Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
KRİZDEN ÖTE 28 Şubat 2019

 

 

Bunu da mı görecektik! Plastik poşetleri için marketlere 25 kuruş ödüyoruz yılbaşından beri –yasa böyle. Malı marketler satacak –poşete koyma koymayı zaten yapmıyorlardı- şimdi poşetlerine de para vereceğiz, oh ne âlâ!

Niye bu? Doğaya bırakılan plastik poşetin yok olması için 400 yıl gerekiyormuş; geri dönüştürülebilirmiş plastik, yapılıyormuş da, ancak oranı yüzde biri geçmiyormuş; çünkü bir plastik poşetin geri dönüşümü yeni bir poşet üretmekten daha pahalıymış. Türkiye’de bir yılda yaklaşık 30-35 milyar plastik poşet üretiliyormuş, adam başına 440 plastik poşet demekmiş bu da. Bakan Murat Kurum, Çevre Kanunu’nda yapılan değişiklikten maksadın 25 kuruştan üç beş poşet satmak değil plastik poşet ve plastik ambalaj kullanımını azaltmak olduğunu da söylemekte ayrıca. İnanılır mı?

Bir kere, çevreyi sadece plastik poşet kirletmiyor: Akaryakıt, kalitesiz kömür, endüstriyel atık, nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar, tarım ilaçları, böcek öldürücüler, nükleer silahlar... unutulmamalı. Plastik poşet aklanmaz ama bunların yanında masum kalır. Sonra, çevre kirliliği bölgeyle de sınırlı değil. Kirleticiler akarsularla, yeraltı sularıyla, rüzgârla kolay taşınır... Hangi buluta, hangi suya, hangi meyveye güvenilir ki artık?

Maksat marketleri poşet giderinden kurtarmak olmayabilir, hadi inanalım. Ama uygulamanın böyle bir yanı da var. Bir yanı daha var: Dikkatin paralı poşete çekilerek büyük kirliliğin unutturulması.

Bakan “25 kuruştan üç beş poşet” diyor, konuyu hafife alıyor ya, o kadar da değil. Türkiye’de yıllık plastik poşet kullanımının 30-35 milyar adet olduğu da bakanın ifadesi. Kirliliğin boyutunu göstersin için veriliyor bu sayı, bunu o küçümsenen 25 kuruşla çarpın bakalım ne çıkacak? Yalansa Fox TV’nin yalancısıyım, oradan duydum: Zincirli marketlerden birinin yıllık poşet gideri de 250-300 milyon TL imiş. 25 kuruşların 15 kuruşunu devlet, 10 kuruşunu da market alacakmış; hadi devletinki vergi diyelim, peki marketinki ne? O da maliyet bedeliymiş. Türkçesi vatandaşın marketlere devlet aracılığıyla açtığı geri ödemesiz ve faizsiz kredi...

Devlet, yanlışını güzel savunur. Ama medya savunmalı mıdır?

Köşecilerden biri işin alayında, yazmış ki: Yav marketten çıkarken her parmağına bir poşet assan, eder on poşet, o da eder iki buçuk lira, bunun için mi bu gürültü patırtı... Keh! Keh!

Hayır, hiç de gürültü patırtı değil! Ayıp da değil! Domates, biber, patlıcan tanzim satışına düştü, oradaki fiyatlar bile yüksek geliyor vatandaşa... İki buçuk lira büyük para! Sen ne diyorsun köşeci!

Yılın daha ilk on gününde poşet kullanımı yüzde 60-65 oranında azalmış, bu da 3 bin 500 ton plastik kullanmamak demekmiş, bakanın demesi böyle. Fakat market alışverişleri yılbaşında beri hayli düştü, galiba bu görülmüyor. Diyeceğim, poşetteki düşüşün önemli bir kısmı, yeni uygulamayla marketlerden kaçan müşterilere ait. Ha, iddia etmeyeyim, belki böyle değildir, canım böyle görmek istediği için böyle söylüyorumdur.

Ama marketlerden ayağımızı kesmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Şaka değil, sahiden böyle düşünüyorum. Süpermarketler hele ki AVM’ler otomobille gidilen uzaklıklarda olmalıdır. Şehir içlerine, sokak aralarına sokulmamaları gerekir. İnsan odaklı şehir hayatından, çarşı pazar adabından onların yaygınlaştırıldığı şu 20-25 yıl içinde adım adım koptuk. Bakkalımızı, manavımızı, kasabımızı, terzimizi... kaybettik. Alan olarak da kaybettik, satan olarak da. Henüz ayakta olanlar da gün saymaktalar.

Kitapçılığım kırk beş yılı geçti, bu gidişle ellinci yılı olmayacak. Ben 12 Eylül döneminde bile böyle düşüş görmedim. Kriz yok deniyor, evet sen, ben, bizim oğlan olarak yaşadığımız krizden öte bir şey. Son düzlükteyiz. Yılın eylülden başlayan altı ayı kitapçıların hareketli aylarıdır; inanır mısınız, temmuzda, ağustostaymışız gibi dükkânı siftah etmeden kapattığımız günler oldu bu yılın bu altı ayında.

Diyelim, beceriksizlik bende. Peki, bu memlekette hiç mi becerikli esnaf kalmadı? Ağlamayan esnaf yok. Ağlamalarını eğer sahte buluyorsanız, yakınınız bir esnafın dükkânına yarım saat, bir saat misafir olun yahut herhangi bir dükkânı uzaktan izleyin, bakalım alışveriş görebilecek misiniz?

Dilerim, şu paralı poşet dönemi, intibahımıza vesile olur.

 

Diğerleri

"BENDEN HİKÂYESİ" 28 Mart 2019

KRİZDEN ÖTE 28 Şubat 2019

ULUSLARARASI MECLİS 28 Kasım 2018

KİTABEVLERİ VE DAĞITICILAR 28 Aralık 2017

KİRLİ İŞ 14 Kasım 2017

III. MİLLÎ KÜLTÜR ŞÛRASI 14 Mart 2017

GORKİ'NİN HAYATINDAN ON YIL 28 Temmuz 2016

FUARLAR VE MALATYA 14 Mayıs 2016

"GENÇLER! KIRMIZI GÜLLER!" 28 Ekim 2015

KENT VE KENTLEŞME 28 Ağustos 2015

EDEBİYATLA 84 YIL 14 Ağustos 2015

AHMET VEFİK PAŞA 28 Temmuz 2015

NALBUR 14 Temmuz 2015

SAÖP'NİN 510. HAFTA BASIN AÇIKLAMASI 28 Haziran 2015

ÜÇ ALINTI yahut NEDEN BÖYLE OLDU 14 Haziran 2015

KÜRTLER 28 Mayıs 2015

ÇİNGENELER 14 Mayıs 2015

KIRSALDA YAŞANMAZ 28 Mart 2015

YAŞAR KEMAL'Lİ BİRKAÇ HİKÂYE 14 Mart 2015

İKİ TAYYARECİ 14 Şubat 2015
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net