Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
YUSUF Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

 

 

Görülmemiş devr-i Yusuf’tan beri hiç böyle güzel.

Hep böyle oluyor, nerden nasıl çıkıveriyorsa zamanla da, mekânla da hiç mi hiç ilgisiz bir söz, bir mısra düşüyor ağzımdan. Dayım öyleymiş: Teyzemlerin mektubunu annemler kelime kelime söyler, dayım da yazarmış. Zor beklermiş “Bâki selam!” denmesini. Dendi mi dendi, adres ezberinde, çarçabuk döşenir, sonra bir koşu postane yapar, atıp gelirmiş. Gelirmiş de zarfa teyzemlerin değil büyük dayımın adresini yazdığı da çok olurmuş. “Öyle mi dayı, annemlerin dediği doğru mu?” derdim, “Yalan” derdi, “Doğrusunu ben diyeyim.” İlkokuldaymış. Bayraklı bir resim yapmalarını istemiş öğretmen. Bizimki okul resmi yapmış, ortada da uzun mu uzun bayrak direği, sıra gelmiş bayrağa, diyor ki dayım: “Yav bayrak çiziyorum, bayrak olmuyor.” “Ne oluyor dayı? Ne oluyor?” “Uçurtma oluyor dayım, uçurtma.” Bayraktan uçurtma! Hiç duymadım! Ama dayım yapar! Dayım başka! “Hep bayraktan uçurtma mı yaptın dayı?” “Ben de merak ediyorum. Sildim uçurtmayı, yeniden çizeyim dedim, köftehor bu sefer de pırpır tayyare oldu, tayyareye niyetlendim bulut oldu, akarsu oldu, kuş oldu… bayrak olmadı.

Bir söz, bir mısra kel alaka düşüyor benim de ağzımdan. Düşmesi bir yanlış, bazen düşen de yanlış düşmüyor mu! Hay Allah! Telefoncuların orada öyle oldu mesela: Görmedim devr-i Yusuf’tan beri böyle güzel. Böyle mırıldandım. Dayıma çekmişliğim var ya, öyküye niyetlendiğimde, Yusuf değil de Yunus veya Musa ise, doğrusu ne ise onunla gireyim öyküye dedim,  arayıp buldum. Yusuf’ta değil de başka yerdeymiş yanlış. Düzelttim. Yusuf’ta yanlış olur mu! Ben dedim, siz de inandınız; insan, rüyasında bile bu yanlışı yapmaz. Yakup’un oğullarından Yusuf. En küçük oğul Bünyamin’in bir büyüğü. Kıskanıyorlar Yusuf’u, öyle güzel! Ama çileli de. Kuyuya atılmasıyla başlıyor çile, Yusuf’u bir kervancı alıyor kuyudan, yine de çile durmak bilmiyor. Neyse ki yüzümü kızartacak bir şey çıkmıyor ağzımdan. Benimkiler şaka gibi. Galiba mizah olsun için yaptığımı düşünenler de var. İyi, iyi! Düşünsünler, düşünmekle ezhân (zihn’in c.) aşınmaz, tersine parlar.

Benim saat kazaya uğradı. Yıkanacaklarla yıkandı. Bir daha çalışmadı. İçinde bir kart varmış, küçük oğlan, kendi saatine taktı onu, “Baba müjde!” dedi, “Kart sağlam. Numaralara bir şeycik olmamış. Senin telefon kaldır at markaydı zaten, kazaya uğradığına seviniyorum, bahaneyle yenilenecek.”

Telefoncular iki kardeş. Birini uzaktan uzaktan tanıyor gibiyim. Tavrı güzel, yüzü güzel, dili güzel bir çocuk. Çekirdekten tezgâhtar. Öyle kalmış aklımda. Epeydir yoktu. Kuyumcularla İstanbul’un altın çarşısı Kapalı arasında her gün gitmiş gelmiş, böyle duyma duydum. Diğerini hiç bilmiyorum. Parayı nerde nasıl tuttularsa, yanımızdaki çarşının meydana bakar köşesinde şimdinin moda işine girdiler. Telefon, hat,  bin bir çeşit iletişim ıvır zıvırı satmaktalar. Maşallah!

İşte geçen akşam dükkânı kapattım, eve gidiyorum, orada mırıldandım: Görmedim devr-i Yusuf’tan beri böyle güzel. Onu da yanlış mırıldanmışım. Neden böyle yapıyorum ki! Neden ilgisiz bir şey düşüyor ağzımdan? Dilimin altında bir şey varmış gibi. Telefon bakmaya gidiyoruz hem de bunları anlatıyorum oğlana, “Ooo, baba yahu! Yanlışın bir bu olsa ‘Yakışıyor babama!’ der güler geçeriz” diyor, “Televizyona radyo diyorsun baba. Kombiye soba. Klimaya vantilatör. Bu sabah da kapıdan çıktık, asansör dört kat aşağıda, ‘Arabayı çağır!’ dedin baba.”

