Menü
NURETTİN TOPÇU VE
Hece Yazıları • NURETTİN TOPÇU VE "TAŞRALI"  Hece, Sayı: 109, Ocak 2006

NURETTİN TOPÇU VE "TAŞRALI"  Hece, Sayı: 109, Ocak 2006

 
Tanıl Bora “Türk Sağının Üç Hâli: Milliyetçilik, Muhafazakârlık, İslamcılık” adlı kitabında kimi figürler üzerinde durur. Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Peyami Safa ve Remzi Oğuz Arık, dillerinin mübalağalı olmaları, içerikli sözcüklerden çok duygusal sözcükler seçmeleri nedeniyle “romantik” muhafazakârlardır. Yahya Kemal, “milliyetçilikten daha kıymetli bir hal olan millî oluş”a önem verir ve yerli ve yaşayan İslam’ı “mücerret İslam”a tercih eder; bu yüzden “klasik” muhafazakârdır. Ali Fuad Başgil, liberalizmin temel değerlerini (özgürlükler, demokrasi, piyasa) gelenek olarak sahiplenip onların ancak ahlakî bir zeminde anlam kazanacaklarını düşünür. Bizdeki laikliğin sistemli ve tutarlı ilk eleştirisini yapmakla dikkat çeker. “Muhafazakâr-liberal”dir.  
Nurettin Topçu ise “Anadolucu milliyetçiliğinin simge-isimlerindendir”. Gökalp’ın sentetik milliyetçiliğine karşıdır. Din anlayışı olsun, millet anlayışı olsun gelenekçi ve cemaatçidir. Mistiktir. Halktaki gibidir. Yerliden ve yaşayandan yana oluşuyla Yahya Kemal’e yaklaşırsa da teknoloji ve sanayi karşıtlığıyla ve kapitalizm eleştirisiyle sadece Yahya Kemal’den değil ötekilerden de ayrılır. Devletlilere pek güvenmez. Ama bilgeler elinde olmak şartıyla devlet otoritesini de arar. İnanır ki bilgelik ruh-madde uyumundadır, o da şehirde değil kırsalda vardır. “Ruh cephesinde Kurtuluş Savaşı”ndan da söz eder Topçu, Türk-İslam ruhunu yerden kaldırmayı dava edinir. Aksiyon (Hareket) adamıdır. Bu yüzden Topçu’yu tanımlarken “muhafazakâr devrim” kavramından yararlanır Tanıl Bora. Eşitlikçi ve antikapitalist “sol” çağrışımlı dil de tanıma katkıda bulunur.
Topçu’nun Taşralı’da yer alan taşra-merkez, köy-şehir eksenindeki hikâyeleri bu değerlendirmeleri hayli doğrular. Şöyle ki Köy Enstitülü yazarlarla bilinen şematik imam-muhtar-öğretmen üçgeni Topçu’da da vardır. Gerçi öğretmen her zaman bulunmaz, yerini kimileyin takva sahibi bir Müslüman alır. Çok zaman o da olmaz, üçgen kurulmaz, hikâye aldatan-aldatılan taraflar arasında geçer. Şu ilginçtir: Hile yapıp, düzen kurup, hatta zora, silaha başvurup ezik, kavruk ve çaresiz köylüyü kandıranlar, tarlasına, ziynetine, terekesine el koyanlar genellikle imamlar ve tarikat şeyhleridir. Üstelik eleştiri de din/dindar karşıtı bir hikâyede bile rastlanmayacak ölçüde serttir. Topçu, böylesi olumsuz kişilikler aracılığıyla olumluyu öğütlemek niyetinde olmalı. İyi ve örnek insana pek rastlanmaz Topçu’da. “Tereke”deki Ali Seyid ile “Köy Hocası”ndaki Öğretmen adeta istisnadır. Ayrıca, Öğretmen din ve ahlakı öncelemekle Enstitülü yazarların öğretmenlerinden de ayrılır. Ancak, iyiler etkili olamaz, köyü ve okulu terk etmek zorunda kalırlar. Topçu, zamandan umutsuzdur; ama “geleceğin masalı”nı yazmaktan da geri durmaz. “Mahşer”, “Büyük Mahkeme” ve “Ebedî Hayat” bu masallardan olup Allah nezdinde makbul olanı telkin eder. Sözgelimi, ihtirasın istemek olmadığını söyler Topçu. İhtirasta kibir vardır. Bencillik vardır. Gerçek istemek ise “her şeyle birleşerek, bütünle beraber ve bütün için” olur (Ebedî Hayat). “Yıldırım’ın Huzurunda” hikâyesi de Yıldırım Bayezit’in huzurunda manen yıkanıp paklanan, Osmanlı’nın