Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
DONDURMACIDA Heceöykü, Sayı: 94, Ağustos-Eylül 2019

 

 

Yol üstü. Trafik yoğun. Öyleyken tertemiz bir akşam. Dondurmacıdayız. Dolabın önünde sevinçli, telaşlı  bir kalabalık. Külahını, paketini alan gidiyor. Alan gidiyor. Sade. Tahinli. Vişneli. Çikolatalı. Çilekli. Krem karamelli... En az otuz çeşit. İçerisi dolu. Dışarıya altışardan iki sıra masa atmışlar, onlar da dolu. Birbirinden temiz yetmiş iki millet burada mı yoksa! Öyle mahşer. Garsonlar masalarla dondurma dolapları arasında vızır vızır. Yine de yetişilmiyor. Masadakiler sabırsız; dondurmalarını bekliyor. Ayrıca üstte de biri ayazlık iki kat var, yukarıya çıkanlardan hemen dönenler oluyor ama, az, demek adeta ful çalışılıyor. Kasada biri sürekli para alan, diğeri, bekleyenler fırsat verdikçe, katlardan, iç ve dış mekânlardan gelen kamera görüntülerini karşı duvardaki ekrandan izlemekte olan iki genç hanım. Başları bağlı. Arkalarında 100x150 boyutunda bayrak. Ekranın yanında büyük boy bir LSD televizyon: Cumhurbaşkanı konuşuyor. Yakından bir tren sesi; sesler seslere karışıyor. En çok da çocuk sesleri. Sonra ıhlamur kokulu kadınlar. Torun torba sahibi yaşlılar. Mahalle insanları. Mazbut aileler. Konuşmalar. Gülmeler. Bakmalar. Tek omuz bluzları içinde genç kızlar ve erkek arkadaşları şen şakrak, kendi âlemlerinde; erkeğinde kızında yırtık kotlar. Derken sirenleri en tizden öten bir cankurtaran geçiyor trafiği yara yara, yaşlılar dışında kimse farkında değil. Bir de kriz var, iş yok, yaprak kıpırdamıyor, yüzler solgun derler –nifakçılar. 

Yanımızdaki masada çocuklu bir çift. Kızları üç dört, kendileri otuz yaşlarında gibi, belki onun bir iki yaş altı. Sanki dün evlenmişler. Dört beş yıl, evlilikte az değildir. Başlangıçtaki balım cicim çabuk eskir, yıpranır, sirkeleşir. Ayrılıklar evliliğin en çok bu döneminde olur. Çiftte hiçbir şey ne eskimiş ne yıpranmış. Her şey ilk günkü sıcaklığında. Duyulmasını istemedikleri bir şeyler mi konuşuyor, siyasete, eğlence dünyasına dair dedikodu mu ediyor ya da ajurlu fıkralar mı anlatıyorlar... Gülüyor konuşuyorlar çocuklar gibi –bıdır bıdır.

Kızları pusette. Puset mavi. Erkek çocukları olan bir aileden emanet mi alındı acaba? İçinde pelüş bebek, lego ev, bisküvi, gofret, şişede su... Çocuk hareketli mi hareketli. İniyor, çıkıyor, sağa sola bakınıyor, kendi kendine konuşuyor... Arabayı ileri geri yapıyor, aklına esiyor, komşu masaları, özellikle akranının bulunduğu masaları dolaşıyor, o da onlarla –bıdır bıdır, bıdır bıdır.

Çok dolaştığında, annesi, dönüp bakıyor nerede diye, vücut dilini okuyup masalarına koşuyor kızcağız, anneyle vaziyet alıyor hemen: Kollar yere paralel, göğüs hizasında. Parmaklar kapalı. İki yumruğu önden arkaya döndürürken yanı sıra da söylüyorlar: Sar sar sar makarayı... Sonra arkadan öne: Çöz çöz çöz makarayı. Şimdi de yumruklar açık, bir sağa bir sola el çırpılırken: Şöyle de böyle şap şap şap / Şöyle de böyle şap şap şap...  Sanırım dahası vardı tekerlemenin, ama annesi, çocuğun bıkma göstermesine fırsat vermeden oyunu kesti, kızını öptü... Babası da öptü. Üç beş dakika içinde çocuk masaları gezmeye başladı yine.

