Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
KADINLAR Heceöykü Sayı: 73, Şubat-Mart 2016

 

 

İki kadın. İki emekli. İki dul.

Ev bizimdir. Sokak gürültü. Boğar. Boğar, evimize koşarız. Hatta odamıza. Odamız yoksa geceleyin yatağımız olan kanepe de, yemekteki sandalyemiz de iyidir. Avutur. Isıtır. Fakat komşunun dikenli bir sözü olur ya da tatsız bir haber alırız telefondan yahut ne bileyim günlerce yağmur yağar, kar kapar yolları yahut da siyaset hırçınlaşır, sokağa taşar, koştuğumuz ev cendereye döner, aynaya maynaya bakmadan ilk fırsatta dışarıya atarız kendimizi. Kaçarız. Evden kaçarız.

İki kadın iki kardeş gibi. ‘Burger King’in önünde sözleşmişler, küçüğü geldi, durgun, kırık, kasılmış, üst dudağının ucunda belli belirsiz bir seğirme, gayet açık ki anlatacakları var, anlatsa açılacak. Büyüğü de geldi, nefes nefese idi, küçüğünü kol mesafesinden tuttu, merakla baktı yüzüne, sarıldı, sarılıştılar:

“Kim ne dedi, ne yaptı sana? Bu hal ne Sevilay?”

“Çok mu kötüyüm?”

“Telefonda da fazla bir şey söylemedin. ‘Buluşalım, dolaşalım biraz’ dedin sadece. Ahizeyi kapatırken de zayıf bir sesle ‘Burger King!’dediğini duydum galiba. Burada olmasaydın ‘Kitap Kafe’ye bakacaktım.”

Evden acele çıktıkları aşikâr: saçları boyalıydı, ama kabartılmamış, ordan burdan tokayla tutturulmuştu. Kıyafetin etkisi bilinir, temizi hele ki iyisi tavsiye mektubudur, bilmeyen kalmadı, iki emeklinin herkesten çok bildiğine yeminler kasemler ederim. Şu Çark Caddesi’nde piyasa yapanlardan kim sokağa o iki dul gibi irticalen çıksa kıyafetinin altında ezilir. İki kadın ise ne giyerse giysin giydiğini hükmü altına alır, efendiliğini sürdürür –izlenimim böyle.

Kol kola girdiler, Sevilay anlattı; Tülay önce dinledi, sonra o da anlattı; caddenin çarşı ucuna geldiklerinde ne telefon etmiş ne telefon almış oldular, ev halleriyle çıktıklarını fark edip gülüştüler. Sevilay’ın “Hadi mağaza gezelim şimdi, sonra da ‘Kahve Dünyası’na gider akşamı ederiz; ama hesaplar benden, önüme geçmeyeceksin tamam mı?” demesiyle mağazadan mağazaya girdiler çıktılar.

Anladığım aralarında emeklilik, dulluk, öğretmenlik, komşuluk gibi büyük benzerlikler bulunan kadınların üçü, beşi, onu belli periyotlarda bir araya geliyor, adı sanı olan bir yerde kahvaltıydı, çorbaydı, köfteydi, ziyafetti ediyor, içiyor, yiyor, çekiyor, sosyalleşmiş olarak ayrılıyorlar. Bunlar peşlerinden gittiğim iki emeklinin anlattıklarından çıkardıklarım. Tenhalaşan, çözülüp dağılan gruplar olmuş, oluyormuş ama sıkı dostluklar da çıkmış içlerinden. Sevilay’la Tülay’ınki galiba bunlardan.

Sevilay’ın bir oğlu var. Yeni evlenmiş. Kız güzel. Akça pakça. Mesleğini almış. Sevilay pek memnun gelininden. Annecim, annecim diye bıcır bıcırmış da kaynanasının etrafında. A, kaynana olur mu! Olur mu? Sevilay’ın önünde demesem bari boş bulunup! Kaynanalık ediyor diyecek hiç etmediğim halde. Edecek olsam oğluma ederim. Nankör! Üç yıllık evliydim babası öldüğünde. Az zahmet mi çektiğim! Bu sabah telefon açmış, “Anne allahaısmarladık” diyor. “Oğlum, nereye?” İşyerinin takipteki bir alacağı için yurt dışına gidiyormuş, bir hafta sürebilirmiş, “Üç gün de ben eklerim” diyor, “eder on gün. Karım da kendi işyerine duyurdu, güçlük çıkarmamışlar.” “Karın mı? Kızımı da mı götürüyorsun?” “Yalnız nasıl kalsın anne!” Doğru, nasıl kalsın! “Dönüşünüzde doğru bana gelin de bari yirmi dört olmasın!” Anlamadı. Anlattım. “Oğlum!” dedim “Ayın 5’iydi en son uğradığında, beraberdiniz, sinemaya gidiyormuşsunuz, ayakta görüştük.” “Hatırlıyorum anne, ‘ce demeye mi geldiniz?’ demiştin.” “Evet, bugün ayın kaçı? 18’i. Tam on üç gün oldu seni görmeyişim.” “N’apayım, kart basar gibi her gün mü uğrayayım?” “Özlüyorum oğlum!” “Aynı şehirdeyiz, kötü haber tez gelir, gelmediği sürece merak edilecek bir şey yok demektir.” “Oğlum, ‘merak ediyorum’ demedim, merak da ediyorum ayrı, ama ‘özlüyorum’ dedim.” “Özlemek değil bu.” “Şimdi de on gün daha uğramayacağını telefonla bildiriyorsun. Kalkıp gelsene! Yüzünü göreyim, kokunu alayım.” “Konuşuyoruz işte, görüp de n’olacak?” “Seviyorum oğlum! Dokunacağım, öpeceğim, koklayacağım!” “Sevmek değil seninki!” “Ne peki?” “El koymak. Sen beni sevmiyor, hükmüne alıyorsun. Üstüme irade koyuyorsun.”

