Menü
Diğer Yazılar • "İHTİYAR ÇİLİNGİR" ÜZERİNE  Fayrap, Sayı: 54, Ağustos 2012

"İHTİYAR ÇİLİNGİR" ÜZERİNE  Fayrap, Sayı: 54, Ağustos 2012

 

 

 

“İhtiyar Çilingir” 1916’da yazılıyor. Memduh Şevket Esendal’ın (1885-1952) ilk dönem hikâyelerinden. Bu 1908-1920 döneminde dokuz hikâye yayımlar Esendal, “sosyal gerçekçi”dir, hayata “tahlilci, tasvirci ve tenkitçi” açıdan bakar. 1920-1924 yıllarında Bakü’de görevlidir, Rusça öğrenir, Çehov’u tanır, etkilenir, hikâyesini değiştirir ve öyle sürdürür. Asıl Esendal bu dönemdedir: 1920-1952. “İhtiyar Çilingir”, o çok iyi bildiğimiz Esendal hikâyesinin dışında bir hikâye. İlk dönemin diğer hikâyeleri gibi Maupassant tarzında. Şu da var: 1916’da yazılıyor ama hemen yayımlanmıyor –bildiğim kadarıyla- Esendal hikâyelerinden yapılan sonraki altı seçkide de yer almıyor, gün yüzüne ancak 1984’te Bilgi’nin “Bütün Eserleri” dizisiyle çıkıyor –hem “İhtiyar Çilingir” adı dizinin sekizinci kitabının da adı olarak. Gününde yayımlanmayan tek Esendal hikâyesi bu değil. Hikâyeciliğinin ilk on iki yılında yazılmış kırk kadar hikâyesi var Esendal’ın, dokuzu hariç hepsinin basımı gecikmeli gerçekleşir.[1]

“İhtiyar Çilingir” bu künyesiyle ilgimi çeker evvela. Ve sordurur: Esendal “Gödeli Mehmet”i yayımlar da duygu ve düşünce açısından benzeri olan “İhtiyar Çilingir”i niçin yayımlamaz? “Gödeli Mehmet”e göre kısadır, yeterince geliştirilemediğini mi düşündürür yazarına? Çehov tarzında karar kılınmasının payı acaba hiç mi yoktur bu ilk hikâyelerin saklı tutulmasında?

Bu soruların üzerinde düşünülür sadece, kesin cevapları yoktur. Verilemez. “İhtiyar Çilingir”in kısalığı bile –evet- görecelidir. Kelime, cümle ve paragraf sayısı ise bakılan, ondan uzunu olduğu gibi ondan kısası da bulunabilir. Sözgelimi Vüs’at O. Bener’in “Palto”su 268 kelimedir; “İhtiyar Çilingir” içinse başlık da dahil 431 kelime kullanır Esendal. Cümle sayısı, nokta ile bitirilmiş kelime ya da öbek anlamında 45’tir; 26 iç cümleyle düşünüldüğünde sayı 71’e çıkar. Bunlar da dokuz paragrafa yayılır. En boy olarak bir köşe yazısı kadardır “İhtiyar Çilingir”, yaygın bakışın kısa bulacağı bir hikâyedir.

Peki, kısa değil midir? Yaygın bakış, sayıları ölçü aldığı için hatalıdır. Sayıları az olanı eksikli söz gibi görür her zaman. Oysa kısalık’tan, fazlası olmayan söz anlaşılmalıdır. “İhtiyar Çilingir” bunu örnekler işte. Şöyle ki, bunun burada ne işi var? diyeceğimiz gereksiz tek söz yoktur. Söylenilmek ve duyurulmak istenen hiç eksiksiz söylenmiş ve duyurulmuştur. Boşluk da yoktur. Her şey miktarıncadır. Ne eksik ne fazla. Bu bağlamda kısadır “İhtiyar Çilingir”. Ama “Gödeli Mehmet” de kısadır. Yani uzatılmamışlardır. Diyeceğim, hikâyenin yeni yolcuları –özellikle- her iki anlamda da kısa olan “İhtiyar Çilingir”i sık sık okumalılar.

“İhtiyar Çilingir”de her gün herkesin her yerde karşılaşacağı bir durum hikâye ve tasvir edilir. Anlatan, yazardır. Tanıklığını gerçeğe bağlı kalarak yapar. Gerçek de mekânın kendisi, oradaki kişiler ve aralarındaki çatışmalı konuşmalardır. Fakat kronolojik aktarmayla yetinilmez; karşıtlar sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirilir, eleştiri ihmal edilmez, dahası taraf da tutulur. “İhtiyar Çilingir” tam bir klasik hikâyedir, evet ama bunu söylemek malumu ilam olacaktır; onun asıl meziyeti, bunca malzemeyi üstelik okura yük etmeden istifleyip sunmasındadır –bu görülmeli.