Masalar ahşap. Hem omuz omuzalar hem sırt sırta. Hepsi dolu. Yedekte bile sandalye kalmamış. Dondurma kâseleri dolu geliyor, boş gidiyor. O küçük kız ise kısa kollu gömleğinin, kısa pantolonunun ve başı üstünde tokayla toplanmış kıvır kıvır saçlarının ancak Bitlis tütününde görülür sarışınlıklarıyla masadan masaya adeta garsonlarınkine benzer bir rahatlıkla geziyor, seviyor, seviliyor. Bu kız mutlak bir sevgi meleği. Dünyaya böyle gelmiş olmalı.

Gözüm mü değdi ne! Cipten büyük, kamyondan küçük, sahibinin görgüsüz, fiyatınınsa çok yüksek bir şey olduğu parıl parıl sırıtışından belli simsiyah bir araç ortalığı gürültüye vererek kaldırıma yanaştı. Sürücünün yanında bir kadın, kadının yanında bir çocuk vardı. İki erkek indiler. Kadın kaldı. Adam zebella gibiydi, altında siyah bol bir şalvar, üstünde çizgili bir mintan... Saçı sakalı karışık, bıyıkları kalın mı kalın. Yüzü sakaldan, bıyıktan görülmüyor. Çocuk da onun adeta kopyası. Adam masaların arasına ancak kır gerillalarının dağ patikalarında edinebilecekleri bir tecrübeyle girmiş, kimseye çarpmadan, masaları dökmeden, indirmeden dolapların önüne kadar gelmişti. Mekân basar gibi. Çocuk tecrübesiz. İşi, masaları geze geze kâğıt mendil, yara bandı ve benzeri ıvır zuvır şeyler satmak olan gizli işsizlerden  –ki elbisesi takım, aksanı düzgün, belki üniversite mezunu- birine çarptı önce, işsizi sendeletti; daha sonra kalabalığa dalmasıyla insanların üstüne çıktı, masalara çarptı, kâseleri devirdi... Dondurmalar, sular, çaylar yerlere döküldü, bardaklar kırıldı. İşyeri şaşkın, müşteri şaşkın, herkes bir belaya çattığını düşünüp kenara çekildi, dikkat kesildi. Dolapların önünde duranlar patikacıya yol açtılar, sıra verdiler. Adam sipariş ettiği paketlenmiş bir kilo karışık dondurmayı çalışanlardan aldı, ücretini kasaya ödedi, kolayına gelmiş olmalı, katlara giden merdivenlerin yanındaki kapıdan dışarı çıktı. Peşinden çocuk da çıkmak üzereydi ki...  Merdivenle kapı arasındaki boşlukta kendi sessizliklerine çekilmiş, Suriyeli olduğu besbelli bir anne –erkekleri yok- oğulcuğuna bir top dondurma almış, yedirmekte imiş... Küçük zebella bunu görmesiyle çocuğun eline vurdu, külahını düşürdü. Suriyeli mırıldandı, bela okudu herhalde, kucağındaki çelimsiz, ağlamaya koyuldu.

Kâğıt mendil satıcısı ta öteden:

“Biz Türk gençleri memleketimizde işsiz, yani aç ve susuz gezelim, bu Suriyeliler sefa sürsünler, dondurma yesinler, hakkaniyet mi bu?”

Çeşitli masalardan çeşitli sesler gelmeye başladı: Suriyeliler Suriye’ye! Burası bize yetmiyor, bir de siz çıktınız! Sizin vatanınız Türkiye değil Suriye. Go home! Size burada yer yok!

