Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
PARK, "ALT YANI BİR PARK" DEĞİLDİR Beytullah Emrah Önce, Tasfiye, Sayı: 51, Ocak-Şubat 2016

 

 

 

Bu bir “Park” yazısı, ama başka bir “Gezi” yazısı değil. Haliyle, başlıktaki park da Gezi Parkı değil. Bahsedeceğim hikâyenin mezkûr parka dokunan bir tarafı yine de var. Mesela, bir parkın, sadece bir park olamayacağını Gezi’de görmüştük. Yeşil bir kamusal mekân, çift kutuplu sembolik bir anlam kazanmış, siyasal bir iktidar mücadelesinin hem nesnesi hem de öznesi haline gelerek kendi hikâyesini yazmıştı. Benim bu yazıda bahsedeceğim “Park”ın da böyle bir hikâyesi var, hikâyenin anlatıcısı da bir park, fakat onun kendisini anlatabileceği bir öznelliği bulunmadığından, onun yerine hikâyesini Necati Mert yazmış.

Hikâyeye geleceğim ama müsaadenizle, ondan önce başka söyleyeceklerim var, doğrudan hikâyeyle ilgili değil belki ama dolaylı olarak hikâyenin öznesiyle ilgili. Necati Mert’in kendi kitabevi özelinde yazdığı anı kitabı “Memleket Kitabevi”yle ilgili yerel gazetede yazdığım yazıda da sözü yine bu Park hikâyesine getirmiştim. İlk olarak o kısmı buraya alıntılayım:

“Bazı yazarlar ya da şairler, şehirlerle birlikte anılır. O yazarın ya da şairin adı anıldığında, şehrin adı da gelir akla. Mesela bizde Yahya Kemal’i hatırlamak İstanbul’u hatırlamaktır biraz da. Fransızlar içinse Baudelaire, sanırım Paris demektir aynı zamanda. Her iki şairin şiirine sinmiştir bu şehirler, şehir ahalisi, şehrin mekânları... Şehir artık sadece bir mekân olmaktan çıkar, şiirin, hikâyenin ya da romanın imkânına dönüşür. Siz o şairle, hikâyeciyle ya da romancıyla aynı mekânı paylaşmaktasınızdır. Aynı sokaklardan geçip, aynı dükkânlardan alışveriş yapmaktasınızdır. Belki ortak tanıdıklarınız vardır. Aynı parkta oturmuş, belki de farkında olmadan yan masalarda çay içmişsinizdir. Aynı yağmurda ıslanmış, aynı güneşte ısınmışsınızdır. Ama tüm yaşanmışlıklar, akıp giden hayat sizde çoğu zamanla unutulan hatıralar dizisi olurken, mesela bir hikâyeci için tüm bunlar nice hikâyeye de imkân tanımıştır. O yüzden diyebilirim ki, Necati Mert’i hatırlamak, memleketim Adapazarı’nı hatırlamak olacak benim için. Sadece “Park” hikâyesi bile tek başına yeter şart sayılır aslında buna...”

İki yıl önce yukarıdaki satırları yazdığımda, söz konusu Park, çay bahçesi olarak düzenlenerek yeniden hizmete açılmıştı. Bunda Gezi’nin etkisini hissedebilirdiniz, çünkü o sürecin ardından yeşil alanlar yerel yönetimlerin önemli gündem maddeleri arasında üst sıralara tırmanmıştı! İşte bu direncin payıyla, çocukluğumun Şemsiyeli Park’ı, bazı akşamlar güzelce giyinip, ailecek gittiğimiz, çocuk parkında oynayıp, havuz kenarında şeftali aroması içtiğim mekân, “Şemsiyeli Bahçe” adıyla düzenlenerek, tekrar park hüviyeti kazanmıştı. Neden “tekrar”? Çünkü benim için arada, 1999’daki büyük Marmara Depremi sonrası yapılanlar var, parkın şeyleştirildiği bir dönem... O dönem, “esnaf, tüccar, dükkân sahipleri” yine birleşmiş (‘yine’ ile ne kast ettiğimi de hikâyeyi okuyunca daha iyi anlayabilirsiniz), zaman geçtikçe yeşillikleri eksiltilmek suretiyle park bir ticaret alanına, olduğundan başka tür bir eğlence “şey”ine dönüştürmüş, ucubeleştirmişti.

