Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
ERKEĞİN İCAZETİYLE Hece, Sayı: 161, Mayıs 2010

 

 

 

Yıl 1924 olmalı. Süreyya Hanım Adliye Vekaleti’nde stajyer memur. O sıralar Ankara küçücük. Olup biten hemen görülüp yayılıyor. Mebus beylerin İstanbul Lokantasına gittikleri de. Süreyya Hanım kendisi gibi yirmisinde ya da yirmisini henüz geçmiş Melahat Hanım’ı –ki sonradan Türkiye’nin hatta dünyanın ilk kadın Yargıtay üyesi olacak Melahat Ruacan’dır bu hanım- ayartıp erkânın lokantasına bir gün öğle yemeğine giderler. Vay, siz misiniz kız başınıza eski köye yeni âdet getiren? Haber, derhal…

Fakat, Süreyya Hanım kim?

Süreyya Hanım, Türkçülükle İslamcılığın çelişmediğine inanan liberal Ahmet Ağaoğlu’nun kızı. İlk çocuğu. Tezer hemen peşinden gelir, Abdurrahman’la Samet daha sonra. Aile Samet’in ardından II. Meşrutiyet’le Azerbaycan’dan İstanbul’a göç eder. Okula burada başlanır. Kızlar liseyi de burada bitirir. Ne ki hanım hanımcık oturmayıp memleket meselelerine ilgi duymakla hadlerini aşarlar.

Sözgelimi Süreyya avukat olmayı kor kafasına, Hukuk Fakültesi’ne gider. Oysa hiç kız öğrenci yoktur. Rektör Selahattin Bey’dir –Haldun Taner’in babası. Kaydının yapılmasını ister Süreyya. Rektörün yanında iki zat daha vardır, hayret ederler. Neden? On yedi yaşındadır Süreyya. Yaşıtları çarşaflıyken o gri bir tayyör giymiştir. Kendine gelip kahkahayı ilk patlatan, Selahattin Bey olur, “Üç arkadaş daha bul, hemen fakülteyi açalım” der.

Ömür kız Süreyya. Hukuk’a başlayınca başına bere gibi bir şey takar. Sıkılıp başından çıkarıverir bir gün de derste. Erkeklerden biri, “Başını açma!” diye seslenir. Memleket düşman altındayken bu didişmeleri fuzuli bulup karşı kor: “Ben açıyorum. Sen de bana bakma.”     

Lokanta Vakası sırasında Cumhuriyet’in Matbuat Umum Müdürü’dür Ahmet Ağaoğlu. Rezilliği yetiştirirler. Yetiştirenlerden biri de Başbakan Rauf Bey. Sonuç? Lokantaya gitmek yasaklanır Süreyya’ya. Babasıyla olursa hariç. Süreyya da durumu Mustafa Kemal’e duyurur, umar ki Paşa, “Vah vah! Çok üzüldüm!” diyecek. Böyle olmaz. “Baban da haklı, Rauf Bey de haklı!” der Paşa.

Ama birkaç gün sonra bir öğleyin Adliye Nazırı Necati Bey pür telaş odasına dalar Süreyya’nın. Telaşının sebebi Paşa’nın Süreyya’yı yemeğe götürecek olmasıdır; “Yürü!” der, “Paşa seni kapıda bekliyor.” Gerçekten de Paşa’nın özel otomobiliyle gidilir. Lokantaya gelindiğinde iner Paşa, fakat vazgeçmiş gibidir, arabadaki Süreyya’ya, “Bugün yemeği Latife ile bizim evde yiyelim de yarın buraya gelir yersin” der. Bunu da kapılara çıkan herkes duyar.

Haber yayılır. Ne kadar vezir vüzera hanımı varsa ertesi gün İstanbul Lokantası’nı basar. Tabii Süreyya da. Peki, erkeğin icazetiyle yapılmış bu baskın kadın eylemi sayılmalı mıdır?

Hele Afet İnan’ın anlattıkları da varken…

Kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı 1930’da çıkan Belediye Yasası ile verilir. Genel seçimlerde söz sahibi olmaları daha sonradır: 5 Aralık 1934. Afet İnan Atatürk’ün ve Kadınlar Birliği Başkanı Nezihe Muhittin’in çalışmalarını anar övgüyle.

