Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
AVM VE AGORA 2 Ağustos 2015

 

 

Bana hiçbir kuvvet “Yaşasın özel okul!”, “Var olsun özel hastane!” dedirtemez. Eğitimin ve sağlığın alınır satılır meta yerine konması, parayı öne çıkaracak, o da ne kadar ahlaklı ve dürüst olursa olsun, öğretmeni ve hekimi mesleğinden uzaklaştıracakmış gibi gelir bana. Para, iktidar gibidir. Bozar. Eğitim ve sağlıkta da değil sadece, her girdiği yerde bozar.  Ne ki mesleği para için kullanmak eğitim ve sağlıkta doğrudan insanla ilgilidir de, başka alanlarda insanın yöresiyle, yöresindeki şu bu ile ilgilidir, diyeceğim telafi edilebilir, ödeşilebilir yanlışlar olur bunlarda, sonunda ölüm yoktur.

Bir de şehir merkezinde on beş, yirmi belki daha fazla dükkân alanında icra-yı faaliyet eden kimi iki katlı ve otoparklı marketleri övemem. Benim ölçülerim gözdür, kulaktır, eldir, ayaktır. Avucun alamadığı miktar fazladır benim için, ayakla gidemediğim yer uzak. Göz hakkına inanırım. Yerin kulağı vardır. Diyeceğim ölçülerime uymaz marketler.  Kendim için bir şey istiyorsam namerdim! demeyeceğim. Aynalıkavak, Pirinçpazarı, Katlıpazar ve bütün çarşı esnafı: tenekeciler, kunduracılar, bakırcılar, abacılar, saraçlar… Yani ki kimi henüz ayakta kimi gitmiş zanaatlar… Onlar da şikâyetçi marketlerden. Çocukları da. Kendim için istediğimi, onlar için de istiyorum. Bir ölçüsü olmalı bu yerlerin.

Bereket, piyasa acımasız. Kağnıdan inip Mersedes’e binmek ne kadar olabiliyorsa bakkaliyenin toptancılığından da gelinse fırlanılan marketçilik de işte o kadar oluyor. O koca koca, şık şık yerler ellerinde salı pazarı çeşidinden ne varsa: soğan, patates, yarma şeftali, kavunun topatanı, Pamuova’sı ve karpuz, karpuz, karpuz… Envaını dökmüşler dışarıya. Başında da bir yaygaracı: “Kesmece bunlar! Tadına, rengine mâyer!” (muhayyer anlamında). Piyasa acımasız dedim, dükkâna acımasız da mağazaya, markete değil mi? Yarışıyorlar.  E, bir yerde yarış varsa kaybeden de olacaktır. Kayıplar üzer beni. Hem nasıl! Parça parça olurum. Kendi kayıplarım gelir hatırıma. Üzüntüm de onlaradır zaten. Kendime. Kuyucaklı Yusuf gibi dağa çıkamadığıma göre ne yapacaktım ki başka!

Şehre araba mesafesinde olanları unutmadım.  Onlar AVM. Onlar büyük. Muhterem. Onlara saygılı olmalıyım. Alışveriş Merkezi imiş oralar. AVM o demekmiş; iyi de “alışveriş”teki iki kelime iki ayrı kelime değil, tek kelime, dolayısıyla “alış veriş” diye yazılamaz –nedeni bu.

Bizde bunlardan dört tane var galiba. Doğan görünüşlü Şahin’lere özenip marketini alelacele AVM diye adlandıranları geçiyorum. İlk açılanı “Ada AVM” olacak. “Ada Center” da diyen var. Gördüğüm ilk AVM İzmit’teki “Özdilek AVM”dir, alışveriş merkezi olmaktan çok, mesire gibi hatırlarım orayı. Depremin hemen birinci ayından sonra her pazar gittik. Adapazarı’nın anca oturulacak hâle gelmesi üç, belki dört yıl sürdü,. Yuvarlak hesap iki yüz hafta. Can mı dayanır! Özdilek’e gitmiyorduk velhasıl, Adapazarı’ndan gidiyorduk. Özdilek’le karşılaştırdığımda bizim “Ada AVM” iltimazsız öne geçer. Beren Saat’in canlı bomba olduğu bir film için gittik bir kere; bir kere de Osman Suroğlu ile Sami Caner’in karikatür sergisi için; galiba bir kere de boşta kaldık da ondan… Memleketin okul bitirmişi kitap okuyor boş vakit bulduğunda, AVM varken kitaba harcar mıyım boş vaktimi! Zannım o ki AVM mantığında eski bedesten, eski arasta esnafının birbirini tamamlayıcılığı var. Mistik anlamda değil tamamen ekonomik. Duygusal. Gün gelecek doğar doğmaz AVM’nin süt odasına bırakacaksınız çocuğunuzu, ordan ötesi elden ele, elden ele gibi firmadan firmaya, markadan markaya sayın ki kendiliğinden gidecek ve bir gün kolunda gelininiz veya damadınızla el öpmeye gelecek çocuğunuz ve siz “Ne kadar çabuk büyüdün! Henüz bir kere olsun sevemeden!” diyeceksiniz. Entegrasyon öyle şaşırtacak.

Amma sıkıyorum ha! Sanki el öpmek kalırmış o zamana! Gelin, damat bilinirmiş!

Kİ-PA’yı görmedim; AVM midir, market mi yoksa üçüncü yoldan mı, bilmiyorum.

