Menü
KAZANMAK MI? 17 Eylül 2002
Yeni Sakarya Yazıları 2002 • KAZANMAK MI? 17 Eylül 2002

KAZANMAK MI? 17 Eylül 2002

 
Bakın şu işe!
Tanışma sonrası ilk yazımın futbola dair olacağını hiç mi hiç ummazdım. Öğrenciliğimde, bir kalp kırıklığının hemen ardından tam bir yıl süren -Yer: Ankara. Her cumartesi ve pazar. En az altı maç- seyirciliğim dışında futbolla yakınlığım olmadı çünkü.
Ben duygusal adamım. Olup bitene öyle bakarım.
Emre -küçük oğlum- bir lokmacık çocuk o zamanlar. Aykut’un Gökçecik bugün on on iki yaşında, Emre o kadar var yok o sıra. Yıl kaç kim bilir? Aykut Fenerbahçe’de herhalde. Gol kralı da olmuş belki. Emre Aykut’a hayran. Çınarcık’ta iskele parkında rastlaşıyorlar. Neclâ -Aykut’un liseden öğretmeni- Aykut’a diyor ki: “Oh Aykut! Tut oğlumun elinden. Başımın etini yiyor ‘Aykut! Aykut!’ diye.” Tutuyor Aykut. Seviyor. İmza da veriyor hatta. Emre havalarda. Annesi de gözünde bir büyüyor ki sormayın.
Bu hatıra hep anlatılır... dı bizim evde.
Sakaryaspor’un Sivas yolundaki kazası bizi buradan vurdu işte.
Sanki 17 Ağustos sabahıdır. Üzerimizde öyle bir ruh hali.
Bereket, lige devam kararı aldı kulüp.
Acılar yoğunken alınan bu kararın, spora ve sporculuğa yaraşır tarzda uygulanmasını isterim. Acaba bunu istemek de demode bir duygusallık mıdır?
Bir dönem ATSO meclisinde bulundum. Yönetimi her yönetim gibiydi o zaman da. Ben de her zamanki gibi muhalif. Fakat başka muhalifler de var. Ara seçim günleri geldi. Grup kurduk. Yönetime talibiz. Talibiz ya almamız zor. Arkadaşlar falanca, filanca diye isim verip o isimlerle pazarlık etmemizi öneriyorlar. Önerilen isimlere bakıyorum, düşüncelerimizin yanından bile geçmemişler. Kendileriyle didiştiğimiz bile olmuş zaman zaman. Kalkıp yönetim uğruna onlarla birleşelim mi şimdi? Birleştik, seçimi de aldık diyelim, kendimizi ucundan ucundan kestirmek olmaz mı bu? Hayır, diyorum arkadaşlara. Seçimlere mücerret giriyoruz. Bir başımıza. Meclis 60 kişi. Aldığımız oy 22. Zaten biz de o kadardık. O arkadaşlardan kimi bugün de mecliste. Geçerken sorayım: Yine sağlamlar mı?
Duygusallık diyorum ya, işte bu. Özlü duruş.
Futbol da öyle: “Kazanmak” fikrine odaklanmış artık. Oyuncusundan yöneticisine, federasyonundan medyasına, yazarından taraftarına kadar. Öyle olunca her yol mubah. Şikenin envai çeşidi. Ayıbı yok.
İyi de futbol bu mu?
Futbol -benim bildiğim- bir top, on birer kişilik iki takım, bir saha, iki kale. 90 dakika. Ve seyirci.
Ötesi?
Ötesi, futbol değil. Futbolun pazarı. Futbolun borsası. Piyasası. Bürokrasisi. Magazini.
Siyasetin tezgâhı ile siyaseti karıştırmayalım.
Hoppala! Bu dil sürçmesi de ne? Nerden çıktı şimdi siyaset?
Siyaset de kirli ya ondan olmalı.
Biliyorum, sözlerim futbol aşkı, renk aşkı döneminden kalma. Ama eskimiş değiller. Dahası birilerinin ara ara da hatırlatması gerekiyor bunları. Hele bir de uygulanabilir şartlar varsa!
Zaman -sanıyorum- şimdi o zamandır.
Diyeceğim, Sakaryaspor’un amacı “kazanmak” olmamalı şimdi. Futbol olmalı. Hiç değilse bu yıl.
Kulüplerin vereceği oyuncularla sahaya çıkmalı Sakaryaspor ve futbolun sadece futbol için de oynanabileceğini göstermeli.
Göstermeli, çünkü ahlaklı duruşa susadık. Hele siyasetin ittifak hesapları ve ilhak çağrılarıyla iyiden iyiye kirlendiği günümüzde.
 
Yeni Sakarya, 17 Eylül 2002

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....