Hikâye biri kesik, ikisi kurallı, üç yargılı bir sıralı cümleyle açılır: “Koyunpazarı’nda bir ufacık dükkân; bir küçük ocak yanıyor, bir ufak çocuk körük çekiyor.” İkinci cümle, yan cümleciği “-ip” zarf fiili olan bir bileşik-girişik cümledir, çilingiri ve işini birkaç sıfatla öne çıkarır: “İhtiyarlamış, küçülmüş, ak sakallı, küçük yüzlü bir adam, gözünde çifte gözlük, minimini halkaları ateşte ısıtıp zincir bağlıyordu.”

İkinci paragraf, biri ünlem, biri kurallı fiil, ikili bir sıralı cümleyle başlar; ünlem cümlesi yazarın hayranlığını peşin peşin belirtir, devamı da bu hayranlığın birdenbire ve kendiliğinden oluştuğunu söyler: “Ne hoş manzara, gözüm ilişti.” Nedir hoş olan? Önceki cümlelerdeki şu sıfatlar önemli: Dükkân “ufacık”tır, ocak “küçük”tür, çocuk “ufak”tır, adam “küçülmüş” bir adamdır, “küçük yüzlü”dür, halkalar da “minimini”.  İkinci paragrafın sonraki cümleleri yapılan işlere ayrılmıştır, onlar da kilit, reze, menteşe, hayvan zinciri gibi “ufak tefek” işlerdir.

Üçüncü paragrafta çilingir “adamcık” olur ve iş disipliniyle yer alır. Kendisini seyredurmuş yazarla “meşgul olmuyor görün(ür)”, ateşten çektiği halkaların ucunu “kemali dikkatle kap(ar)”, “muntazam” çalışır, işi olan zincir de “gayet dürüst ve muntazam”dır, o kadar ki “bir cilası noksan kal(ır)”.

Dördüncü paragrafta anlatıcı yazar eski’ye dair genelleme yapar: Eski binalarda gördüğümüz her şey (edevat) “müzeyyen”dir ve “nezaketle”, “ihtimamla”, “kanaat ve feragatla” işlenip yapıldığı yerler de çilingirinki gibi dükkânlardır. Bunun nedeni sanata olan “merbûtiyet-i dindarâne”dir (dindarca bağlanış). Bütün bunlar, paragrafın başındaki “şüphesiz” zarfıyla da kesinleştirilir. Fakat bugün o gün değildir: “Lanet olsun o zamana ki bütün mukaddesatı inkâr ettirmiş, kanaatleri öldürmüş, huzur ve rahatı söndürmüş, demiri kaldırmış, yerine tenekeyi doldurmuştur.”

Gençten bir adam gelir, elinde bağa gidip gelirken eşeği dürtmede kullandığı bir değnek vardır, değneği uzatıp demirciden ucuna beş on halka takmasını ister. Demirci üç beş halka alır duvardan, “sanatına vakıf bir adam sükûnetiyle” takar. Fakat genç adam, değneğin yan tarafına bir halka daha taktırmak ister, oysa usul dışıdır (usul hilafına) bu, aralarında çekişirler. Çilingir, “Olmaz!” der, “Bunun usulü böyledir.” Delikanlı “usul bozmakta” ısrarcıdır: “Canım sen tak. Nene lazım.” Çilingir: “Takılmaz evladım. Ben kırk yıldır bu sanatı işlerim.” Delikanlı: “Canım, parasıyla değil mi? Sen takıver, ötesine karışma!” İhtiyar, “parasıyla” sözüne içerler, değneği genç adamın elinden alır, eski taktıklarını da sökerek geri verir, “Biz para âşıklısı değiliz, var başka yerde yaptır” der.

İlk dört paragrafta çilingir, dükkânı ve işi hakkında kullanılan vurgulu kelimelere beşinci paragrafla birlikte “sükûnet”, “usul”, “kırk yıl” eklenir. Sekizinci paragrafta ihtiyar için “sanatının âşığıydı” denir. Arkasında, usul erkân bilir “ustalar, pirler” bulunduğu söylenir. Ve şu: “Dükkânlarını Hâlik’a ibadet eder gibi açıp kapamışlardı. Sanat onlara bahşolunmuş (bağışlanmış) bir kerametti.” Genç adamda da karşıtları buluşur: “usul hilafına”, “usul bozucu”, “parasıyla”.

