Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
İYİ Kİ OYNAMAMIŞIZ! Karabatak, Sayı: 30, Ocak-Şubat 2017

 

 

Kitabı hangi şehirde, hangi tarihte aldıysam bunu baş tarafına not olarak düşüyormuşum bir zamanlar. Gitgel Dolap’ı yeniden okumaya koyulduğumda hatırladım bu tutumumu. “23/5/1964 ANKARA” yazılıydı ilk sayfada. Kitap Aralık 1962’de basılmış, ben de yükseköğrenimimin hemen altıncı, yedinci ayında edinmişim demek.

Gitgel Dolap/The Dumb Waiter, Harold Pinter’in, Doğum Günü Partisi’nden sonra, 1959’da sahnelenen oyunu. İki kişilik. Bu oyun da bir odada geçer; oda bodrum katıdır. Arka duvara dayalı iki yatak, yataklar arasında yüklüğe benzer, kapaklı bir bölüm vardır. Tabii ki, Pinter’in her oyununda bulunan ve tehlikelere açılan bir de kapı. Hatta iki –biri sağda koridora açılır, öteki de solda ayakyolu ile mutfağa.

Kişiler gömlekli, askılı, pantolonludur. Ben, soldaki yatağa uzanmış gazete okumaktadır sessiz sakin. Gus sağdakindedir, kıpır kıpırdır; şöyle ki ayakkabılarını bağlar, çözer defalarca. Cebinden kibrit kutusu çıkarır, sallar, içinde kibrit olup olmadığına bakar, olmadığını görür, yine de çıkarıp çıkarıp bakar. Bir ara ayakyoluna gider, sifonu iki kez çeker ama su sesi duyulmaz. Nedeni anlaşılmaz böylesi hareketlerle başlar oyun. 

Ben, “Vay canına!” der, gazeteye eliyle vurur, haber ilginçtir: 87’lik bir ihtiyar, kamyonun altına girmiştir. Gus, inanılmaz bulur bunu, “Aklı duruyor adamın” der. Sekiz yaşında bir kız da bir kedi öldürmüştür; Gus buna da hayret eder fakat on bir yaşındaki kardeşinin önünde olduğunu öğrenince hükmünü verir: “Garanti o yapmıştır.” Ben de katılır: “On bir yaşında bir velet kediyi öldürüyor; sonra da kardeşim yaptı diyor. Buna şey derler…” Sonunu getirmez.

Çok kaba ve sığdır haberler. Fakat tepkileri, özellikle Gus’unkiler, saçmayı, komiği, trajikomiği açık eder. Çünkü kiralık katildirler, sabahları Wilson tarafından verilen adrese gitmekte, akşamları da emri yerine getirmiş olarak oradan ayrılmaktadırlar. Ölümle, öldürmekle bunca iç içe olup hiç mi hiç ilgileri yokmuş gibi davranmaları kendilerine ve hayatlarına yabancılaşmışlıklarını da gösterir.   

Gus, Doğum Günü Partisi’ndeki McCann’a benzer. Edilgindir. Çay pişirmek ona düşer. Fakat ne kibriti vardır ne de ocaktan gaz almak için paraları. Şikâyete başlar Gus: Aldıkları para azdır. Sorar: Wilson gelir mi? En son öldürdükleri kız kimdir? Yatakları temiz midir, kendilerinden sonra temizlenmekte midir –bu da işlerinin kirli oluşuna gönderme. Gibi sızlanmalar. Gus edilginlikten çıkmaya başlar. Sordukça insanlaşır.

Bulundukları oda, üst kattakilerin, belki bir lokantanın mutfağıdır. İki yatak arasındaki yüklüğe benzer yerde, katlar arasında çalışan servis asansörü vardır, Gus’un sorularıyla çalışmaya başlar. Yukarıdakilerin siparişleri bitmek bilmez. Aşağıya iyice egemendirler. Kapı altından on iki kibrit çöpünün gelişiyle başlamıştır süreç. Sonra peş peşe listeler: iki biftek, iki puding, iki çay; sonra çorba, ciğer ızgara, reçelli pasta… Hatta Macorini Pastitsio, Ormithin Macarounada bile istenir yukarıdan, ilginçtir bunların Yunan yemekleri olduğunu bilir Ben’le Gus, emir almışlardır, hep gönderirler. Dolabın yanındaki konuşma borusunu görür sonunda Gus, hiç yiyeceklerinin kalmadığını söyler yukarıya ve bağırarak sorar: “Kim var yukarıda?”