Şimdi burada, yani tam da hikâyede anlatılan parkın daha önce nasıl olduğundan bahsedeceğim sırada, yine yazının başına dönmüş sayılacağım ama mevzudan çok uzaklaşmadan… Hem parkla, hem de parkın ilk hikâyesini yazan Necati Mert ile yolumuz, o dönem, bir nevi “Gezi” eyleminde kesişmişti, tarih verirsem 2005 yılının mayıs ayında; yani Gezi’den neredeyse tam on yıl önce! O günlerde, ahalinin zamanında gölgesinde serinleyerek çayını yudumladığı ağaçlardan bazıları, bir hamburger restoranı açılacak diye kesilmişti. Bunu haber alınca, Necati Mert’in öncülüğünde, Şehir Sakinleri adıyla birlikte hareket ettiğimiz arkadaşlarla, ağaçların kesildiği inşaat alanında eylem yapmış, hiç değilse kalan ağaçların kesilmekten kurtulmasına vesile olmuştuk. Tabii o dönem de meseleyi “üç beş ağaç” zannedenler, halka ait alanların iktisadi çıkar şebekelerince talan edilmesine gösterilen tepkinin arkasında başka şeyler aramaya koyulmakta gecikmemişti. Oysa mesele gerçekten ağaçtı, parktı, kamusal bir alanın yöneticiler tarafından şahsi bir keyfiyetle ticarileştirilmesiydi… Üstelik, şehrin hafızasında yer etmiş bir yerden bahsediyorduk, ilk yıllarının hikâyesini Necati Mert’in anlatımıyla okuduğum “Park”tan…

İşte burada asıl mevzua geldik: 1978’de “Park” adıyla yayınlanan mezkûr hikâye, Necati Mert’in 1970’li yıllardaki ilk hikâyelerinden oluşan “Gramofonlar, Radyolar, Teypler” kitabında yer alıyor; bu kitap da yazarın hikâyelerini toplu olarak iki cilt halinde yayınlayan Hece’nin “Mustafa’nın Karesi”nde.

Necati Mert, birinci tekil şahıs olarak bir Park’ın ağzından, yine parkın kendi hikâyesini yazmış olsa da; siz, ne parkın sadece bir park, ne de parkın hikâyesinin sadece bir mekânın hikâyesi olarak kalmadığını fark ediyorsunuz; kendi ifadesiyle parka “Canım nesin yani alt yanı bir park!” deyip burun kıvıramayacağınızı. Yazar, kendine has üslubuyla, egemen siyasetin kültürel iklimini ve o iklimdeki değişimin sosyolojik yansımalarını bir parkın gözünden anlatırken, iktidar ve mekân ile mekân ve insan arasındaki karşılıklı ilişkilerin edebi bir tasvirini sunuyor. Üstelik bu park, biraz da seçkinci bir park, bunda kurucularının tek partilik iktidar seçkinleri zümresinden olmasının bir payı olsa gerek. Evet, karşımızda hukuk mezunu bir belediye başkanı tarafından yaptırılmış, eşi menendi görülmemiş bir törenle kurdelesi kesilerek açılmış, askeri ve sivil bürokrasinin hizmetine sunulmuş ve bu yüzden de “barbarların istilasına” uğramaktan kurtulduğuna sevinen bir “Park” var!