“Para âşıklısı değil(dir)” çilingir. Peki kimdir? Son paragrafta anlatıcı yazar şöyle der: “O, ustalarının postunda oturur bir sanat halifesiydi.” Son cümlede de halifeye haksızlık eden paralı sisteme yüklenir: “Salahiyettar (yetkili) olmayan bir adamın, parayla, onu tebdile ne hakkı vardı!”

Karşıtlıklar üzerine kurulmuş metinler çok zaman şematik ve didaktik olur. “İhtiyar Çilingir” dördüncü, sekizinci ve dokuzuncu paragraflardaki genellemelerine rağmen açıklama, tartışma dilinin kuruluğuna düşmez. Duygu ihmal edilmez çünkü, bilginin yanı sıra hikâyeye sokulur. Genellemenin ortasındaki bir “Lanet olsun!” ünlemi, “Düşündüm kaldım” ifadesi bu işe yarar. Anlatıcı, sadece anlatan değil, hikâyeye duygularıyla katılan olur. “Evet, bu adam para âşıklısı değildi”deki “evet” de böyledir. “Şüphesiz” de.

Esendal’ın cümleleri girift değildir.[2] Kolay algılanır. Altılı sıralı cümleleri vardır, onlar için de geçerlidir bu. Şöyle ki hepsi de kolaylıkla parçalanıp basit cümlelere dönüştürülebilir. Kaynak, konuşma dilidir. Bu dilden yararlanır Esendal, onun kesik cümlelerini yazıya taşır, hatta cümleye okurla sohbet ediyormuş gibi “Emin olunuz ki…” ile girdiği bile olur. “İhtiyar Çilingir” kupkuru bir düz yazı değilse bunu Esendal’ın usta diline borçlu. Hem çok borçlu. Şundan ki bir aceminin ancak kitabi bir dille altından kalkabileceği bir konusu ve mesajı var.

Tamam, Esendal da mesajı gizlemiyor. Tarafını da açık açık söylüyor. Bugünkü anlayış ise, edebiyatta çokanlamlılıktan yana, dolayısıyla “İhtiyar Çilingir” eskimiş bir hikâyedir… Bunu diyebilir miyiz? Sanmıyorum. Dili, edebi dil çünkü. Öznel. Sonra her şeyin söylendiğini de düşünmüyorum. Sözgelimi, değneğin yan tarafına neden bir halka daha takılmaz? Bu usulün gerekçesi nedir? Hayvanları korumayla ilgisi var mıdır? Hayvan Hakları 30-35 yıllık bir kavram, hadi onu kullanmayayım.  Gerçi söylenilenlerden söylenilmeyenleri kestirmek mümkün. Ama kestirmek işte nihayetinde. Tahmin. 

“İhtiyar Çilingir”in yazıldığı 1916 tarihi de önemli. Ömer Seyfettin ve arkadaşları “Genç Kalemler”de 1911 yılında “Yeni Lisan” adıyla bir hareket başlatırlar. Amaç Türkçeyi Arapça ve Farsçanın özellikle kurallarından kurtarmak, dili sadeleştirmektir. Öz Türkçeciliğin tam karşıtı bir harekettir; şöyle ki dile yerleşmiş yabancı kelimeleri Türkçe sayar. “İhtiyar Çilingir” bu hareketin beşinci yılında yazılır ve Esendal’ın hareketle organik bir bağı olmamasına rağmen bütün Esendal hikâyeleri gibi “Yeni Lisan”ın yanındadır –bir iki tamlama dışında: kemal-i dikkatle, merbûtiyet-i dindarane. Bu da hem Servet-i Fünun Fesahatçilerinin eskimiş dillerine hem de Tasfiyecilerin kelime milliyetçiliğine karşı olmak demek. Önemli bulurum.

Özetle, edebiyat, bir dönemi, bir hayatı yahut onların bir ayrıntısını çok özel ve öznel bir dille görünür kılmak ve okuma zamanı için kapı aralamak, duruş göstermek ise  -ki öyledir- “İhtiyar Çilingir” bunu fazlasıyla yapmakta.

  Fayrap, Sayı: 54, Ağustos 2012

 



[1] İsmail Çetişli, Memduh Şevket Esendal, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1991, s. 62, 68-69, 93-94.

[2] İnternette okunmaya değer bir çalışmaya rastladım: Çimen Özçam, “‘İhtiyar Çilingir’ Hikâyesinin Metin Merkezli Dilbilimsel Eleştirisi”, Türk Dili, Sayı: 631, Temmuz 2004.   

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....