Menü
SEÇİM OTOBÜSÜ  8 Ekim 2002
Yeni Sakarya Yazıları 2002 • SEÇİM OTOBÜSÜ  8 Ekim 2002

SEÇİM OTOBÜSÜ  8 Ekim 2002

 

 

 

Otobüsteyim. Koridor koltuğundayım. Öte yandaki iki koltukta da iki hanım. Biri emekli sanırım. Diğeri galiba henüz çalışıyor. Giyimleri özenli. Saçları bakımlı. Makyajları kararınca. Bir düşünce veya çağdaşlık derneği üyesi olmaları da güçlü ihtimal. Siyasi hayatımıza bir masal prensi gibi girivermiş bir figüre kendilerini kaptırmışlar konuşuyorlar. Ama ne konuşma! Kulak misafirleriyim.

Figür akşam televizyondaymış, emekli olan diyor ki:

“Artık tereddüdüm yok. Kendisine güvenim tam. Kararım karar. Oyumu ona vereceğim.”

Öbürü genç ya –ama yetinmemiş bununla- ayrıca Pamuk Prenses havalarında. Biraz çıtır pıtır. Biraz da bilgiç:

“Tabii ona vereceğiz. Avrupa görmüş ne de olsa. Hatta Amerika. Karısı zaten yabancı. Medeniyet bu, değil mi ama?” 

“Ben kararlılığına hayran kaldım en çok. Karar veriyor adam, hükümetten çekiliyor. Düşünüyor bir zaman. Aslında gideceği yer belli. Ama bekliyor. Yanına birilerinin daha gelmelerini istiyor çünkü. Gelmiyorlar. O zaman o da bir başına gidiyor.”

“Rüzgârlı canım. Gittiği yeri diriltiyor. O gözleri görmüyor musun? Ferli ferli bakıyor. Neden daha fazla bekleyecekmiş?”

“Öyle. Çok çekici. Hem kızmıyor da. Üniversiteliler soru yağmuruna tuttuğunda nasıl da sakin sakin cevapladı onları!”

“Ya! Hem sakin hem solcu.”

“Neden? Siyasetçi değil. Siyaset nedir bilmiyor adamcağız. Ben siyasetten anlamam, diyor. Ondan.”

Siyasetçi değilse, siyasetten anlamıyorsa Amerika’dan ne halt yemeye geldi, hükümete ne demeye girdi, şimdi de sıcak siyasetin içine neden atıldı diye sormak geliyor içimden ya, genç olan ve kendini güzel de sanan, beni duymuş gibi diyor ki:

“Türkiye uçuruma yuvarlanacak, gel, demişler adama, o da kalkmış, gelmiş.”

“Adam içten canım içten. Kirlenmemiş. Sevmek ne demek biliyor.”

“Gürültüsüz, patırtısız.”

“Nerde o öfkeli, kalın bıyıklı eski solcular, nerde bu nazik adam!”

“İpler onun elinde. Öyleyken bir kez olsun Başbakan’ın önüne geçmedi. Hep arkasından yürüdü. Saygılı.”

“Ya kadınlara saygısı? Bakanlar kuruluna girmiş de, erkek erkeğe olunduğunu görünce, içim daralıyor, demiş.”

“Kararsızlığından vazgeçiren de karısı olmuş zaten. Karısı değil de sevgilisi sanki. Öyle dinleyiş. Gir, demiş karısı, göstermiş gireceği partiyi. Partiyi seçişi de öyle olmuş adamcağızın.” 

Emekli hanım, yol arkadaşının kararsızlık fikrine itiraz edecek sandım. Etmedi, iç geçirdi:

“Bizdeki de şans işte!”

“Ben seçimimi yaptım. Kararım karar. Oyum onun. Veriyorum.”

Hanımlar unutmuşlardı. Bu ithal figürün daha ne medeni, ne çağdaş davranışları vardı: Ev içlerine ayakkabıyla giriyordu mesela. Fındık fıstığı sessiz sessiz yiyordu. Sabah akşam banyo yapıyordu.

Günahlarını almayalım. Oy verecekleri partileri seçerken ekonomi-politiği ölçü almayanlar sadece hanımlar değil. Onlar partileri seçerken liderlere bakıyorlar, liderleri de koca seçer gibi seçiyorlar da erkekler daha farklı mı yapıyor?

Otobüste biraz dolaşalım, bakın erkeklerden neler duyacağız:

“Adam mahalleden yetişme. İmam-Hatip mezunu. Top da oynamış. Sokağı iyi tanıyor.”

“Adam bir koyup beş alıyor. Kimin ne açığı, ne kaçığı var biliyor. Asla kül yutmaz. Yutturmaya kalk, bildiklerini bak nasıl döküyor.”

“Adam sağlam. Etrafındaki herkes çaldı. O bir kuruş yemedi.”

“Adam bıyıklı. Esmer. At üstündeymiş gibi heybetli. Gülerken gören yok. Sesi de gür.”

“Adam cömert. Her gittiği yerde millete yediriyor, içiriyor. Fakir fukaraya para dağıtıyor.”

Daha ne magazin, ne magazin!

Sanırsınız mahallenin camiine imam, takımına futbolcu seçiyorlar. Ya da naylon şirketlerine kabadayı, tetikçi, tefeci. Yahut mağazalarının kasalarına kasiyer. Veyahut Kara Murat filmine oyuncu. Veyahut da bir hayır kurumuna başkan.     

Yeni Sakarya, 8 Ekim 2002

 

 

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....