Erdem, DÖNMEZ,, Türk, Edebiyatı,, Sayı:, 462,, Nisan, 2012

" />

Erdem, DÖNMEZ,, Türk, Edebiyatı,, Sayı:, 462,, Nisan, 2012

" />

Erdem DÖNMEZ, Türk Edebiyatı, Sayı: 462, Nisan 2012

" />

Erdem DÖNMEZ, Türk Edebiyatı, Sayı: 462, Nisan 2012

" />

Erdem DÖNMEZ, Türk Edebiyatı, Sayı: 462, Nisan 2012

" /> 

Erdem DÖNMEZ, Türk Edebiyatı, Sayı: 462, Nisan 2012

">

Erdem, DÖNMEZ,, Türk, Edebiyatı,, Sayı:, 462,, Nisan, 2012

"> 
Menü
<P>ADAPAZARI'NA

Erdem DÖNMEZ, Türk Edebiyatı, Sayı: 462, Nisan 2012

">
Hakkımda •

ADAPAZARI'NA "ZAMANSIZ" BAKIŞ

Erdem DÖNMEZ, Türk Edebiyatı, Sayı: 462, Nisan 2012

ADAPAZARI'NA "ZAMANSIZ" BAKIŞ

Erdem DÖNMEZ, Türk Edebiyatı, Sayı: 462, Nisan 2012

                                                                       Hikâye deyip geçme. Sıcaktırlar. Onlarla ısınırız”*
Usta öykücü Necati MERT, Zamansız adında kitaplaştırdığı öyküleriyle Ekim ayında Hece Yayınları aracılığıyla okuyucusuyla buluştu, Aralık ayı içinde ise Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi tarafından yılın hikâye kitabı ödülünü kazandı. Birçok öykü çeşidi denemesini içinde barındıran Zamansız, Necati Mert hikâyeciliğine yeni bir bakış kazandırıyor.  Özellikle yeni biçim denemeleri ile kendini hissettiren farklılık, eski hikâyelerinde görülen toplumcu yönü besleyecek şekilde kullanılıyor.
Kitap “Fesleğen” ve “Ada’msın! Hikâyemsin!” başlıkları ile iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm fesleğen kokusunda birbiriyle bütünleşmiş dört ayrı hikâyeyi içeriyor. Bu dört hikâyede zaman, mekân, olay örgüsü, karakterler net biçimde belirlenebilmekte, birinci şahısta anlatıcı hikâyeleri bize bildirmektedir. Ayrıca aynı konu ve karakterler farklı bölümlerde işlenerek, torunlarından mahrum kalan dede ve babaannenin yalnızlıkları şeklinde özetlenebilecek asıl meselenin farklı yönlerine de dikkat çekilmektedir. “Hiç İsyansız” başlıklı hikâyede geçen şarkı sözleri (Yine bir sızı var içimde akşam oldu diye. Gözüm acıyor ağlarım halime bilmem niye? İstemem geceyi onda mehtap gam oldu diye), babaanne Necibe’nin özlemini ve ayrılık acısını ortaya koymakta, hikâye boyunca bunları okuyucuya hissettirmektedir. Bu özellikleri ile “Fesleğen”, aile parçalanmışlığını ve Necati Mert hikâyeciliğindeki vazgeçilmez tema olan ‘değişim’i anlatmaktadır. Anlatıcı yer yer anı tarzına dönmekte, birinci şahısta konuşan anlatıcı kendisinin yazar olduğunu gerek olay örgüsünün kahramanı olan ‘Necati Bey’ ile gerekse kendisinin önceki kitaplarından bahsetmekle (Gramofonlar, Radyolar, Teypler) anlatılanların gerçekten öykünüldüğünü göstermektedir. Anlatıcı yazar ile Necati Mert, hikâye ile yaşantısını birleştirmiştir. Yaşanılanlardan derinden öykünme kendini hem ben anlatıcıda hem de anı tarzına yaklaşan üslûpta hissettirse de anlatılanlar yine de öykü formatına dönüştürülmüştür. Böylelikle Necati Mert, tanıma uygun öykü yazmaktan çok öyküye yeni bir tanım getirme girişiminde bulunmuştur. “Nasıl Sevilir Torun”da anlatılanların gerçekliği bizzat anlatıcı tarafından sorgulanır:
Küçük şeyler beni üzer, ağlatır, ama sevindirir de. Bu futbol hikâyesini gerçekten ben mi yaşadım? Rüyada mı gördüm yoksa? Belki Necip Bey yaşadı, anlattı, ondan duydum. Yahut Necip Bey’e yakıştırarak ben uydurdum.
Bilmiyorum. Ne desem yalan.
 