Aldı Tülay, bakalım ne dedi?

Evliliği iki kişi arasında gerçekleşen bir ilişki sanıyoruz. Oysa düğünlerde kız tarafı, oğlan tarafı var bir de. Onlar da ilişkiye geçiyor düğünle. Gelinle damadın bildikleri, taraflarının öğrettiklerinden başka bir şey değil. Ninnilerle başlatılan köklü bir eğitimden geçtik, geçmekteyiz. Sadece evlilik değil bütün ilişkilerimiz aslında çoklu. Haliyle çarpışılıyor, üstelik hayat boyunca. Tek başınalıkta da bu böyle. Oğlum, kısmeti kapalılardan; evlenmeye öyle hazır, evlenmeyi öyle istiyor ki ama olmuyor. Bu bir sorun. Çözemedik. Seninle buluşacağımızı duyunca, “Sevilay Teyze’ye söyle, ‘Oğlumuz 24 ayardır’ desin her rastladığı güzele” dedi.

Caddeye çıkan sokakların birinde hoşluğu olan bir mağazaydı. Sevilay’ın zaman zaman uğradığı yerlerdenmiş. Olmadık giyim yok, olmadık renk yok. Koşuştu kızlar: “Ablacım hoş geldiniz!” “Ablacım siz de hoş geldiniz!” “Yine şıksınız ablacım!” Henüz küçülme, seyrelme, sarkma nedir bilmeyen vücutlar içinde heyecan bekleşen havadar kızlardı. Cilveli. Kıpır kıpır. Biri hariç. Duvara dayanmıştı. Boş bir yerinden içine girmek istemiş, girememiş de duvara yapışmış gibiydi. Gözlerinin parlaklığını ne artırıyor ne eksiltiyor, öyle bakıyordu. Sevilay’ın dikkatini çekti, kıza yanaştı:

“Siz yenisiniz. Daha önce nerde çalıştınız?”

“Çalışmadım efendim. Benim ilk işim. Bir hafta oldu başladığım.”

“Geç mi karar verdiniz?”

“Evet, çok sıkıldım, bilemezsiniz ne kadar sıkıldığımı.”

“Adın ne? Adınla seslenelim sana da.”

“Sevilay efendim!”

Sevilay, “Sevilay mı!” diye bir çığlık attı, Tülay’a döndü:

“Tülay, bak iki Sevilay olduk, çabuk bir niyet tut, olmasını istediğin bir şeyi geçir içinden, oğlunun kısmetinin açılması için dua et, Allah’a yalvar. Aynı adla adlı iki kişinin yanında tutulan niyet gerçekleşir, edilen dua kabul olur.”

Kızcağız bir sevinçle, bir umutla Sevilay’a yanaştı, ellerini tuttu, dua beklediğini gözleriyle anlattı. Tülay’a baktı, beklediğini açık açık söyledi ona:

“Siz de efendim, benim için de dua ediniz, çok ihtiyacım var.”

Aklımdan geçenler iki dulun, iki emeklinin de aklından geçenlermiş, Tülay dile getirdi:

“Kısmetin açılsın istiyorsun! Elbette! Bizimkiyle açılır inşallah!”

“Hayır efendim! Ben sekiz yıllık evliyim. Çocuğum yok, olmasını çok istiyorum.”

Diğerleri

NEYSE Karabatak, Sayı: 27, Temmuz-Ağustos 2016

KADINLAR Heceöykü Sayı: 73, Şubat-Mart 2016

TENEKESİNE Heceöykü, Sayı: 72, Aralık 2015-Ocak 2016

BEDEL Heceöykü,Sayı: 70, Ağustos-Eylül 2015

YUSUF Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

OYBİRLİĞİYLE Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

MUZAFFER AĞBİ'M Heceöykü, Sayı: 67, Şubat-Mart 2015

KONUŞMAK NİYE? Heceöykü, Sayı: 64, Ağustos-Eylül 2014

ANNESİYDİM  Heceöykü, Sayı: 62, Nisan-Mayıs 2014

KÜTÜPHANE  Heceöykü, Sayı: 61, Şubat-Mart 2014

ATEŞLE BARUT  Heceöykü, Sayı: 60, Aralık 2013-Ocak 2014

MERHAMET  Heceöykü, Sayı: 59, Ekim-Kasım 2013

VASİYET  Heceöykü, Sayı: 56, Nisan-Mayıs 2013

ALDI BENİ BİR KORKU  Heceöykü, Sayı: 55, Şubat-Mart 2013

ÂMEDÂBİ  Heceöykü, Sayı: 54, Aralık-Ocak 2012-2013  

YOLDAYIM, YÜRÜYORUM  Heceöykü, Sayı: 53, Ekim-Kasım 2012

EKMEK ARASI  Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net