Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
DEVLET VE BABA 13 Haziran 2006

 

 

Meğer kanallar silme şenlikmiş! Kuzuluk’ta tatilde olduğum Mayıs’ın son, Haziran’ın ilk haftası boyunca neler neler görmedim! On bir yıllık sevgilisi Banu Alkan’ı bırakmış, bu kadarla kalmayıp bir de iftiraya başlamış. Ahu Tuğba’ya ise laf anlamaz bir adam galiba musallat olmuş, Ahucuk sıkıntıda. “Size Anne Diyebilir miyim?”le evlenmiş çiftlerden Gürkan’la Selma’nın evlilikleri de kâğıt üzerinde artık. Oğlanın ailesi karıştırmış sanırım ortalığı; kız “Boşanmam!” diyor, ama “Para ver boşanayım!” dediği de oluyor.

İnsanız, aramızda problem çıkar. Ama bunun kanaldan kanala veya telefonla veyahut stüdyoda yüz yüze ve hakem görevi verilmiş seyirci önünde ortaya dökülmesinde yanlışlık var. Yoksa senaryo ihtimali daha mı kuvvetli?   

Her şeye rağmen bir şeyi yakından gözlememe yaradı bu şamata. Stüdyo seyircileri veya telefonla bağlananlar, kadın-erkek, giyimli-giyimsiz, okumuş-okumamış, genç-yaşlı hiç fark etmiyor, hepsi aynı kitlesel dili kullanıyor. Birey değiller. Bir ortak hafıza yüklenmiş kendilerine, oradan konuşmaktalar.

Örnekleyelim: Oğluyla Hakkı Bulut’un arası açılmış. Oğul dediğim koca adam. Otuz sekiz yaşında. Hakkı Bulut’un parasını çarçur etmiş –böyle bir rivayet var- Hakkı Bulut da reddetmiş oğlunu. Görüşmüyorlar. Konu hakkında konuşmak yabancılara düşmez ama, konuşmaları istenince de ilkin işin aslı öğrenilmeli değil midir? Bunu kimsenin umursadığı yok. Herkes kolektif bir bilinçle oğul adama ceza kesiyor: “Hakkı Bulut senin baban. Hakkı Bulut bir sanatçı. O seni kapıdan da çevirse, o seni sopayla da dövse, sen onun elini öpecek, ‘Babacım, affet beni!’ diyeceksin. Sen kalkmış, bir de aleyhinde konuşuyorsun; bunu nasıl yaparsın!”

Buyurganlık, devlet merkezli dilin özelliğidir. Modern öncesi böyle olduğu gibi –hayrettir- modern ulusdevletlerin dili de böyledir. Modern devlet, modern öncesinin dinsel/geleneksel dilini devralır, cemaatlerin homojen yapılarını adeta yeniden yaratıp kendini ve mitosunu güçlendirir. Sözgelimi imparatorluktan cumhuriyete geçilir ama, “kulluk” bırakılmaz. Anlamını dinselle güçlendirmiş bir kulluk vardır Osmanlı’da: Padişaha kulluk. Ama, şahsın yerine soyut bir devlet ve onun ideolojisi geçer Cumhuriyet’le birlikte de. Ziya Gökalp’ın “Hak yok vazife var”ı, “Sen, ben yok biz var”ı hâlâ makbuldür. Hatta böyle düşünmemek ihanet sayılır.

Birey yok burada. Bireyin hakkı, hukuku yok. Birey vazife ile yükümlü sadece. Devlete hizmet edecektir birey, o kadar. Bireyin kollanmadığı bir dildir bu. Bireye yaramaz. Erk yararlanır bundan. Erk, yani güç. İktidar. Erkek’in kök anlamında bu erk/güç vardır işte. Bu bağlamda “baba” da metafor olarak devlet’in yerine geçer. Farkında değiller, “Hakkı Bulut senin baban. Baban için bunları nasıl söylersin!” diyenler; böyle demekle Ziya Gökalp’ın değirmenine su taşımaktalar aslında.