“Fesleğen” bölümünde dikkat çeken özelliklerden biri de “Hikâye İşte!” başlıklı öyküde geçen eser isimleridir. Yazar-anlatıcının Köksal Alver ile yazışmalarında bahsedilen Aziz Taha’nın oyuncakları olan kitaplardan oluşturduğu ev, Necati Mert’in de düşünce ‘ev’renini bizlere gösterir:
 
Duvarlarını “Mesnevi”den yapıyor evin. “Bin bir Gece Masalları”ndan. “Safahat” da var duvarda, “Uzun Çarşının Uluları”, “Toplumun McDonaldlaştırılması” var ve daha başkaları.
Kapısı “Devlet Ana” evin. Penceresi “Gün Doğmadan”. Perdesi “Huzur”.
Çatısında “Asya’nın Kandilleri”, “İsyan Ahlakı”, “Şair ve Patron” yerli kiremitler gibi el ele vermişler, iç içe olmuşlar.
Bahçe de ağaçtan geçilmiyor. Kimler kimler! Başta dedenin “Gülşefdeli Yemeni”si elbette. “Tutkulu Sosyoloji”, “İşaret Çocukları”, “Vakti Kuşanmak”...Ahmet Mithat, Cihan Aktaş, Ali Şeriati... Arada benim “Gramofonlar”... (...)
 
“Ada’msın! Hikâyemsin!” başlıklı ikinci bölüm, birbirinden bağımsız, ancak ‘zamansızlık’ paydasında toplanan yirmi hikâyeden oluşmaktadır. Necati Mert ve kuşağı ile özdeşleşen toplumculuk anlayışı ağırlığını hissettirmekle birlikte biçim yönü kuvvetli hikâyeler de bu bölümde yer almaktadır. Mekân olarak diğer bölümde ve Necati Mert’in hemen hemen tüm hikâyelerinde olduğu gibi, yazarın öğrencilik yılları haricinde hiç ayrılmadığı Adapazarı tercih edilmiş, ‘taşra hikâyeciliği’ ile sınırlandırılamayacak kendine has tarzına devam edilmiştir. Necati Mert hikâyeciliği, salt taşra hikâyeciliği ile genelleştirilemez, merkez Anadolu, hatta Sakarya değil; Adapazarı’dır. Böylelikle onun hikâyeciliği taşralılıktan ziyade Adapazarlılık eksenindedir; bu eksende biçimsel girişimler de sosyal eleştiriler de kendini gösterir. Hatta Adapazarı mekân olmakla birlikte aynı zamanda hikâyelerin ortak kahramanı gibidir. Bölümün adını taşıyan ve daha çok belgesel üslubu taşıyan “Ada’msın! Hikâyemsin!” ilk olarak “Yeni Sakarya” gazetesinde yayımlanmış, tarihî bilgi içerikli köşe yazısı formatından öykü formatına aktarılmıştır. Bu durum, Necati Mert’in Türk edebiyatı öykücülüğüne getirdiği yeni soluğun da göstergesidir. Sadece bu hikâyede değil, “Çocuk ile Su” ve “Bir Fotoğrafa Mektup”anıdan, “Düğün ve Bebekler”yine köşe yazısından destek alır. Köşe yazısının öykü kitabına yeni bir formatla yerleştirilmesi, öykü tanımının sınırlarını genişletmeye yöneliktir; öne çıkan ‘edebî’ olma, ‘edebiyat yapma’ kaygısıdır. “Ada’msın! Hikâyemsin!”de Adapazarı tarihinden bahsedilmiş, şehirdeki mahalle isimlerinin nereden geldiği, şehri oluşturan nüfusun çeşitliliği anlatılarak, Adapazarı’nın hikâye şehri olduğu vurgulanmıştır. Adapazarı’nı sosyal, ruhsal, kentsel ve ekonomik bakımdan olumsuz yönde etkileyen deprem gerçeği üzerinde durulmuş, deprem sonrası Adapazarı ve burada yaşanan değişim süreci ön plana çıkarılmıştır. Anlatılanların tamamı gerçek olsa da bunların yazarın zihninde belli bir kurgu ve montajla yazıya aktarılması, kurulanların hissettirilme çabası öyküleme için yeterlidir. Yine “Ay Gibi Geçmiyor” da bu yöndedir. Deprem sonrası prefabrikte kalan insanların hayatını anlatan hikâyede sosyal ve siyasal mesajlar da verilmektedir.
 
