Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
KONUŞACAKSAK EĞER Karabatak, Sayı: 28, Eylül-Ekim 2016

 

 

 

Türk Dil Kurumu’nun takıntıları vardır; bunlardan biri de işyeri ve firma adlarıyla ve markalarla gelen dil kirliliğidir. Zaman zaman altını çize çize  seslendirirler bunu. Doğru! Giyim mağazaları önde olmak üzere hemen her sektörden işletme ad olarak yabancı bir sözcüğü tercih etmekte. Tercih edilen dil de İngilizce: As Boutique, Çiğdem Pehlivan Haute Couture, Photocopy Center, Tekel Shop, Cafe Keyif, Net House… İngilizce’ye benzetilenler var: Beys Club, Ashk Aperitif, Pasha İskender, Eskidji Derwish, Nehirland... Bir de tamamen uydurulmuşlar: Lugi Giyim, Mogi Mob Mobilya, Alba Tur, İpem Ayakkabı, Modi İç Giyim… Eleman aranmaktadır, ilandaki başlık ilginç: Wanted. Adam dükkânının üç yıllık tarihiyle övünecek, poşetine yazdırmış: Since 2010. Sanskritçe kadar eski donun adı da olmuş “The Don”.   

Bunların savunulacak yanı yok. Bu bir kirlenme. Hatta yozlaşma. Ama sorarım: Yozlaşma dille mi sınırlı?

Siyaset yozlaştı. Ticaret yozlaştı. Mimari yozlaştı. Eğitim yozlaştı. Müzik yozlaştı. Mutfak yozlaştı. İlişkiler yozlaştı. Aşk yozlaştı. Hasılı hayat yozlaştı.

Yozlaşır. Artırma ve yerli mallar haftası yok bugün. Hayat “tüketim”e ve “yabancı”ya endekslenmiş çünkü. Ölçü kaçmış. Bu yüzden de firmaların reklam giderleri yüksek, yine bu yüzden kendilerine de, ürünlerine de yabancıymışlar imajı vermekteler.

Yozlaşmamak demek hayatın hiç değişmeden sürüp gitmesi demek mi? Hayır, öyle bir iddiam yok. Hayat değişir. Ne ki “Halk böyle istiyor!”, “N’aparsın, zaman!” gibi ifadeler bahanedir. Yozlaşmak için bahane. “Hop diyorsun hiç aldırmıyor / Hap diyorsun dönüp bakmıyor / Başkaları napıyor şap ayarlıyor / Yoksa ben zurna mıyım he?” en âlâsından yozluktur; kaseti ne kadar satılırsa satılsın. Ama “Yemin ettim bir kere dönmem geri, bunu bil” öyle değil. Neden? Bu şarkının Dede Efendi’ye, sözgelimi, onun “Yine bir gül-nihâl aldı bu gönlümü” şarkısına bağlanır bir ölçüsü vardır. Onunla bir yakınlığı vardır çünkü. İşte yozlaşmaktan bizi bu korur.

Evet, müzik de yozlaştı. Ama yozlaşmayı konuşacaksak eğer, bunu ne müzikle sınırlayalım ne de dille. Hepsini konuşalım. Açık açık.

Türk Dil Kurumu’ndan da beklediğim bu. Tabelalardaki kirlenmeye dikkat çekmesi tabii önemli ve yerinde. Ama dildeki kirlenme tabelalarla veya güftelerle başlamadı. Bunu unutmayalım. “Sen beni öldürcen mi?”, “Yakalarsam muck, muck!”, “Şakadaşuka” kirlenmenin tabelalardaki kadar vahim bir aşaması. Sadece o kadar. 

1928 yılı 20 Mayıs’ında TBMM’de Latin harflerinin kabulü gündem edilir. Şipşak Dil Encümeni kurulur. Encümen 26 Haziran’da çalışmaya başlar. 9 Ağustos’ta Mustafa Kemal konuyla ilgili düşüncelerini söyler: “Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu lüzumu anlamak mecburiyetindeyiz.” Ve bu harflerin derhal öğrenilmesi/öğretilmesi direktifini verir. Ardından örnek dersler başlar; 3 Kasım’da da mesele kanuna kavuşur.

1928 yılı önemli. O yılın Nisan’ında –yani Latin harflerinin gündem edilişinden bir ay önce- Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “Türkiye Devleti’nin dini İslam ve resmi dili Türkçe’dir…” ifadesinden “dini İslam” kısmı kaldırılır. Yine aynı yıl İlahiyat Fakültesi’nden bir heyet –başlarında Köprülüzade Mehmet Fuat vardır- dinde reform yapılmasını ve ibadet dilinin Türkçeleşmesini ister, programını da yayımlar.  1929’da okullardan Arapça ve Farsça dersleri kaldırılır. 1932 Temmuz’unda Türk Dil Kurumu kurulur. Arkası gelir: Kuran, ezan ve kametin Arapça okunması yasaklanır. İlahiyat Fakültesi, İslam Araştırmaları Enstitüsü’ne dönüştürülür. Ayasofya müze yapılır, hafta tatili cumadan pazara alınır, dini unvanlar kaldırılır, okul müfredatından din dersleri çıkarılır. Hepsi üç yıl içinde olur bunların.

