Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
PERDE GAZELİ 02 Mayıs 2016

 

 

“Türk tiyatrosunun hayal’le gerçek’i birbiri içinde vererek dünya olaylarına ahiret penceresinden de bakabilen o ileri görüşü Haldun Taner’in oyunlarında yoktur. Taner bu tiyatronun usullerini bu gaye için kullanmamıştır.”

Bu satırlar 1968’de verdiğim lisans tezimden: s. 94-95. Kısaltarak sürdüreyim: Türk temaşası, özellikle Karagöz tasavvufa dayanır, bunu da eğlendirerek gerçekleştirir. Haldun Taner bu tiyatronun eğlendirici öğelerini alır sadece –ki toplumcu Brecht’in epik tiyatrosundan da aldığı yine sadece eğlence’dir. (s. 113). Eğlence’yi de kendi toplumsal mesajı ve eleştirisinin kolay alınması için kullanır –web sitemden görülebilir:  http://necatimert.com.tr/resimler/files/tiyatro_yonunden_haldun_taner.pdf

Temaşamızın meydan oyunu Ortaoyunu ile gölge oyunu Karagöz’ün temel esprisi yazılan ama konuşulmayan saray dili ile sokakta, kahvede ve tekkede gelişegelen konuşma dili farklılığına dayanır. Bu herkesin bildiğidir. Fakat tasavvuf yanı pek bilinmez. Hacivat semâî söyleyerek perdeye gelir. Semâîyi bitirince  “Hay Hak!” diye seslenir ve “perde gazeli” diye bilinen aruz üzre yazılmış bir şiir okur ki o şiir tasavvufun ta kendisidir –örnek olarak: “Dikkatle nazar kıl şu kubbe-i âsumâna / Bu dünya misâl-i hayaldir ehl-i irfâna // Zâhiren görünen bir perdedir / Lakin dünyâ-yi mâ-fihâya bir nişânedir // Sanma bu perde bir zıll-i hayâlden ibârettir / Hakikatle bakılsa câ-yi ibrettir”  Böyle dokuz on beyit sürer.

 Tasavvuf perde gazeliyle sınırlı değil, Karagöz’ün her aşamasında var. Bir kere Karagöz kişileri gölge kişilerdir. Zeytinyağıyla şeffaflaştırılmış deve derisinden “suret” de, “tasvir” de denilen Karagöz kişisi “nevrekân” denilen keskin uçlu bir bıçakla özenle kesilip çıkarılır, sonra kök boyayla boyanır. Perdeye gölge düşmesi için perde gerisindeki bir meş’aleden veya bir çanak zeytinyağının ortasında yakılan fitilden yararlanılır. Karagözcü ışıkla perde arasında durur, elindeki,  her biri bir sopaya tutturulmuş suretleri hem oynatır hem konuşturur.  Tek başına.

Rivayet edilir ki gölge oyununun mucidi Şeyh Kuşterî’dir, der ki: “İşte bu perde Cenab-ı Hakk ile aramıza giren dünyadır. Arkasında yanan meş’ale ise ruhtur. Dünyadaki varlık âlemi gölgeden ibarettir, hayat budur. Ruh sönerse cisim de yok olur. Perdenin sahibi Bâkî olan Allah’tır.” Platon’un mağara istiaresini hatırlatan bu gölge oyunu sayın ki tasavvuf’un fotoğrafıdır. Geçerken, sorayım: Bütün suretleri neden tek başına Karagözcü oynatıp konuşturuyor?  Nedeni belli. Sizin için de belli olmalı. Cevabınızı siz değerlendirin.

Ramazan’da değiliz, bayramda değiliz, bu Karagöz niye?

Neyzen M. Hakan Alvan ile Fatih Sultan Mehmet  V. U.nde. Yrd. Doç. Dr. Türkân Alvan  çiftinin “Saz ve Söz Meclisi”nde olduk 27 Nisan akşamı Sakarya Sanat Galerisi’nde –ki Zirai Donatım’ın yemekhanesiydi vaktiyle, yıkıcıların üç dönem her nasılsa ellerinden kurtulmuş şehir hatıralarındandır, kültür-sanat mekânına yükselişi Başkan Toçoğlu döneminde olur.