“Serdivan AVM”nin önünden üç beş kez geçtim, geçtik. Hiçbirinde giresim gelmedi. Kötüleyerek anlatanlar da oldu, övenler de. İçimde hiç merak uyanmadı. Bugün 2 Ağustos. Pazar. Bizimkilerin derdi nedir, bilmiyorum. Gezmek mi, alışveriş mi? Benden de söz aldılar. Akşam olsun diye bekliyoruz, değişiklik olmazsa ben de gideceğim.

Fakat “Agora”yı gördüm. Bir ay kadar oluyor. Yine bir pazardı. Neclâ’yla Çark Mesire’nin yanından girdik, Çarksuyu’na inen bir sokak ha şurdadır, ha buradadır derken Yazlık köprüsüne geldik, karşıya geçmeyip suyun bulunduğumuz yanından döndük. Suyun bir tarafında biz bir tarafında Agora, köprü vardı, bir köprü daha yapmış Ada belediyemiz, geçtik. Oo! Karşıda görülen bir şey değilmiş meğer, arabalar yollarda ve öyle gelişigüzel bırakılmışlar ki çarşıya hem giriyor hem söyleniyorum: “Her şey güzel de bir otopark yok!” Varmış meğer. Sık sık iş gezilerine çıkan, toplantılara katılan bir arkadaşım var, o söyledi. Çarşının altı bittamam otoparkmış. Vallahi, içim ferahladı. Hödüklük bizdeymiş. Dört çeker almayı, hovardalık etmeyi, şuursuzca harcamayı biliyoruz da otoparka üç beş lira kıyamıyoruz. Yav belki ücretsizdir otopark, bizimki aşırı temkinliliktir belki. Zemin katını gezdik sadece, bir iki mağazaya girdik, bodrum katına yukardan, üste iki kata aşağıdan baktık, dolaşmayı göze alamadık. Ama gördüğümüz her şey bir güzelliğin karşısında olduğumuzu hissettiriyordu. O kadar ki çarşının Köfteci İsmail tarafında nerdeyse çarşı alanı kadar bir yer görüntü kirliliği yapmış olacak üstünü örtmüşler. Farkında mısınız yurdun bütün trafoları eski Safranbolu, Göynük evlerine sıkı sıkı giydirilmiştir. Yav ne elektrik ne de trafo utanılacak bir şeydir. Neden giydirilir? Ya da neden oyun haline sokulmaz giydirme? Bu yaban gerçekçilerin “Damda Deli Var”ı yahut “Yüz Liraya Bir Deli”yi yahut da “Bir Delinin Hatıra Defteri”ni sahnelediklerini düşünüyorum da maâzallah!

Agora’da kirlilik hakiki bir sokakla kapatılmamış işte. Diyelim ki “Yalan Dünya”nın dekor sokağından irice bir bölümün fotoğrafını almışlar, çoğaltmışlar, sekizini, onunu yan yana, yan yana getirip kirliliği kapatmışlar. Bunları konuşuyoruz, dedim ki: “Diğer AVM’lerin işi zor.” Arkadaşım, “Zor tabii!” dedi, “Öncekileri buralılar yaptı. Tamam, bildiklerini esirgemediler; ama ne biliyorlardı ki zaten! Adapazarı’nı aşamadılar.”

Agora İzmir’de açılmış ilkin. Buradaki ikincisi oluyormuş. Ve İzmir’de nasılsa ve ne varsa bir iki minik eksikle burası da İzmir gibiymiş –minikler nazarlık olsun. Uluslararası tecrübeleri olan galiba otuz yıllık bir grupmuş Agora’yı gerçekleştirenler. Arkadaşımın demesi.

Saat 24:00’e geliyor. “Serdivan AVM”ye gitmedik. Kampüse çıktık, Havana’de serinledik. Yeni geldik. Bizim AVM’ler için “Ekşi Sözlük”te yazılmış bir şey var mı diye baktım, bakın ne buldum:

“Ayrıca bu alışveriş merkezinde ‘Biyruuuuuuuuun! diye bağıran lokantalara tanık oldum ben.” Devamı da var ya, aleni küfür, onu geçiyorum.

Diğerleri

ÇAVDAR UNUNDAN BAKLAVA 2 Aralık 2017

YENİ BİR HIRSIZLIK 22 Mart 2017

ŞÛRA ÜSTÜNE 12 Mart 2017

PERŞEMBELER 2 Ocak 2017

SERTİFİKA 2 Ekim 2016

BİZİ AYAKTA TUTAN 22 Temmuz 2016

AYAĞINIZ YERDEN KESİLMEK ÜZEREYKEN 02 Temmuz 2016

PERDE GAZELİ 02 Mayıs 2016

ENGİN 22 Eylül 2015

EYLÜL GELDİ Mİ 2 Eylül 2015

AYIN İLK PERŞEMBESİ 22 Ağustos 2015

KÜREYLE BULUŞMAK 12 Ağustos 2015

AVM VE AGORA 2 Ağustos 2015

MADEM DOĞRU KONUŞULACAK 22 Temmuz 2015

ON GÜN 2 Haziran 2015

ÇALIŞTAYDA III 12 Mayıs 2015

ÇALIŞTAYDA II 22 Nisan 2015

ÇALIŞTAYDA 12 Nisan 2015

KÜTÜPHANE VESİLESİ İLE 2 Nisan 2015

ŞEHİR KİMLİĞİ ÇALIŞTAYI 22 Mart 2015
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net