Bu arada Türk Dil Kurumu, Arapça ve Farsça sözcüklere yeni karşılıklar aramaktadır hızla. Değiştirilecek sözcükler –ki aralarında adap, aferin, afet, agâh, ahenk gibi bugün de kullanılanlar vardır- liste liste yayımlanır. İnanılır gibi değil, 1933 Mart’ı ile Haziran’ı arasında 1382 sözcük yayımlanır, gelen karşılıklardan 640’ı kabul edilir. İsveç Veliahtı’nın Ankara’ya gelmesi üzerine Atatürk’ün verdiği nutuk bu yeni sözcüklerledir. İlk cümlesi şöyle: “Altes Ruvayâl: Bu gece, ulu konuklarımıza, Türkiyeye uğur getirdiklerini söylerken, duygum, tükel özgü bir kıvançtır.” Bir alıntı daha: “Avrupanın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tam ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar, bugün, en güzel utkuyu kazanmıya anıklanıyorlar: baysal utkusu.”

1935’ten sonra Öz Türkçecilikten yine Atatürk’ün direktifiyle vazgeçilir. Yeniden yükseltilişi, 1941 yılında bu kez İsmet İnönü ile olur. Danışmanı Nurullah Ataç’tır, falan filan… Bir gün bir başka vesileyle de buna değiniriz. 

Diyeceğim, dil meselesi tek başına ele alınamaz. Genel politikalarla ele alınmak zorunda.

Fuzuli’den, Nedim’den, Namık Kemal’den, Halit Ziya’dan, Halide Edip’ten geçtim, neredeyse Sait Faik’i bile okuyamayacak haldeysek bugün, dilimizin o insanların diline bağlanır bir ölçüsü/yakınlığı olmadığındandır.

Dil kirlenmesini konuşacaksak eğer, bunu bugünle sınırlamayalım. Ta baştan başlayalım.  

Diğerleri

İYİ Kİ OYNAMAMIŞIZ! Karabatak, Sayı: 30, Ocak-Şubat 2017

ŞEHİR VE ÖLÇÜ* 23 Kasım 2017

YAYIMLANMAYAN RÖPORTAJ Karabatak, Sayı: 29, Kasım-Aralık 2016

KONUŞACAKSAK EĞER Karabatak, Sayı: 28, Eylül-Ekim 2016

BAZI İNSANLAR BAZI KELİMELERDEKİ Karabatak Sayı: 26, Mayıs-Haziran 2016

SANAT, MİMAR, MEMUR Karabatak Sayı: 25, Mart-Nisan 2016

DÜZGÜN İŞ YAPAMAYIŞIMIZ Karabatak, Sayı: 24, Ocak-Şubat 2016

ŞEHRİN TAŞLARI Karabatak, Sayı: 23, Kasım-Aralık 2015

RESMİ BIRAKIRIM Karabatak, Sayı: 22, Eylül-Ekim 2015

ADSIZ LALELER Karabatak, Sayı: 21, Temmuz-Ağustos 2015

17 AĞUSTOS'UN İLK YILDÖNÜMÜ VE SİVİLLİK Bilgi, Sayı: 3, 2000/2

HALDUN TANER'İ HATIRLAMAK Yeni Şafak Kitap, 13 Temmuz 2015, Sayı: 100

CÜMLE, BAĞLAM, ÖZDEYİŞ Karabatak, Sayı:20, Mayıs-Haziran 2015

SADE TÜRKÇE KARŞISINDA ÖZ TÜRKÇECİLER Karabatak, Sayı: 19, Mart-Nisan 2015

HALDUN TANER VE "KEŞANLI ALİ DESTANI" .tr dergisi, Sayı: 1, Mart-Nisan 2015

MÜNAZARALARLA GELİNEN Karabatak, Sayı: 18, Ocak-Şubat 2015

HALK VE MODERNLER Son Yeni Biçem, Sayı: 51, Temmuz 1997

ORHAN KEMAL: SADE DİLİN USTASI  Kitap Zamanı, Sayı: 104, 1 Eylül 2014

SANAYİ, FUTBOL VE SÜS BİBERİ EDEBİYAT  Düşler Öyküler, 1997

"CER HOCASI" VE FATİH'İN FOTOĞRAFI  E, Sayı: 7, Ekim 1999
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net