Necati Mert, Park ile şehir merkezindeki bir parkı, hikâyesinin başkahramanı ve anlatıcısı yaparak, park ve parkın bürokratik müdavimleri arasındaki asimetrik ilişkileri, çıkar ortaklıklarını ya da iktidar paylaşımındaki rolleri, bazen park içindeki karşılaşmalar bazen de müdavimlerin park dışında kalan sosyal çevreyle ilişkileri üzerinden anlatıyor ve bu esnada devlet düzenindeki hiyerarşinin toplumsal yansımalarını da kayda değer bir şekilde gösterme imkânı buluyor. Dahası, “merkez” ve “çevre” kavramlarıyla da izahı yapılabilen Türkiye siyasetinin o dönemki merkez-çevre ilişkisini, bu ikisi arasındaki siyasal iktidar mücadelesini, bu süreçteki geçişkenlikleri ve pozisyon değişikliklerini, çevreden gelip iktidarın merkezinde kendisine yer açanların davranışlarındaki hızlı başkalaşımı; merkezine bir parkı koyarak anlattığı hikâye çevresinde harika bir şekilde ortaya koyuyor. Bunu da, Demokrat Parti’nin iktidara geldiği gece ve sonrasında Park’ta yaşanan ve yaşanmayan mimari, kültürel ve bürokratik değişikliklerin, parkta yarattığı hissiyat ile birlikte anlatarak yapıyor. Böylece güzel bir park hikâyesi, “alt yanı bir park” hikâyesi olmaktan çıkıyor ve sadece geçmişte kalmış bir dönemi değil, bugünü de anlamlandırmak için dikkate değer bir anlatıya dönüşüveriyor.

Diğerleri

PARK, "ALT YANI BİR PARK" DEĞİLDİR Beytullah Emrah Önce, Tasfiye, Sayı: 51, Ocak-Şubat 2016

GÖNÜLLER KÜÇÜLDÜ Cihad Şahinoğlu, Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

NECATİ MERT'İN "MİNNACIK BİR UÇURUM'U YA DA TAŞRANIN AYAK SESLERİ Faik BAYSAL, Cumhuriyet Kitap, Sayı: 347, 10 Ekim 1996

BİR ŞEHRİ ÖRMEK: "HİKÂYEM ADAPAZARI" Temel Karataş, 25 Aralık 2008

ADAPAZARI'NDA KIRK YIL  Yasin Şafak, Tasfiye, Sayı: 46, Ocak-Şubat 2014

MEMLEKET İÇRE BİR KİTABEVİ  Erdem Dönmez, TYB Akademi, Sayı: 10, Ocak 2014

MEMLEKET GİBİ KİTABEVİ  Beytullah Önce, Sakarya Yeni Haber, 1 Aralık 2013

TAŞRADA KİTAPÇI OLMANIN ÖTESİ  Özge Atasel, AGOS Kitapkirk, Sayı: 60, Kasım 2013

"MEMLEKET KİTABEVİ"NDEN İNSAN MANZARALARI  Temel Karataş, Milliyet Kitap, Ekim 2013

NE GOOGLE'A NE DE BAŞKA BİR KRONOLOJİYE GİRMİŞ BİR TARİH  Aslı Tohumcu, Radikal Kitap, Sayı: 658, 25 Ekim 2013

MEMLEKET GİBİ BİR KİTABEVİ  Bir Gün, 05 Ekim 2013

GECEYE UÇURULAN GÜVERCİNLER  Adnan ÖZER, Radikal İki, Sayı: 15, 19 Ocak 1997

GECEYE UÇURULAN GÜVERCİNLER  Nalan BARBAROSOĞLU, Adam Öykü, Sayı: 9, Mart-Nisan 1997

Necati Mert'e SAÜ tarafından Fahri Doktora ünvanı verildi...

ÖMER SEYFETTİN VE KİMLİK  Hale Kaplan ÖZ, Yeni Şafak, 5 Eylül 2004

OKUR KİTAPLIĞI'NDAN ELEŞTİRİ KİTAPLARI  Hakan ARSLANBENZER, Fayrap, Sayı 48, Şubat 2012

ŞEHRİN SESLERİ: NECATİ MERT  Necip TOSUN, Heceöykü, Sayı: 50, Nisan-Mayıs 2012

"ZAMANSIZ"  Cemile SÜMEYRA, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012 

ZAMANSIZ ÖYKÜLER  Efe ERTEM, Kitap Zamanı, Sayı: 74, 5 Mart 2012

DİL, TARİH VE EDEBİYAT ÜZERİNE DENEMELER: "KELEPİR SEPET"  Yusuf YAVUZYILMAZ, Ayraç, Sayı: 32, Haziran 2012
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net