Sait Faik Abasıyanık’tan Memduh Şevket Esendal’a, Çehov’a;  Ahmet Haşim’den Oktay Akbal’a göndermelerde bulunan hikâyelerde tekniğin imkânları zorlanmıştır. “Canım, Rüyada” bu bağlamda önemlidir. Bir erkek ve kadın karakterin diyalogları ile oluşan hikâyede “Canım, rüyada!” leitmotive olarak kullanılmıştır. “Düğün ve Bebekler”, kaynak göstermesi bakımından (Haluk Şahin, Radikal, 10 Ağustos 2003) daha çok belgesel özelliği taşır; öyküleme ile gerçek bir aradadır, edebî olma kaygısı yine kendini gösteriri. Biçim yönü ağır basan, kitabın en dikkat çekici öyküsü ise kitaba da adını veren “Zamansız”dır. Tiyatro sahnesi formatına oturtulan, ancak öykü türünde anlatım sürdürülen “Zamansız”da, ‘mahalle kahvesi’ ile Sait Faik’e göndermede bulunulur. Kahramanların yazardan bahsetmesi, kurgulama bakımından farklılık teşkil etmekle birlikte vak’a zamanı ile anlatma zamanının çakıştırıldığını göstermektedir. “Zamansız”ın kahramanlarından biri yazarın kendisidir; ‘Necati Abi’ şeklinde ismen geçer. Bu durum, ben anlatıcının tam manada ‘ben’leştirilmesidir. Söz konusu durum metni anı ya da otobiyografi türüne çevirmez; gerçekliğe çok yakın olsa da tam nesnel gerçeklikten bahsedilemez. Yazarın zihninden yansıyanlar anlatıldığından kurgulamadır; dolayısıyla öyküdür. İç monolog tekniğine de sahip olan “Zamansız”, Adapazarı’nda roman mahallesi olan Garipler’in yıkılmasını ve yerine uygulanacak kentsel dönüşümü de eleştirmektedir. Yani Necati Mert, biçimcilik denemesinin yanına sosyal ve siyasal mesajı eklemeyi de unutmamış ve iki farklı öyküleme tekniğini başarılı biçimde dengelemiştir. Kitaba da adını veren ‘zamansızlık’, farklı kullanım özellikleriyle dikkat çeker. Zamansız, hem ismi hem de fiili niteleyebilme özelliğiyle sıfat ve zarf görevi üstlenebilir. Ayrıca zamana bağlı olmama anlamı da taşır. Böylelikle ‘zamansız’ olmak, zamanla değişmemek; zamana direnmektir:
 
 
“Yavaş ateşte piştim ben. İnişler çıkışlar yaşamadım. Zamansızım.”
 (...)
“Bırakılmamalı elbette. Direnmek neden zamansız olsun? Bunu anlamadım.”
“Direnmek zamansız değil, ben zamansızım. Dün ne isem bugün oyum. Zaman beni bağlamıyor.”(...)
 
 Tekniğin imkânlarını kullanması bakımından “Dayım” da farklılığını hissettirmektedir. Özellikle zaman kırılmaları ve bakış açısında görülen değişiklik teknik bakımdan dikkat çekicidir. “Islak”ta geçen “(...)altını bir hikâyeden çıkarır gibi çarçabuk çıkarıp attı” ,”Koridoru geçti, kapıyı yeni bir hikâyeye açar gibi açtı her zamanki gibi” ve “Bir hikâyeyi geçer gibi geçersiniz altlarından” ifadeleri, hikâye tekniği ile anlatımın nasıl bütünleştiğini göstermektedir. Ahmet Haşim’in İstanbul’daki gurûb efsunu, Necati Mert’te Adapazarı Çarksuyu’ndadır. “Bir Fotoğrafa Mektup”taki bu gönderme, eski ile şimdi arasındaki değişimden ve bu değişimin üzerine anlatıcının tepkisinden bahseder. Hatıraltı’larlayım ile başlayan ve aynı şekilde biten hikâyede geçmişe duyulan özlem ağır basar ve hatıralarla yaşamanın sürekliliğini gösterir; böylesi bir devinim zamansızlığın da göstergesidir. Öyküde tamamen doğal gıdalardan oluşan bol çeşitli kahvaltı masası, yumurta tokuşturma oyunu ve katık-zeytin yeme ile başlayan anlatım birdenbire sınıfa yeni gelen kızın tasvirine denk düşürülür:
 
(...)Yumurta yumurtaya benzer derler. Benzemiyor. Onu gördükten sonra fark ettim önceki kızları da. Gelen çok başkaydı. Naylondu. Diyeceksin ki: Hani zeytindi? Zeytin. Bakışı zeytin. Dinleyişi zeytin. Oturuşu zeytin. Hele salınışı! Sakin. Yumuşak. Kuzu. Ama tuzlu. Ablasına gelmiş, okulu yanında bitirecekmiş.(...)
 
Necati Mert, “Zamansız” hikâyelerinde insanın değerlerini zamanla nasıl yitirildiğini vurgulamış, bununla birlikte geçmiş zamana ait olan ve orijinalliğini muhafaza eden geçmiş günlere duyduğu özlemi her fırsatta dile getirmiş, değişimle birlikte gelen zamanda yalnızlaşma sonucunu işlemiş; bunları yaparken hem teknikten hem de toplumculuktan ödün vermeyerek zamana yenilmeyecek hikâyelerini okuyucusuna sunmuştur. Diğer taraftan hikâye tanımının dışına çıkarak ona yeni tanımlamalar getirmeyi amaç edinmiş, türler arası geçişlerle edebiyat çatısından ayrılmadan ve öyküleme çizgisini bozmadan kendi öykü anlayışına ve Türk öykücülüğüne yeni bir artı kazandırma girişiminde bulunmuştur. Bu girişim ödül kazanarak kabul edilebilirliğini göstermiştir.   
 
Türk Edebiyatı, Sayı: 462, Nisan 2012


* Mert, Necati, Zamansız, Hece Yay., Ankara 2011, s.93.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....