Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
BİR DE KIZIMIZ VAR BİZİM Heceöykü, Sayı: 89, Ekim-Kasım 2018

 

 

Sesi hep o kırılgan ses. Sözcükleri, cümleleri de yine öyle. İnsana değen, içe dokunan bir şey var onlarda. Sağlığımı sorarken ortaya daha çok mu çıkıyorlardı?  

Öykülerimi kahramanlar üzerinden ele aldığı bir çalışması olmuş, hemen her öykümde farklı bir kişiyi/kişiliği kaleme getirdiğimi söylemişti. Az mutluluk mudur! Şimdi de öykümüzün genelinde hangi kahramanların yer bulduğunu, onların hal ve gidişlerini, kimlerden olduklarını, nasıl anlatıldıklarını merak edip merakını gidermeye koyulmuş. Çalışıyormuş.

Dediklerine dediklerim oldu, bir de Abdullah Harmancı’nın, benim Zamansız’daki öykülerimden “Ne Güzel, Ne Mübarek!” için, daha doğrusu öyküdeki Muhsin Hoca tiplemesi için yazdıklarını hatırlattım ki bir yazı adamının gönlünü hayli okşayan değerlendirmelerdir.

Öyküye bakacağını söyledi. İstanbul’a sık gidiyorlarmış; uçakladır sandım, kendi arabaları ileymiş. Adapazarı’ndan geçerken uğramayı, eşimle de tanışmayı, bir kahvemizi içmeyi çok istemişler, ama olmamış, bir türlü gerçekleşmemiş ziyaretleri. “Büyüğümüzsünüz, çok mahcubuz size!” dedi. Zaman zaman Köksal’ın da bu soy özür dilemeleri oldu. “Yapmayın çocuklar, neyin özrü bu, beni zorda bırakıyorsunuz. Hem görüşmek yüz yüze mi olur sadece! Mağripten maşrıka beş kıtada kendilerine kalp gözümüzle baktığımız, kendilerinin de bize kalp gözleriyle baktıklarını bildiğimiz cihan yâranı bunca ehli kalp var, bunca uzaktan görüşebileceklerine mi inanılmıyor şimdi de? O inanmayanlara sormalı ki toprağa verdiklerini ânında unutmuşlar mı? Öyleyse odada, mutfakta, sokakta, okulda, bahçede, giyinirken, yatarken, kitap okur, mektup yazarken, su içer, su dökerken, sular kesikken konuştukları kimlerdir? Kimlerle konuşur onlar?

Oğlunu, kızını, ikizini, küçüğünü kaybetmiş dost ve arkadaşlarıma başsağlığı dileyemiyorum. Allah sabırlar versin, diyemiyorum. Hangi söz, hangi cümle bu kadersizleri avutabilir? Vakitsiz ölümler bunlar! Böyle güçlü sözüm, güçlü dilim yok benim. Ne söylersem söyleyeyim eksik bir şey kalacaktır. Budur beni engelleyen. Susarım ben. Kıpırdamam. Gözlerim değil sadece, bütün bedenim doluksanır, ağladığım da olur. Uzaklardaki ölümler için de bu böyle. Telefon bile edemem. Ancak sevdiğim, saydığım insanlardır geride kalanlar, bir sempozyumda karşılaştığımız olur, gönül koymuşlar gibi gelir bana. Yahut bir nedenle telefon ederler, ne zor anlardır; harfler, heceler çıkar ağzımdan, hatta kısa kısa sözcükler... Yutkunurum. Gırtlağım sancır. Gecikmiş taziyemdir bu. Sağ olsunlar, kabul ederler.

Köksal’la 2003 yazında tanıştım. Büyük oğlum kadar mıydı? Öykü yazıyordu, ayrıca açık bakışlı genç bir akademisyendi. Konya Öykü Sempozyumu’na Afyon’dan gelip katılmıştı. Aradan beş yıl kadar geçti, “Necati Bey, merhabalar!” diye başlayan bir mesajını aldım. Uzun zamandır göndermek istediği resimlerden söz ediyor, “Bugüne kısmetmiş!” diyordu. Çocukları Aziz Taha, babasının kimselere dokundurtmadığı kitaplarını kitaplık rafından üçer beşer alıp onlarla kâh masa, kâh merdiven, kâh park, illaki duvarı, kapısı, çatısı, bahçesi tamam, hatta komşusu da olan evler yapıyor, sürekli oyun yaratıyormuş.  

Köksal bunları hikâye de etmiş: “Oğlumun Kitapları”. Onlarca yazarın, ev olan onlarca kitabı... Neler neler... Kimler kimler... Bu öyküde buluşmuşlar. Biri de benim ilk göz ağrım Gramofonlar...

Önceki günlerin birinde bir gün, saat sabah sekiz suları, Köksal sabah mahmurluğunda öykü okumakta iken çocukları Aziz Taha da dinlemeye koyulmuş. Köksal yazıyor: “Elinde sizin kitabınız. Kitaplıktan çekip almış. Sımsıkı tutuyor. Bir an/anı olsun diye eline biz tutuşturmadık. Gayet doğal. Onun için sizinle paylaşmak istedik resimleri.” Sağ olsunlar! Hazır, öyküsü de Heceöykü’de çıkmışken...

