine hatırlatırım” demiş, “Osmanlı tahtında Kanuni olsaydı, kendileri orada olmaz, yerlerinde ben olurdum.”

Bursa valiliği sırasında Dersaadet’ten üst üste para para para diye mektup alır Paşa. İlden toplanan vergiler istenmektedir. Paşa sonunda dellenir, cevap gayet kısadır: “Para denilen bok bu vilayette yok.”

Tiyatro dendi mi her şeyi unutuyorum; Paşa işlek ve sade konuşma diliyle yazıyor. Yazmakla da kalmıyor “Lehçe-i Osmanî” adlı bir sözlük hazırlıyor, Ebu’l Gazi Bahadır Han’dan da “Şecere-i Türkî” adlı Türk tarihini çeviriyor. Milliyetçilik bilincinin ilk isimlerinden. Bir anekdot da bu yanından vereyim.

Türkçenin resmi dil olarak kabul görmesi 1876 Anayasa’sı ile olur. Türkçe açısından bu önemli. Mantıklı da. Ancak gerekçesi ne olursa olsun İmparatorluktaki dil demokrasisi bu kararla son bulur. Meclis-i Mebusan’ın açış konuşmasını yapan II. Abdülhamit’e, ‘dillere saygı’ konusunda ricada bulunur Rum milletvekili Vasiliki Efendi. Ahmet Vefik Paşa, Meclis Reisi’dir, sesini yükselterek ve elini masaya vurarak Efendi’ye bakınız ne der: “Bir ülkede yalnızca bir dil olur, bunun da hangisi olduğu Kanun-i Esasî’de açıkça belirtilmiştir.”

Diğerleri

KİRLİ İŞ 14 Kasım 2017

III. MİLLÎ KÜLTÜR ŞÛRASI 14 Mart 2017

GORKİ'NİN HAYATINDAN ON YIL 28 Temmuz 2016

FUARLAR VE MALATYA 14 Mayıs 2016

"GENÇLER! KIRMIZI GÜLLER!" 28 Ekim 2015

KENT VE KENTLEŞME 28 Ağustos 2015

EDEBİYATLA 84 YIL 14 Ağustos 2015

AHMET VEFİK PAŞA 28 Temmuz 2015

NALBUR 14 Temmuz 2015

SAÖP'NİN 510. HAFTA BASIN AÇIKLAMASI 28 Haziran 2015

ÜÇ ALINTI yahut NEDEN BÖYLE OLDU 14 Haziran 2015

KÜRTLER 28 Mayıs 2015

ÇİNGENELER 14 Mayıs 2015

KIRSALDA YAŞANMAZ 28 Mart 2015

YAŞAR KEMAL'Lİ BİRKAÇ HİKÂYE 14 Mart 2015

İKİ TAYYARECİ 14 Şubat 2015

ÂFET ILGAZ İÇİN 28 Ocak 2015

HATÂYÎ 14 Ocak 2015

GELELİM FATİH'E 28 Aralık 2014

İHTİLAL 14 Aralık 2014
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net