Bıdır bıdır konuşmakta olan çiftin yüzleri gerildi, gülmeleri durdu; gördükleri olur şey değildi.

“Masalardaki insanlar ne çabuk unutmuşlar Kafkasya’dan, Abhazya’dan, Gürcistan’dan, Balkanlardan, Bulgaristan’dan, Arnavutluk’tan geldiklerini. Zağra Müftüsü, Bulgar mezaliminden bir an evvel kaçmak için öküz arabalarıyla nasıl salkım saçak geldiklerini anlatır hatıralarında –okumamışlar mı? Suriyeliler de böyle geldi işte.”

Kadın, erkeğin anlattıklarında bir boşluk görmüş gibi baktı kocasına. Hiç mi konuşulacak yanı yoktu gelişlerinin?

“Gelenlerin yanlışı yok. Zulüm görmüşler, kaçmışlar. İnsan bu, kaçar. Biz de insansak elimizdekini paylaşmalıyız. Gelmeleri yanlış, diyenler var. Yanlışsa bu onların değil dış politikamızın yanlışı. O eleştirilmeli.”

Siyah zebella gitmiş, masalardan bir ikisi boşalmıştı ama işyeri henüz durulmamıştı.

Sağ yanımızda bıdır bıdırlar. Olup biteni analiz etmekte. Bitirdiler. Sarışınları yoktu, bakındılar, Suriyeli çocuğa pusetindeki yiyecekleri götürmüş, yağmurunu dindirmiş, elini tutmuştu. Sevgiyle bakışmaktaydılar.

Sol yanımız boşaldı. Bekleyenlerden bir çift, ellili yaşlarında, adam gayet nekre, kadın ona eş, oturdular.

Garson damladı.

“Dondurma!” dedi adam.

“Nasıl olsun? Sade? Karışık?”

“Memleket, yeterince karışık; bari dondurmamız sade olsun!”

Gülüştüler.

Kirlenen akşam yine tertemiz oldu. Aydınlandı.

 

Diğerleri

DONDURMACIDA Heceöykü, Sayı: 94, Ağustos-Eylül 2019

ADA TRENİNİN ADA'YA GELİŞİ Heceöykü, Sayı: 93, Haziran-Temmuz 2019

BENİ YAZMIŞSIN Heceöykü, Sayı: 91, Şubat-Mart 2019

NE DİYORSUNUZ SEHER HANIM? Karabatak, Sayı: 42, Ocak-Şubat 2019

GELEN YOKTU Heceöykü, Sayı: 90, Aralık 2018-Ocak 2019

BİR DE KIZIMIZ VAR BİZİM Heceöykü, Sayı: 89, Ekim-Kasım 2018

DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK Heceöykü,Sayı: 87, Haziran- Temmuz 2018

İÇ İÇE Karabatak, Sayı: 36, Ocak-Şubat 2018

KİTAPÇI Heceöykü, Sayı: 86, Nisan-Mayıs 2018

NEYSE Karabatak, Sayı: 27, Temmuz-Ağustos 2016

KADINLAR Heceöykü Sayı: 73, Şubat-Mart 2016

TENEKESİNE Heceöykü, Sayı: 72, Aralık 2015-Ocak 2016

BEDEL Heceöykü,Sayı: 70, Ağustos-Eylül 2015

YUSUF Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

OYBİRLİĞİYLE Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

MUZAFFER AĞBİ'M Heceöykü, Sayı: 67, Şubat-Mart 2015

KONUŞMAK NİYE? Heceöykü, Sayı: 64, Ağustos-Eylül 2014

ANNESİYDİM  Heceöykü, Sayı: 62, Nisan-Mayıs 2014

KÜTÜPHANE  Heceöykü, Sayı: 61, Şubat-Mart 2014

ATEŞLE BARUT  Heceöykü, Sayı: 60, Aralık 2013-Ocak 2014
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net