Kim vardır gerçekten? Tanrı mıdır söz konusu? Yoksa bireyin yeri mi sorgulanır böyle?

Gus soldan çıkar, borudan Ben’e emir gelir: “Dış kapıdan geleni öldür!” Sağdaki kapı açılır, bir yabancının gireceği beklenirken içeri Gus girer. “(Ceketini, yeleğini, kravatını, kılıfı, tabancayı çıkarmıştır. Kafasını yavaş yavaş kaldırıp BEN’e bakar. Birbirlerine bakarlar. / Uzun bir sessizlik.)”

İyi ki oynamamışız bu oyunu gençlik yıllarımızda. Sanatsal gerçekliğin günlük hayat gerçekliğinden farklı olduğunu, gerçeğimsi üzerinden yapıldığını bilmiyorduk. Kurgudur sanat, öyle kurgudur ki, gerçeğimsi olan, gerçeğin anlattığından fazlasını anlatır orada. Bilmiyorduk. Yağmurcu’daki, Pusuda’daki, Kulaktan Kulağa’daki cahilliklerimiz geliyor da aklıma, hele Gitgel Dolap’ta kim bilir ne çocukluklar ederdik.

Kurbanlarını bekleyenlerin kendileri kurban düşer bu oyunda. Gus değil sadece, Ben de kurbandır. Belki asıl kurban odur.  Gus’un sorgularken yaşadıklarını, Gus kapıdan girdiğinde, Gus’la yüz yüze kaldığında yaşar o. Düzen her ikisi için de tersine dönmüştür. İşte o tekrarlar: haber okumalar, ayakkabı bağlamalar, kibrit kutusuna bakmalar… duyarsızlaşmış insana; saçma sorular ve cevaplar bu insanlar arasındaki iletişimsizliğe göndermedir. Gitgel Dolap’ı oynamak için bunları bilmek lazım. Bizler henüz on sekiz, on dokuz yaşlarında çocuklardık, nerden bilecektik bunları?

1964 veya 65’ti, Oda Tiyatrosu’nda, Devlet Tiyatrosu’ndan Hizmetçiler/Les Bonnes’i izledim –Jean Genet’nin, alengirli oyundur. Absürd. Anladığımı, tadına vardığımı onun için de söyleyemem. İki yıl oluyor, Adapazarı’nda İBB Şehir Tiyatrolarınca sahnelenen Doğum Günü Partisi’ni izledik; bizim şehrin, her oyunu mutlaka ayakta alkışlama cömertliği gösteren seyircisi Pinter’in oyununa gayet mesafeli durdu; o gecedir bana bütün bunları hatırlatan.

Sevdiğimiz filmler vardır; en büyük değillerdir ama insanı çarparlar; Stanley Kramer’in 1958’de yaptığı film The Defiant Ones / Kader Bağlayınca benim için öyledir mesela. Biri siyah biri beyaz, birbiriyle kavgalı ve birbirlerine zincirle bağlı iki mahkûm: Sidney Poitier’la Tony Curtis, başka bir hapishaneye gönderilmektedir. Bindirildikleri araç yolda kaza geçirince kaçarlar, kaçarlar ama kolay olmaz kurtulmaları. Az çile midir çektikleri! Hele ki derinliği boylarının nerdeyse iki katı olan bir çukurdan çıkmak için verdikleri uğraş... Bizim sinemadan da Metin Erksan’ın Susuz Yaz’ı (1963) öyledir. Ankara’da Büyük Sinema’da izlemiştim; Hülya Koçyiğit’le Erol Taş da gelmişlerdi. Sorularımızı cevaplandırdılar, çekim günlerini, Bademler köyünü ve filmi anlattılar. Yine öğrencilik yıllarımda Sanatseverler Derneği’nde genellikle eleştirmenlerin ve sinema sevdalılarının, belki de Sinematek yöneticilerinin söyleşileri olurdu, tartışmalı da geçerdi, çok şey öğrendim onlardan. Yıllar sonra, Alin Taşçıyan’ın önerdiği, yönetmen Paul Haggis’in Crash / Çarpışma (2004) adlı filmini birlikte izledikten sonra sinema yazarının kendisini dinledik ki filmi şaşılası ayrıntılarla adeta yazdı.

