Menü
GÖKYÜZÜ  28 Ağustos 2012
Yeni Sakarya Yazıları 2012 • GÖKYÜZÜ  28 Ağustos 2012

GÖKYÜZÜ  28 Ağustos 2012

 

 

Balkona çıkıyor, gökyüzüne bakıyormuş. Gördükleri karşısında hayret ediyor, bilgisayarını açıyor, NASA’ya giriyor, uzak mı uzak mı uzak gökyüzünde her an doğmakta olan karşısında hayreti daha da artıyormuş. Galaksiler. Güneşler. Yıldızlar.

Nâzım da aynı hayretler içinde kalır: “Bugün pazar. / Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. / Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak / bu kadar mavi / bu kadar geniş olduğuna şaşarak / kımıldamadan durdum.”

Gökyüzüyle haşir neşir olan, çocuk değil, delikanlı değil, maceraperest, romantik veya şair, yazar da değil. On beş, on altı yıldır tanışırız, değerli bir kardeşimdir. Bir mesire akşamında, “Düşüncelerinize katılmıyorum ama düşüncelerinizi savunmanız için gerekirse hayatımı bile verebilirim” sözünün fehvasınca durmuş yiğit bir insandır, bunu da şehvetle korur. İki yıldır konumu da ayrıca yükselmiş bir önemli. Mevki mansıp sahibi. Onlar maddecidirler, böyle uçuk laflar etmezler. Edenler, mülkiyete yan bakanlardır. Değerliler. Kardeşim de, bayram ziyaretlerinde diyor ki: “Gökyüzünün sonsuzluğu karşısında kavga, kavganın her çeşidi anlamsızlaşıyor.”

Zülfü Livaneli’nin 1987 tarihli albümünden, albüme adını veren parça da: “Gökyüzü Herkesindir” eşlik edermiş kimileyin bu büyük temaşaya: “Bir gün / Çok bunalırsan / Denizin dibinde / Yosunlara takılmış gibi soluksuz… / Sakın unutma gökyüzüne bakmayı / Gökyüzü senindir / Gökyüzü herkesindir.”

Nâzım için de böyledir, Nâzım için de o pazar günü ayak bağı olur dünya meselesi, algısı büyür de büyür: “Sonra saygıyla toprağa oturdum / dayadım sırtımı duvara. / Bu anda ne düşmek dalgalara, / bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. / Toprak, güneş ve ben… / Bahtiyarım...”

La Fontaine metelik vermez gökyüzüne. Karınca’dan yanadır o. Ağustosböceği bütün yaz avaz avaz şarkı söylemiş, kışın bastırmasıyla Karınca’ya gidip borç yiyecek istemiş ama nasihat almıştır: “Şarkı mı söylediniz gece gündüz bütün yaz, öyleyse şimdi de oynayın biraz.” Karınca maddecidir. Sayısalcıdır. Hep bana, hep bana’cıdır. Duygu, duyarlık da neymiş! Şiir karın mı doyurur! Paylaşmak mı, hadi canım! Böyle düşünür. Varacağı yer mi? Maldır. Mülktür. Tapudur. Güç. İktidar. Silah. Devlet. İşgal. Hiroşima. Kahramanları: Büyük İskender, Neron, Napoleon. La Fontaine eksiği olan, fazlası olmayan bütün bu melaneti arkalar işte Karınca’ya alkış tutarak.  

Bir başka Fransız ise –onlarda da varmış ‘Gökyüzü herkesindir!’ diyen- bu masalı alır altüst eder. Karınca kovmaz bunda Ağustosböceği’ni. Aç döndürmez. Hoş geldin’le karşılar, ambarını açar, “Dilediğini al, insan insana yardım etmeli” der. Bu Karınca, hayatta şiirin de yeri olduğuna inanmış bir karıncadır. Homeros’u, Sokrat’ı dışlamaz, Pastör’le birlikte anar. Bölüşür. Dayanışır. Mülkiyet, fetiş değildir onda.

Bizden de Cavidan Tümerkan’ın ters taklası vardır La Fontaine’e –hem de ta 1957’de. Onunkinde kapı çalan, Ağustosböceği değil Karınca’dır. Gider Ağustosböceği’nin kapısına, “Ne olur, bir şarkıcık!” diye yalvarır. Bu karıncada Homeros’la Sokrat öndedir. Mülkiyetin asgarisi bile yoktur. Görülüyor, “Gökyüzü herkesindir!” bir şarkıcık, ne ki kolay söylenemiyor. Bu üç karıncadan sadece Tümerkan’ınki yürekten söyleyebilir bunu. Nesnelere tapınma bir tek onda yoktur çünkü.

Nesnelere tapınma –evet- bizi mal sahibi, mülk sahibi, iktidar sahibi yapar, yapabilir. Ama insanlığı geliştirmez. Tarihin hiçbir döneminde bugünkü kadar nesnemiz olmadı. Fakat küreyi yeniden paylaşmak, haritasını yenilemek için yine seferber dünya egemenleri. Taşeronları da bölgelerin egemencikleri. Kapitalizm, nesneleri –kapitali, yahut şöyle: sahip olmayı- hayattan –emekten, yahut şöyle: bir şey olmaktan- daha üstün tutuyor da ondan. Hastane sahibini doktorla karıştıranlar, büfesi olan bir partiliyi muhabirin, hatta muharririn önünden ananlar, organizatöre tiyatrocu itibarı gösterenler, galeri işleteni ressam, yayımcıyı yazar sananlar da kapitalizmin sıradan hayattaki sözcüleri.

İnsanlık geliştirilmeli oysa. İnsanlık da, insan insanla bölüşürse gelişir. Bu da sevmek demek. Bir şeyi, o şeyin sahibi olmadan sevmek. Gökyüzünü böyle severiz. Gökyüzü bu yüzden hepimizindir.

  

DUYURU: Yerel ve ulusal dergi ve gazetelerde benimle yapılmış söyleşilere ulaşmak için http://necatimert.com.tr adresinden Söyleşiler’e tıklanması… Henüz hepsi yüklenmedi. Yavaş yavaş yüklüyorum. İzleyin.

Yeni Sakarya, 28 Ağustos 2012

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....