Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
AHMET HÂŞİM HAKKINDA Hece -Ahmet Hâşim Özel Sayısı- Sayı: 241, Ocak 2017

 

 

Göl Saatleri miydi yoksa Piyale mi; Fethi Naci’den okumuştum: Hâşim’in bunlardan birini yüz kırk kelimeyle kotardığını yazıyordu –kaynağı da bir lisans öğrencisinin bitirme teziydi. Bir yazar, aktifindeki kelime sayısıyla övülmüyor muydu, şair için de böyle olmalıydı; hele ki nesri de olan şair için bu elbetteydi. Nasıl ki bir dilin zenginliği de sözlüğündeki kelime sayısıyla ölçülmekteydi.

Aklım yatmadı yüz kırk kelimeye. İçimden şimdi bile bunda bir yanlışlık olacağı geçmiyor değil. Ama böyle de olsa, şiirin kelime atılarak yazıldığını hatırlatıyordu yüz kırk. Ve az kelimeyle çok şey anlatmak da hünerdi, ustalıktı şüphesiz. Ama Hâşim sadece bu muydu? Hâşim’e göre şiirin asıl özelliği “duyulmak” olup şiir dili de “musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakın mutavassıt bir lisandır.” Yani bu dil “bir açıklama vasıtası olmaktan ziyade bir telkin vasıtasıdır.” Kelimeler şiire anlam değerlerinden çok musiki değerleriyle girer, konu da “ancak terennüm ve tahayyüle bir vesiledir.”

Hâşim herkesin anlayabileceği şiiri “dûn şairlerin işi” olarak görür. Oysa büyük şiir “müstahkem şehir kapıları gibi sımsıkı kapalıdır”, onu herkes açamaz, öyle ki bu şiirin “asırlarca insanlara kapalı dur(duğu da olur)”. Şiirde kimi yerlerin karanlık ve müphem kalması hata da kusur da değildir Hâşim için, “tersine ‘şiir estetiği’ açısından en gerekli olandır.”

Özetle, şiiri musikiyle, dil musikisiyle anlatır Hâşim. Musikinin dışında her ne varsa: anlam, anlaşılırlık, kafiye, vezin, mısra düzeni... hiçbirini şiirden saymaz. Kelimelerin arası bunun için her şairdekinden daha fazla açıktır Hâşim’de, kolay doldurulamaz. Ya da şöyle: Şiiri “resullerin sözü gibi muhtelif tefsirâta müsait(tir)”; şiirinden herkes kendince bir anlam çıkarır. Serbest müstezadı kullanması da şairin onda bulduğu ölçüsüzlükten olmalı.

Bu şiir, hemen her şiirde yer bulan öğeleri ağırlık atar gibi atmış bir şiirdir. Alanı dardır. İçinde dil vardır sadece, dil musikisi vardır. Bundan sonrası “poésie pure”dur, yani “öz şiir”. Arı şiir. Dil, tamam, şiirin olmazsa olmazıdır; olmazıdır ama kendisi değildir. Dar alanda hüner göstermek de –biliyorum- zordur, emek ister. Zor aşılmış, emek fazlasıyla gösterilmiş de olsa bu şiir bana göre değil. Ben çağdaş Türk şiirini “birbirlerine yol açmış” dörder şairli iki çizgiyle belirleyen Memet Fuat’ın, Nedim – Yahya Kemal – Nâzım Hikmet – Orhan Veli çizgisindeki şairlerine kendimi daha yakın bulurum; Şeyh Galip – Ahmet Hâşim – Necip Fazıl – Fazıl Hüsnü Dağlarca çizgisi tadına eremediğim bir çizgidir.   

Hâşim, şiiri kendi şiiriyle anlatır, tanımlar. Paylaşanı sınırlıdır. Fakat nesir için, kolay kabul edilir sözler eder, bunu da şiirle karşılaştırarak yapar. Örneğin, şiir, “duyulmak” üzere kurulur; nesir ise “anlaşılmak”. Şiiri doğuran,  “esrarlı, meçhul ve kutsal ve isimsiz bir memba”dır; nesrin doğuranı ise “akıl ve mantık”. Ya aralarındaki şu imkânsızlık: “Şiir, nesre kabili tahvil olmayan [çevrilemeyen] nazımdır.” Şiir bir başınadır, dokunulmazlığı vardır yani. Nesir ise gayet müsait. Şöyle ki Hâşim’in nesri şiirinden izler taşır. Bir kere dil ekonomisi nesrinde de vardır. Özellikle Bize Göre’de topladığı fıkraları böyledir. Basit bir düşünceye dayanırlar. İşlemez, genişletmez düşünceyi Hâşim. Muhteva, nesrinde de geridedir; önde tutulan yine söyleyiştir. Fakat düşünce işlenmediği için, söyleyiş yakın sesli, yakın anlamlı kelimelere kalır. Mübalağa  övgüde olsun yergide olsun, kontrolden çıkar. Sık sık nükteye başvurur Hâşim. Zekâsının kıvraklığına fazla güvendiğinden olmalı, nüktesinin altında da kalır kimileyin.

