Menü
ÜÇ MEKTUP  7 Ağustos 2012
Yeni Sakarya Yazıları 2012 • ÜÇ MEKTUP  7 Ağustos 2012

ÜÇ MEKTUP  7 Ağustos 2012

 

 

 

Zaman zaman kitapların, dergilerin içine dalıyor, arkadaşlık, yoldaşlık umarak edindiğim nicesinin bugün yarı yolda nefessiz kaldıklarını görüp hayret ediyor, fuzuli bulduklarımla da ilişiğimi kesiyorum. Geçen hafta da notlar, mektuplar, dükkân evrakı, kimi haber ve yazı kesikleri ve fotoğraflar, makbuzlar, zabıtlara daldım, bunu neden tutmuşum? bundan ne ummuşum? bunu da mı ayırmışım? dediklerimi yırtıp yırtıp ufalttım, poşet poşet attım. Elekten geçenlerleyim şimdi.

Onlardan paylaşmak istediklerim var. Hem de 11 Mart 1973 günü İlhan Selçuk’un benim bir mektubumu verdiği köşesinden giriş cümlesini emanet alarak: “Bir ulusun üyeleri, birbirlerinin sıkıntılarını paylaşan insanlardır. Biraz sıkıntılı da olsa şu aşağıdaki mektubu okumaya katlanmak gerek.” Benim paylaşacağım bir değil, üç mektup. “k” ile başlatılmış “görüşmek” fiili dışında mektupların hiçbir kelimesine dokunmadım. Birinciyle üçüncünün noktalamasını güncelledim sadece, o kadar.

İlk mektup şu:

“Canım evladım, / Biz geldik. Nasılsın, durumun ne oldu? Hiç üzülme. Biz sana görüşemediğimiz halde kuvvet vermeye geliyoruz. Mert insan dayanıklıdır. Ben anne olarak evladımı biliyorum. Senin gibi temiz kalpli bir Türk gencini elbet büyükler de anlar. Sen hiçbir zaman kötü düşünceli olmadın ve olamazsın. Çünkü ben seni hazır para ile okutmadım. Tam bir Türk evladı olarak çalışıp bugüne getirdim. Onun için hiç üzülme ben de seninle beraberim canım evladım. Neclâlarla hep beraberiz ve selamları var. Tanıdıklar hep selam eder. Ben de hasret dolu gözlerinden öper, Allah’a emanet edip adalete güveniyorum. / Seni bekleyen annen.” İmza.

İkincisi şu:

“Necati, / Biz annenle beraber seni ziyarete geldik. Bizler hepimiz iyiyiz, inşallah sen de iyisindir. Bir ihtiyacın varsa yaz. Hak, adalet yerini bulur. Haklıyı, haksızı ayırır. Müsterih ol, metanetini kaybetme. Bizleri katiyen düşünme. Akşam sabah Neclâlarla beraber sayılırız, onlar da çok selam ederler. Diğer akraba ve dostlarımız selam ve sabır dilerler. Başka yazacak bir şey aklıma gelmiyor. Necaticiğim elimde olmayarak tekrar ediyorum: Bizleri düşünme, sabırlı ol. Selam ve gözlerinden öperim. / Baban.” İmza.

Bu iki mektup bir teksir kâğıdının bir yüzü yarım yarım kullanılarak yazılmış. Tarih, 21.5.1971. Askeri cezaevi yönetimi bir şeye kızmış herhal, görüşmeyi kaldırmış, bizimkiler de yazmışlar. Babamınkinde getirdikleri dört kalem küçük eşya ile azık listesi de var, şöyle: “2 mendil, 1 çorap, 1 sigara, kuruyemiş.”

Bu da üçüncüsü:

“Canım evladım, / Biz gene geldik. Sakın üzülme, moralini bozma. Er ve geç senin hiçbir suçun olmadığını Türk hâkimi anlar. Sen müsterih ol. Rüyalarımız ve hayallerimiz hep seninle ve ben annen olarak gayet rahatım, çünkü ben seni biliyorum. Benim bildiğim kadar herkes seni biliyor ve seni bilen ve seven herkes ‘Necati soyadı gibi mert, onun suçsuzluğu anlaşılır’ diyorlar. Burhan Bursa’nın evine ben gittim ve söyledim, onlar da biliyorlarmış. Çamaşırlarının kirli olanını ver, ben sana gene çamaşır getirdim. Bir isteğin varsa söyle. Tanıyanlar, bilenler hep selam ediyorlar. Sevdiğin talebeler eve, dükkâna hep geliyorlar ve selamları var. Tekrar tekrar gözlerinden öper, adaletin senin suçsuz olduğuna inanması için duacıyım. / Annen.” İmza.

Bu mektupta tarih yok. Kâğıt da ortaklaşa kullanılmamış. Annemin yalnız geldiği hiç olmadı. Babamla değilse Neclâ’yla gelmiştir, tarihi Neclâ’nın hangi mektubuyla denktir acaba? Fakat beni asıl şaşırtan annemin dili oldu. Adalete bu kadar güvendiğini, hele Türklüğe bu rütbe vurgu yaptığını hiç mi hiç hatırlamıyorum. Yarısı Kırım, yarısı Deliorman’dı, onları da dolandırmazdı dilinde. Belli ki mektubunun okunacağını bildiği için resmi dil kullanmış.

Bir ülke ki insanını ikiyüzlülüğe mecbur ediyor, orada adaletten söz edilemez.

Askeri Mahkeme tam dört ay sonra eylemlerimizi sıkıyönetimin ilanını gerektiren eylemlerden bulmayıp biz altı Adapazarlıyı tahliye, dosyamızı da bakması için Sakarya Ağır Ceza’ya havale etti. Ağır Ceza da bakmayıp Uyuşmazlık Mahkemesi’ne aşırttı. Efendim, böyle bir mahkeme yokmuş, dosyalar biriktiğinde kurulurmuş –Reis Kâzım Günay’ın demesi böyle. Ee? Kurulamadı, dava da 1974 Affı ile düştü.

Suç yok. Ceza yok. Ama infazı var. Üstelik süreç sanıkla da sınırlı değil, yakınlarını, dostlarını da etkiliyor –gördüğünüz gibi. Adaletmiş! Bu, kırk yıl sonra bugün de böyle.

 

DUYURU: Ulusal dergi ve gazetelerde çıkmış, ama kitaplarıma girmemiş yazılarıma ulaşmak için http://necatimert.com.tr adresinden Yazılar/Hece Yazıları ile Yazılar/Diğer Yazılar’ın tıklanması… Henüz hepsi yüklenmedi. Kolay değil. Kırk yıl bu. Yavaş yavaş yükleyeceğim. İzleyin.

 

Yeni Sakarya, 7 Ağustos 2012

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....