uzun tarihinden güç alan bir mümini anlatır. Mümin şikâyetçidir: Dokuz yüz yıllık tarih inkâr, ecdat reddedilmiştir. Tarihi ve Allah’ı tanıyanlarla tanımayanlar ikiye ayrılmış, karşılıklı kılıç kuşanmaktadır. Mümin, tanımayanlara beddua etmesini ister Yıldırım’dan; Yıldırım beddua etmediği gibi, tanıyanların da kan dökmemelerini öğütler. Şu sözler önemli: “İrşad etsinler, zalimleri zulüm sefaletinden kurtarsınlar. Her şeyden önce onları kendi ruhlarına yaptıkları suikastlardan, zulümden kurtarsınlar. Altı yüz yıllık secdemin arkasında toplanan orduya zulmü emredemem. Yakında rahmet meleklerinin yanında yer alacak evladıma söyle: Sabır gıdaları olsun, gayret duaları, birlik silahları olsun. Tekrar ediyorum, onlara söyle, benim ebedî huzurumu istiyorlarsa önce gafillerle zalimleri kurtarsınlar.”
Taşralı’daki hemen bütün hikâyeler bu sabır ve gayreti işler. Dini her çeşitten alışveriş için elverişli bulup kullanan “riyakâr insan yığını”na karşı mazlumlara sabır ve gayretten başka bir şey düşmez zaten. Çünkü karşılarında din adamının muhtarla başlayıp jandarma, tapucu, hâkim, kaymakamla süren ve ta Ankara’ya kadar uzanan bürokrasiyle ortaklığı vardır. Bu güç karşısında ya memleketlerinde kırılıp yok olur mazlumlar ya da memleketlerinden çekip giderler. Gidenler İstanbul’a gider, çoğu da erkektir. İstanbul’a göçen kadın, kitaba adını veren hikâyedeki Emine’dir sadece. Emine horlanır İstanbul’da, başına gelmedik felaket kalmaz, üstüne bir de “Alçak karı! Edepsiz taşralı!” diye aşağılanır. Erkekleri ise ayartır İstanbul, kendine benzetir, memleketlerini unutturur.    
Topçu’nun hikâyelerinde teknoloji karşıtlığı ve kapitalizm eleştirisi yok. Ya da şöyle: Keskin değil. Modern hayatın getirdiği ahlak düşüklüğüyle sınırlı. Ne ki benzeri düşüklük taşrada da vardır. Hatta düşüklükte taşra ile İstanbul farksız gibidir; sözgelimi “Tereke” bu farksızlığı hikâye eder. Suç, yetersiz eğitimde midir? Galatasaraylılık ve kolejlilik makbul değildir (Deli) Topçu’ya göre. Onun okulu “ana kucağı, düşünme gururu ve Allah sevgisi”ni birleştiren bir yerdir (Memuriyet Hayatı).   
Devletlilere güvensizliği de ısrarlı değildir Topçu’nun. Sözgelimi “Nahiye Müdürü”ndeki nahiye müdürü Osman Bey, “köylünün babası, hâkimi, her şeysi” olmuş bir halk kahramanıdır. İstisnai bir figürdür. Yaşar Kemal’in Teneke’sindeki Kaymakam gibidir: Tesadüfen iyi ve dürüsttür. Sistemi temsil etmez.
İyilerin eylemini “cihat” olarak görür Topçu. Buna etnik anlamda milliyetçilik yüklemez. İçini doldurmaz. Ancak kimi milletleri “öteki” gördüğü de açıktır. Bunların başında Çerkezler ve Boşnaklar gelir. Ardından da Arnavutlar. Her melaneti bunlar yapar. Kürtler, daha nötr bir konumdadır. Ermenilerse, beş kızın “o büyük harpten sonraki Ermeni patırtısında” beşibirliklerine tamah edilip öldürülmeleriyle yer alır bir hikâyede (Araboğlu); bunu yapan da bir Arapoğlu’dur.    
Özetle: Nurettin Topçu’nun bir düşünür ve bilim adamı olarak –Tanıl Bora’nın belirttiği gibi- apayrı bir yeri var şüphesiz. Ben, hikâyelerindeki Topçu’yu daha sahici ve sıcak bulurum. Düşüncelerinin sağlamasını burada yapar çünkü. Bunu da din’le dindar’ı birbirine karıştırmaksızın yapar. Müthiş bir özeleştiridir bu. Kıskanılası bir dürüstlüktür.
 
Hece, Sayı: 109, Ocak 2006

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....