Ya, Selma’ya hücum eden kadınlara ne demeli? Hele biri vardı ki, “O senin kocan” diyordu, “Ne demek koca? Ekmek. O seni doyuruyor, öyleyse susacaksın. Kızıyormuş. Dövüyormuş. Koca bu! Sever de, döver de. Hepimiz geçtik o yollardan. Ama senin gibi yapmadık. Kapattık ağzımızı. Sustuk.” Sağ elinin başparmağıyla şahadetparmağını uç uca getiriyor, ağzının sol yanından sağ yanına fermuar çeker gibi çekip gösteriyordu bir de ağzını nasıl kapattığını. Pes! Erkek dilini böylesine benimsemiş kadınlığa pes!

Ecevit’in komada çekilmiş resminin gazetelerde yayımlanması gündeme düşmez mi o sıra! Meseleyi tıp etiği, hasta hakları, özel hayat, mahremiyet, ahlak, vicdan… açılarından sorgulayanlara sözüm yok. Onların yaptığı doğru. Ama bir profesörün dedikleri gayet ibret şeylerdi. Devlet merkezli dilin medyayla, sokakla sınırlı olmadığını gösteriyordu. Kim bilir, buralara o katlarda üretilip taşınıyordu belki de. Ürküten sözlerse şöyle: “Ecevit herhangi biri değil; eski bir başbakan ve milyonlarca insan onun kimliğinde temsil edilmiştir. Burada söz konusu olan … ulusal düzeyde bir kimliğin rencide edilmesi.” (Radikal, 2 Haziran 2006).

Ne demek “herhangi biri”? Bu olmaz. Ecevit’i rencide eden beni de eder. Seni de eder. Etmeli. Demokrasi ve eşitlik söz konusuysa tabii.

İki oğlum var. Onları hiç dövmedim. (Şu tuhaflığa bakın, bununla övünüyorum. Sanki başka türlü olmalıymış gibi.) Hatta, dönüp baktığımda yüzümü kızartacak bir sözümü de hatırlamıyorum. Ben böyle diyorum ama, erk’in muhtaç olduğu militarizm, üzerime hiç sinmemiş olabilir mi? Mümkün mü bu? Hele Korkut da, Emre de kimi sözlerimi sert, kimi yaptıklarımı köşeli bulup buralardan mizah çıkarıyorlarsa bugün bile… Ben kendimi pir ü pak görmüşüm, ne fayda!

Babalar Günü’nde gömlek alır, ayakkabı alır, cüzdan, kemer, anahtarlık falan alır çocuklar. Sevinirim. Öperim onları. İnanır mısınız, buyurgan yanımı ince ince makaraya sarışları kadar sevindirmez hiçbiri. Rakı bardaklarımızı birlikte kaldırırkenki lezzetin benzerini bu şakalarında bulurum çünkü. Toparlanırım o zaman. Çocuklarımla daha az baba, daha çok insan olurum. Olmaya çalışırım.

Diğerleri

DEVLET VE BABA 13 Haziran 2006

"SİYASETE KARŞI SİYASET" 19 Aralık 2006

ÇARK  19 Eylül 2006

BERCESTE  28 Kasım 2006

NEVRUZ VE BAYRAM ETRAFINDA  21 Mart 2006

UMMAZDIM!  28 Şubat 2006

UNUTMAYA GELMEZ  14 Şubat 2006

MAJESTELERİNİN SİVİLLERİ  7 Şubat 2006

YAKIŞIR  31 Ocak 2006

SANAT VE ESTETİK YAHUT ESTETİĞİ BOYA ZANNETMEK  24 Ocak 2006

KİTAP NETAMELİ  17 Ocak 2006

OYUN, SANAT, KURBAN  10 Ocak 2006

REFİK HALİD YA KAÇMASAYDI? 3 Ocak 2006
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net