Telefoncuların güler yüzlüsü karşıladı. Selamımızı güler yüzle aldı. Uğurlu kademli olsun, dedik; cümlemize, dedi. Allah razı olsun, dedi. Diğeri suratlı bir şey. Bizi bir kesiyor, sanki piyasanın maruflarındanız. Tanıdığım delikanlı envai çeşit telefon çıkardı bize, suratlısı onu uyarıyor iri iri bakışlarıyla dolandırmayalım diye. Belki de kıskançlıktan yapıyor. Boy boylar. Nasıl da güzeller! Minik minik şeylerin bile kimi artı olarak fotoğraf çekiyor. Kimi kameralı. Kimi aynı zamanda ses kaydı yapıyor. Kiminde de hepsi var. Anasının nikâhını istiyorlarmış bunlar için. “Yok, yok!” diyorum, “Sadece dört işlem yapan hesap makineleri var ya onlar kadar basit bir saat olsun, yeter bana.” Oğlan teyakkuzdaymış “telefon” diye düzeltiyor anında beni. Satıcının umurunda değil ne dediğim. Ben ne dersem diyeyim, o telefon anlıyor. Karpuz da desem yine telefon anlayacak. Susuştuğumuz bir sıra dolaptan içilecek bir şeyler çıkardı, çay, kahve istersek o da mümkünmüş. İnsan evladı bir genç. Sordum: “Sizi nereden tanıyorum?” “Çarşılardan” dedi, “Uzunçarşı’da pek çok mağazada tezgâhtarlık yaptım.” Ama o beni bana sormadı… Durdum, bekledim, yine sormadı. “Ben, yan çarşıda…” dedim demedim, diyemedim, beni tanıdığını, ne iş yaptığımı, solumda berber, sağımda bilgisayarcı olduğunu, hatta berberin Sezai Berber diye bilindiğini de söyledi. İnsan, dosdoğru bilindiğini görünce seviniyor.  Ben de sevindim. Söylesem Sezai de sevinir.

Sohbeti koyultacağız delikanlıyla ama pis pis bakıyor öteki. Yüzünü okuyorum: Bırak şu iki kavatı! Paraları kıymetli onların. Vakit harcıyorsun oğlum, vakit. Unutma: Vakit nakittir.

Evet, aynen böyle diyor. Sıkıntımdan sordum:

“Kardeş misiniz?”

“Ağbim. Benim beş yaş büyüğüm!”

“Adınız?”

“İlker.”

“Ağbinizinki?”

“Yusuf!”

“Yusuf mu? Bu mu Yusuf?”

“Adlarımızı ters mi koymuşlar?”

“Evet, sizinki Yusuf olmalıydı. Yusuf size yakışır.”  

İlker donuk donuk bakakaldı. Söylediğim söylenmesi gereken değilmiş gibi.

Kime anlattıysam bu hikâyeyi herkes de İlker gibi baktı. 

Peki, ne demeliydim?

Bizim oğlan kıs kıs güldüğüne göre o biliyor. Biliyor, söylemiyor. Yoksa mizah için bilmezlikten geldiğimi mi düşünüyor o da?

Diğerleri

NEYSE Karabatak, Sayı: 27, Temmuz-Ağustos 2016

KADINLAR Heceöykü Sayı: 73, Şubat-Mart 2016

TENEKESİNE Heceöykü, Sayı: 72, Aralık 2015-Ocak 2016

BEDEL Heceöykü,Sayı: 70, Ağustos-Eylül 2015

YUSUF Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

OYBİRLİĞİYLE Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

MUZAFFER AĞBİ'M Heceöykü, Sayı: 67, Şubat-Mart 2015

KONUŞMAK NİYE? Heceöykü, Sayı: 64, Ağustos-Eylül 2014

ANNESİYDİM  Heceöykü, Sayı: 62, Nisan-Mayıs 2014

KÜTÜPHANE  Heceöykü, Sayı: 61, Şubat-Mart 2014

ATEŞLE BARUT  Heceöykü, Sayı: 60, Aralık 2013-Ocak 2014

MERHAMET  Heceöykü, Sayı: 59, Ekim-Kasım 2013

VASİYET  Heceöykü, Sayı: 56, Nisan-Mayıs 2013

ALDI BENİ BİR KORKU  Heceöykü, Sayı: 55, Şubat-Mart 2013

ÂMEDÂBİ  Heceöykü, Sayı: 54, Aralık-Ocak 2012-2013  

YOLDAYIM, YÜRÜYORUM  Heceöykü, Sayı: 53, Ekim-Kasım 2012

EKMEK ARASI  Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net