Ama bir ayrıntı var ki atlanmamalı.

Yıl 1934. Bir gece. Atatürk Başbakan İsmet Paşa’yla çalışmaktadır. Bir zaman sonra Afet İnan’ın kütüphanesine geçerler. Afet İnan’ın dilinden: “Atatürk bana, ‘İnönü’nün elini öp ve teşekkür et’ dedi. Şaşırmıştım, sebebini sordum. ‘Kadınlara milletvekili seçimi için oy hakkını TBMM’ye teklif edecek’ dedi. Bu kararın hiç beklemediğim bir anda oluşu bana büyük bir heyecan ve sevinç vermişti.”

Hukuk’u bitirdiğinde Süreyya’ya yurtdışından burs önerisi gelir. Ama vetoya uğrar. Çevrilir. Atatürk tarafından Afet İnan’a eli öptürülen o İsmet Paşa da, bu bursu veto eden İsmet Paşa’dır işte.

Gelelim genç kadınlığa.

Zeynep Avcı 1947 doğumlu. Sosyoloji mezunu. Yararlandığım kitabında bu el öptürmeyi öylesine onaylar (Kadının Güncesinden, Afa, İstanbul, 1994, s. 44) ki beni asıl hayrete düşüren de budur.

 

 

Diğerleri

SABAHATTİN ALİ'NİN DÜŞÜNCE DÜNYASI ÜZERİNE Hece Sabahattin Ali -Susturulamayan Ses- Özel Sayısı, Sayı: 253, Ocak 2018

DÜŞMEKLE DOĞMAK ARASINDA Heceöykü, Sayı: 80, Nisan-Mayıs 2017

AHMET HÂŞİM HAKKINDA Hece -Ahmet Hâşim Özel Sayısı- Sayı: 241, Ocak 2017

KAHRAMANLARIM Heceöykü, Sayı: 78, Aralık 2016-Ocak 2017

ARA'YIŞ, SAİT FAİK, GERÇEK, 50 KUŞAĞI, SOL Heceöykü, Sayı: 77, Ekim-Kasım 2016

ERKEĞİN İCAZETİYLE Hece, Sayı: 161, Mayıs 2010

HİKÂYE DE , ÖYKÜ DE Heceöykü, Sayı: 70, Ağustos-Eylül 2015

ŞEHİR İLİŞKİLERİNİN ADAPAZARI ÖZELİNDE KISA TARİHİ Hece [Şehirlerin Dili Özel Sayısı] Sayı: 150-151-152, Haziran-Temmuz-Ağustos 2009

GÜNLÜK VE MAHREM Hece -Günlük Özel Sayısı- Sayı: 222-223-224, Haziran-Temmuz-Ağustos 2015

ÖYKÜDE FİNAL Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

BAŞKAN GELİNCE Hece, Sayı: 219, Mart 2015

YAZARIN YAZARDAN ALDIĞI Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

ÖLÜM KORKUSU VE KAYGISI ETRAFINDA ÖYKÜLERİMİZ, Heceöykü, Sayı: 15, Haziran-Temmuz 2006

"ÜÇÜNCÜ ÖYKÜLER" NE TAŞRA DERGİSİYDİ NE DE NİTELİKLİYDİ Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

BAŞUCUMDAKİLER Heceöykü, Sayı: 66, Aralık 2014-Ocak 2015

PEYAMİ SAFA'NIN DİLİ, ÜSLUBU VE TÜRKÇEYE DAİR DÜŞÜNCELERİ Hece -Bir Tereddüdün Aydını Peyami Safa Özel Sayısı- Sayı: 217, Ocak 2015

MEMLEKET HALLERİ, GEÇİŞKENLİK VE EDEBİYATA YANSIMASI Hece, Sayı: 213, Eylül 2014

HALK HİKÂYELERİ YENİDEN YAZILIR VE YORUMLANIRKEN  Heceöykü, Sayı: 32, Nisan-Mayıs 2009

RÖNESANS DÜŞÜNCESİ  Hece -Batı Medeniyeti Özel Sayısı- Sayı: 210-211-212, Haziran-Temmuz-Ağustos 2014

İLK KİTAP SEVİNCİM İLK KİTABIMDAN DEĞİL  Hece, Sayı: 209, Mayıs 2014
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net