Benzerleri acaba tiyatro için de yapılamaz mı? Hele ki bizi çarpan, hayrete düşüren oyunlar için. Oyunun, yerliyse yazarı, yönetmeni, değilse bir iki oyuncusu gelseler, oyunları hakkında konuşsalar. Biz hudayinabit seyircileriz –yararlansak. Ben Barış Dinçel’i dinlemek isterim mesela. Metin dekora nasıl dönüşür? Seyirci dekora nasıl bakmalı, onu nasıl okumalı? Barış Dinçel’in, Doğum Günü Partisi için gerçekleştirdiği çarpık geometrili dekor pek etkileyiciydi, absürdü, Pinteresk espriyi çok güzel veriyordu. Gördüğüm, okuduğum kadarıyla böyleydi, fark etmediğim daha neleri vardır kim bilir? Öğrenmek isterim.

Gelseler, anlatsalar, dinlesek.

Diğerleri

İNSAN BU, YAPAR Karabatak, Sayı: 39, Temmuz-Ağustos 2018

OKUMA KÜLTÜRÜ Karabatak, Sayı: 33, Temmuz-Ağustos 2017

İYİ Kİ OYNAMAMIŞIZ! Karabatak, Sayı: 30, Ocak-Şubat 2017

ŞEHİR VE ÖLÇÜ* 23 Kasım 2017

YAYIMLANMAYAN RÖPORTAJ Karabatak, Sayı: 29, Kasım-Aralık 2016

KONUŞACAKSAK EĞER Karabatak, Sayı: 28, Eylül-Ekim 2016

BAZI İNSANLAR BAZI KELİMELERDEKİ Karabatak Sayı: 26, Mayıs-Haziran 2016

SANAT, MİMAR, MEMUR Karabatak Sayı: 25, Mart-Nisan 2016

DÜZGÜN İŞ YAPAMAYIŞIMIZ Karabatak, Sayı: 24, Ocak-Şubat 2016

ŞEHRİN TAŞLARI Karabatak, Sayı: 23, Kasım-Aralık 2015

RESMİ BIRAKIRIM Karabatak, Sayı: 22, Eylül-Ekim 2015

ADSIZ LALELER Karabatak, Sayı: 21, Temmuz-Ağustos 2015

17 AĞUSTOS'UN İLK YILDÖNÜMÜ VE SİVİLLİK Bilgi, Sayı: 3, 2000/2

HALDUN TANER'İ HATIRLAMAK Yeni Şafak Kitap, 13 Temmuz 2015, Sayı: 100

CÜMLE, BAĞLAM, ÖZDEYİŞ Karabatak, Sayı:20, Mayıs-Haziran 2015

SADE TÜRKÇE KARŞISINDA ÖZ TÜRKÇECİLER Karabatak, Sayı: 19, Mart-Nisan 2015

HALDUN TANER VE "KEŞANLI ALİ DESTANI" .tr dergisi, Sayı: 1, Mart-Nisan 2015

MÜNAZARALARLA GELİNEN Karabatak, Sayı: 18, Ocak-Şubat 2015

HALK VE MODERNLER Son Yeni Biçem, Sayı: 51, Temmuz 1997

ORHAN KEMAL: SADE DİLİN USTASI  Kitap Zamanı, Sayı: 104, 1 Eylül 2014
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net