Hâşim’in asıl nesri Gurabahane-i Laklakan’dadır sanırım. Şairin deneme, makale ve gezi notları vardır kitapta. Hepsi de muhtevalı, zarif, çarpıcı, derli toplu yazılardır. Miktarınca tutulmuş, miktarınca işlenmişlerdir. Benim dikkatimi sıfatlarla, zarflarla zenginleştirilmiş bileşik cümleler çeker daha çok. Fakat bu soy cümleler dönemin başka isimlerinde de: Abdülhak Şinasi’de, Yahya Kemal’de, Yakup Kadri’de de var. Düşünceyi yakın uzak bütün bağlantılarıyla açıklamaya, geliştirmeye en uygun cümledir bileşik cümle. Ancak nesrimiz Namık Kemal’in etkisinde olduğundan bileşik cümlelerimizde de söyleyiş öne geçer hep. Hâşim’in farkı, söyleyişi, Gurabahane-i Laklakan’da olsun, Frankfurt Seyahatnamesi’nde olsun düşüncenin gerisinde tutabilmesidir. Keşke Şinasi’nin nesrinden daha çok yararlansaydı!

Hâşim düşünce adamı değil. Şair. İşi hayalle, duyguyla, imgeyle. Üstüne bizde nesir geleneği de yok. Diyeceğim, akıl ve mantığı öne daha fazla çıkaramazdı Hâşim. Nitekim sonraki şairlerin nesri de aşağı yukarı böyledir. Hatta düşünce adamlarınınki de.

Hâşim’in şiiri mi daha zengin ve etkilidir, nesri mi? Hangisi kalıcıdır? Cevabı zor sorular bunlar. Ben nesrini severim ama şiirinin önüne de almam, şiirine eremediğimi düşünürüm.

Diğerleri

AHMET HÂŞİM HAKKINDA Hece -Ahmet Hâşim Özel Sayısı- Sayı: 241, Ocak 2017

KAHRAMANLARIM Heceöykü, Sayı: 78, Aralık 2016-Ocak 2017

ARA'YIŞ, SAİT FAİK, GERÇEK, 50 KUŞAĞI, SOL Heceöykü, Sayı: 77, Ekim-Kasım 2016

ERKEĞİN İCAZETİYLE Hece, Sayı: 161, Mayıs 2010

HİKÂYE DE , ÖYKÜ DE Heceöykü, Sayı: 70, Ağustos-Eylül 2015

ŞEHİR İLİŞKİLERİNİN ADAPAZARI ÖZELİNDE KISA TARİHİ Hece [Şehirlerin Dili Özel Sayısı] Sayı: 150-151-152, Haziran-Temmuz-Ağustos 2009

GÜNLÜK VE MAHREM Hece -Günlük Özel Sayısı- Sayı: 222-223-224, Haziran-Temmuz-Ağustos 2015

ÖYKÜDE FİNAL Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

BAŞKAN GELİNCE Hece, Sayı: 219, Mart 2015

YAZARIN YAZARDAN ALDIĞI Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

ÖLÜM KORKUSU VE KAYGISI ETRAFINDA ÖYKÜLERİMİZ, Heceöykü, Sayı: 15, Haziran-Temmuz 2006

"ÜÇÜNCÜ ÖYKÜLER" NE TAŞRA DERGİSİYDİ NE DE NİTELİKLİYDİ Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

BAŞUCUMDAKİLER Heceöykü, Sayı: 66, Aralık 2014-Ocak 2015

PEYAMİ SAFA'NIN DİLİ, ÜSLUBU VE TÜRKÇEYE DAİR DÜŞÜNCELERİ Hece -Bir Tereddüdün Aydını Peyami Safa Özel Sayısı- Sayı: 217, Ocak 2015

MEMLEKET HALLERİ, GEÇİŞKENLİK VE EDEBİYATA YANSIMASI Hece, Sayı: 213, Eylül 2014

HALK HİKÂYELERİ YENİDEN YAZILIR VE YORUMLANIRKEN  Heceöykü, Sayı: 32, Nisan-Mayıs 2009

RÖNESANS DÜŞÜNCESİ  Hece -Batı Medeniyeti Özel Sayısı- Sayı: 210-211-212, Haziran-Temmuz-Ağustos 2014

İLK KİTAP SEVİNCİM İLK KİTABIMDAN DEĞİL  Hece, Sayı: 209, Mayıs 2014

YAZARA BAL ÇALINIP EMEĞİNE EL KONUYOR  Hece, Sayı: 208, Nisan 2014

ORHAN KEMAL'İN DİLİ, ÜSLUBU VE DİYALOG USTALIĞI  Hece -Bereketli Toprakların Yazarı Orhan Kemal Özel Sayısı- Sayı: 205, Ocak 2014
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net