Mesaja ekli beş resmi açtım hemen! Aman ya Rabbi, nasıl sarmış Aziz Taha beni! Nasıl da derinden dinliyor babasını. Sanki çocukluğuna yeniden dönmüş bir yetişkin. Eğer unutmuşsam, bu mesaj, bu resimler neyin nesidir, niçindir dememem için de ayrıca uyarıyor Köksal: “Aziz Taha, Hüseyin Su’nun torunudur aynı zamanda.” Biliyorum Köksal, hiç unutur muyum?

Zamansız’daki öykülerim için de yazdı. Güzeldi. Teşekkür etmek için aradım. Fakat şunun da merakındayım: Önceki dört öykü kitabımın erkek egemenliğinde bir dille yazıldıklarına şöyle bir değinmiş fakat açmamıştı. Allah Allah! Nasıl olur! Erkek egemen dile ben düşünce olarak karşıyım ya, bunun öykülerimde de görüldüğünü zannediyordum, bir iki örnekle bunun böyle olmadığını gösterdi. Zamansız’da nasıldım acaba? Güldü. Bu hasta dilden kurtulduğumu söyledi, “Ay Gibi Geçmiyor” başta olmak üzere birkaç öykü adı da verdi. Tekrar teşekkür ettim, Köksal için de ayrıca selamlar, sevgiler dedim. Aziz Taha’yı unutur muyum? Sordum. Annesi sevinçler içinde “Necati hocam, bir de kızımız oldu, adı Elif Neva” dedi, “Aziz Taha’ya kardeş. Ellerinizden öperler.” Analı, babalı büyüsünler; ömürleri uzun, zihinleri açık olsun! Allah acılarını göstermesin, dedim.

O gün de sesi hep o kırılgan sesti. Kırmayan, kırılmayı da hiç mi hiç istemeyen... Yahut çabuk kırılan...   “Nasılsınız Necati hocam, sağlığınız?” diye sorarken de, daha kırılganlaşıyordu sanki. İyi olduğumu, haplarla yaşadığımı söyledim. “Aman hocam, dikkatli olun, kendinizi koyuvermeyin!” dedi.

Öykü kahramanları konuşuldu; Abdullah Harmancı, Zamansız, Muhsin Hoca... Yazısı için tekrar teşekkür ettim, Köksal’a selamlar, sevgiler gönderdim. Aziz Taha, kitabımı nasıl sarmış, sarmalamıştı, onun da gözlerinden öptüm.

Tam telefonu kapatacağım, o ses, bütün kırılganlığıyla, “Necati hocam! Bir de kızımız var bizim: Elif Neva. Yine unuttunuz!” dedi. Hay Allah! Doğru, yine unuttum. Hem annenin de sonradan öğrendim küçük oğlumdan, birkaç ay kadar da küçük olduğunu. Demek bu kadar erken! Çocukların bırakılmayacağı, çocuklara –hele ki kuzucuklara- hiçbir nedenle kıyılmayacağı, bu kadar erken de öğreniliyordu demek!

Ya bunca yaş yaşayıp bu dili hâlâ öğrenememiş olmak... Bu nedir? Açıklanabilir mi bu?

 

Diğerleri

ADA TRENİNİN ADA'YA GELİŞİ Heceöykü, Sayı: 93, Haziran-Temmuz 2019

BENİ YAZMIŞSIN Heceöykü, Sayı: 91, Şubat-Mart 2019

NE DİYORSUNUZ SEHER HANIM? Karabatak, Sayı: 42, Ocak-Şubat 2019

GELEN YOKTU Heceöykü, Sayı: 90, Aralık 2018-Ocak 2019

BİR DE KIZIMIZ VAR BİZİM Heceöykü, Sayı: 89, Ekim-Kasım 2018

DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK Heceöykü,Sayı: 87, Haziran- Temmuz 2018

İÇ İÇE Karabatak, Sayı: 36, Ocak-Şubat 2018

KİTAPÇI Heceöykü, Sayı: 86, Nisan-Mayıs 2018

NEYSE Karabatak, Sayı: 27, Temmuz-Ağustos 2016

KADINLAR Heceöykü Sayı: 73, Şubat-Mart 2016

TENEKESİNE Heceöykü, Sayı: 72, Aralık 2015-Ocak 2016

BEDEL Heceöykü,Sayı: 70, Ağustos-Eylül 2015

YUSUF Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

OYBİRLİĞİYLE Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

MUZAFFER AĞBİ'M Heceöykü, Sayı: 67, Şubat-Mart 2015

KONUŞMAK NİYE? Heceöykü, Sayı: 64, Ağustos-Eylül 2014

ANNESİYDİM  Heceöykü, Sayı: 62, Nisan-Mayıs 2014

KÜTÜPHANE  Heceöykü, Sayı: 61, Şubat-Mart 2014

ATEŞLE BARUT  Heceöykü, Sayı: 60, Aralık 2013-Ocak 2014

MERHAMET  Heceöykü, Sayı: 59, Ekim-Kasım 2013
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net