Değişik bir akşama tanık olacağımızı tahmin ediyordum; ama bütün tahminim de ney üflenecek, ney’e ve anlamına ve seslendirilen eserlere dair açıklayıcı bilgiler verilecek’ten öteye de geçmiyordu. Oysa Neyzen Alvan tasavvuf müziğinde 200’ü aşkın bestesi, on’un üzerinde albümü olan, İstanbul Tarihî Türk Müziği Topluluğu’nun yurt dışı konserlerine Ahmet Özhan’la birlikte katılmış bir kıymet. Eşi Türkân Alvan öğretim üyesi, bölümü Türk Dili ve Edebiyatı.

Saz söz’den az oldu galiba o akşam. Ama şikâyetçi değilim. Ben ki Karagöz’ü, Ortaoyunu’nu ve Meddah’ı bildiğimi sanırdım, gölge oyununun hicviye türünde, evic makamında bir şarkısı varmış, o akşam öğrendim, dinlettiler duyduk. Kısacık. On sayısıyla başlayıp bir’le bitiyor. Görünüşte çok eşliliği eleştiriyor. Ama asıl telkin ettiği “vahdet”tir.  Hicviyeye göre söylersek: “Kesrette vahdet”. Nedir bu? Çoklukta birlik. Açalım: Hangimiz ne’yle ve hangi işle meşgul olursak olalım herkesin ve her şeyin Allah hikmetinin tecellisi olduğunu bilerek gönlünü Hak’tan ayırmamasıdır.

“Saz ve Söz Meclisi” o akşamın adı değilmiş sadece, Alvan çiftinin şair A. Ali Ural yönetimindeki Şule Yayınları’nca  basılmış 550 sayfalık bir de fihristi zengin kitapları varmış meğer. Birinci bölümde klasik şiir ile musiki ilişkisi on sekiz başlık altında ele alınıyor, Karagöz o başlıklardan sadece bir tanesi Sonraki üç bölümde ise “güfteden besteye”, “beste hikâyeleri”, “dinleti tavsiyeleri” üst başlıkları altında el atılmamış mesele yok, hepsi de anekdotlar, hikâye ve hatıralarla sevilir, okunur kılınmış.

Bütün bunların niçin’ine gelince: Kitabın adı “Saz ve Söz Meclisi” ama alt başlığı çok daha önemli: “Şiir ve Musiki Medeniyetimiz”. Alvan çifti Karagöz de, Urfa Sıra Geceleri de dahil bütün eski şiir ve musikimizin bir medeniyet oluşturduklarını, ondan ayrı düşülmeyeceğini söylüyorlar.

Ki iyi de ediyorlar.

 

 

Diğerleri

ÇAVDAR UNUNDAN BAKLAVA 2 Aralık 2017

YENİ BİR HIRSIZLIK 22 Mart 2017

ŞÛRA ÜSTÜNE 12 Mart 2017

PERŞEMBELER 2 Ocak 2017

SERTİFİKA 2 Ekim 2016

BİZİ AYAKTA TUTAN 22 Temmuz 2016

AYAĞINIZ YERDEN KESİLMEK ÜZEREYKEN 02 Temmuz 2016

PERDE GAZELİ 02 Mayıs 2016

ENGİN 22 Eylül 2015

EYLÜL GELDİ Mİ 2 Eylül 2015

AYIN İLK PERŞEMBESİ 22 Ağustos 2015

KÜREYLE BULUŞMAK 12 Ağustos 2015

AVM VE AGORA 2 Ağustos 2015

MADEM DOĞRU KONUŞULACAK 22 Temmuz 2015

ON GÜN 2 Haziran 2015

ÇALIŞTAYDA III 12 Mayıs 2015

ÇALIŞTAYDA II 22 Nisan 2015

ÇALIŞTAYDA 12 Nisan 2015

KÜTÜPHANE VESİLESİ İLE 2 Nisan 2015

ŞEHİR KİMLİĞİ ÇALIŞTAYI 22 Mart 2015
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net